SanalAlemci

Etiket ‘Orucun faydaları nelerdir öğren’

Ramazan Ayının Değeri – Orucun Faydaları ve Hikmetleri..

Cuma, Ağustos 12, 2011 9:04 İlk Yorumu Sen Yazmak İster misin?
Ramazan Ayının Önemi – Orucun Faydaları ve Hikmetleri
  • Ramazan Ayının Değeri ;

Bugün üçüncü gününü idrak ettigimiz mübarek Ramazan ayinin, Islâm âlemi için hayirlara vesile olmasini niyaz ederek basliyorum.

Ramazan ayinin, hayirlara vesile olmasini arzu etmeyenimiz zaten olmaz.

Ancak,

Hayirlarin kendiliginden meydana gelmesi mümkün degildir.

Bunun için biz Müslümanlarin gayretleri sarttir.

Bu gayretlerin hizlanmasi için en güzel vesile, su anda yasadigimiz mübarek Ramazan ayidir.

Bir sahabi, Sevgili Peygamberimiz’den, kendisinin Cennete gitmesi için dua istemisti.

Hz. Resûlullah,

“Ben dua ederim, ama sen de ibadetlerinle bana yardimci ol” buyurmustu.

Yani, Peygamberimiz’in duasinin yerini bulmasi için, o kisinin de gayreti sartti.

Bizler için de durum aynidir.

Yani her hayirli sey için gayret etmemiz gerekir.

Bunun için lâzim olan zaman da, imkân da önümüzdedir.

Yapilacak sey, mübarek Ramazan ayinda bol bol dua ve ibadet…

Nasil Peygamberimiz’in kendi dualari kabul ediliyor idiyse, Ramazan ayinda yapilacak ihlasli dualarin kabul edilecegini de yine Peygamberimiz haber veriyor.

O halde, geriye sadece yine bizim gayretlerimiz kaliyor.

Bir topluluk ne için çalisirsa, Allah ona onu verecegini vaadediyor.

Dünya için çalisirsa dünyayi, ahiret için çalisirsa ahireti.

Sadece dünya için çalisanlarin, ahiret nimetlerinden mahrum kalacaklarini da yine Rabbimiz haber vermektedir.

Hem dünya, hem de ahiret için çalisanlar ise, her ikisine de kavusurlar.

Iste Kur’an’in beyani:

“Kim ahiret kazancini istiyorsa, onun kazancini artiririz. Kim de dünya kârini istiyorsa ona da dünyadan bir seyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz.” “Sûrâ, 20)

Bu âyette hem müjde, hem de büyük bir ihtar vardir.

Ahiret için çalisanlarin gayretleri, baska bir âyette de bildirildigi gibi, en az bire 10 misliyle karsilik bulacaktir.

Bununla da kalmayacak, kulun ihlas ve samimiyeti nisbetinde, bire 700’e kadar çikarilacaktir.

Sayilari gayet az olmakla beraber sevabi daha fazla çikan kullar da vardir.

Bunun yaninda, dünyada da o kimselerin isleri bereketli olur.

Sadece dünya menfaati için çalisanlarin ise ahiretleri haraptir.

Onlara ahirette bir yardimci da olmayacaktir.

Peygamberimiz (sav) buyuruyorlar ki:

“Hz. Allah buyuruyor ki, ‘Insanoglunun oruç disinda yapmis oldugu ibadetler, on kat ile 700 kat arasinda mükâfatlandirilir. Oruca gelince, o sirf benim için yapilan bir ibadettir ve mükâfatini da yalniz ben tayin ederim. Çünkü, oruçlu sirf benim rizam için cinsî arzularini, yemeyi-içmeyi terketmektedir.’ Oruç, (günahlara karsi) bir kalkandir…”

“Bu ay sabir ayidir. Sabrin sevabi ise cennettir.

Bu ay Müslümanlar arasinda yardimlasma ve mü’minin rizkinin bol oldugu bir aydir.

Bu ayda kim bir oruçluya iftar yaptirirsa, hem bir köle azad etmis gibi sevap kazanir, hem de günahlari affedilir.”

Sahabilerin,

-Ya Resûlallah! Hepimizin oruçluya iftar verecek imkânimiz yoktur, demeleri üzerine Peygamberimiz söyle buyurdu:

“Bu sevap, oruçluya bir hurma veya bir yudum süt, yahut bir yudum su ikram edene de verilir.

Bunun yaninda, kim bir oruçlunun karnini doyurursa, günahlari affedildigi gibi, Allah ona benim havzimdan bir kere içirir ve o kimse cennete girinceye kadar artik hiç susamaz.

Ayrica, oruçlunun sevabindan hiç eksilme olmaksizin, onu doyuran kimseye onun aldigi kadar sevap verilir.”

Baska bir hadis-i seriflerinde buyuruyorlar ki:

“Bu ayda yapilan herhangi bir hayir ve ibadet diger aylarda yapilan farz gibidir.

Bu ayda farz bir ibadeti yerine getiren kimse, diger aylarda yetmis farz yapan bir kimse kadar sevap kazanir.”

“Ramazan ayi Allah’in ayidir. Bu ayin diger aylar karsisinda üstünlügü, Allah’in kendi yarattiklarina karsi-kiyas kabul etmez-üstünlügü gibidir.”

Fakih Ebülleys Semerkandî, Tenbihül Gafilin isimli eserinde zikrediyor.

Hazret-i Ali Radiyallahu Anh diyor ki:

“Hz. Ömer (ra) benden duydugu bir hadise dayanarak, mescitte teravih namazi kilinmasini geleneklestirdi.”

Hz. Ali, sonralari bir Ramazan gecesi evinden çikip da mescitlerde Kur’an okundugunu ve bunlari kandillerin aydinlattigini görünce,

-Hz. Ömer nasil mescitlerimizi Kur’an’la nurlandirdiysa, Allah da onun kabrini aydinlatsin” diye dua etmistir.

Hz. Osman’in da ayni sözleri söyledigi rivayet edilmistir.

Bakalim bu senede, geçen senelerde oldugu gibi, Müslümanlarin zihinlerini teravih namazi hakkinda bulandirmaya çalisacaklar mi, yoksa ortaya baska meseleler mi atacaklar.

“Teravih namazinin 20 degil 8 rek’at oldugu” gibi, ilimden ve arastirmadan uzak sözler, üzerinde durulacak lâflardan degildir.

Teravih namazi, 5 vakti kilmayanlarin bile kildigi meshur bir namazin kaç rek’at oldugu, 14 tane 100 sene geçtigi halde hâlâ anlasilamamis olur mu hiç?

Islâm âleminde teravih namazinin en az 20 rek’at olarak kilindigi hiçbir Islâm toplulugunun 20 rek’attan asagi teravih namazi kilmamasi da meseleyi ortaya koymaktadir.

Çünkü Peygamberimiz, “Benim ümmetim sapiklik üzerinde toplanmaz” buyuruyorlar.

Ali Eren – Akit Gazetesi – Ekrem Yolcu

Orucun bircok maddi ve manevi faydalari vardir. Bunlardan bazilari söyledir:

1. Insan nefsinin asiri isteklerine ve ihtiraslarina engel olur. Oruc tutanlar daha sabirli ve metin olurlar. Peygamberimiz: “Oruç sabrin yarisidir.” buyurmustur ve ayni zamanda: ”Sabir imanin yarisidir.” hadis-i serifleriyle orucun, imanin dörtte biri oldugu sâbit olmustur.
2. Senenin diger aylarinda devamli calisan ve yorulan mide oruc araciligiyla dinlenme imkâni bulur.
3. Oruc, toplumun ahlâki hayatini degistirir, iyiye ve güzele götürür.
4. Zenginler, oruc sayesinde fakir ve yoksullarin durumunu daha iyi anlar. Böylece bireyler arasinda yardimlasma, acima, sefkat ve merhamet duygulari gelisir.
5. Ilâhi bir emir oldugu icin ramazanda kendisine helâl olan seyleri yapmayan kimse haramlara hic yaklasmaz.

Bunlardan baska orucun bir cok dini yararlari vardir:

3082 – Hz. Ebu Hüreyre (radiyallahu anh) anlatiyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Ademoglunun her ameli katlanir. (Zira Cenab-i Hakk’in bu husustaki sünneti sudur:) Hayir ameller en az on misliyle yazilir, bu yediyüz misline kadar çikar. Allah Teâla Hazretleri (bir hadis-i kudside) söyle buyurmustur: “Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sirf benim içindir, ben de onu (diledigim gibi) mükâfaatlandiracagim. Kulum benim için sehvetini, yiyecegini terketti.”

“Oruçlu için iki sevinç vardir: Biri, orucu açtigi zamanki sevincidir; digeri de Rabbine kavustugu zamanki sevincidir. Oruçlunun agzindan çikan koku (halüf), Allah indinde misk kokusundan daha hostur.”

3104 – Hz. Aise ve Hz. Hafsa (radiyallahu anhümâ) buyurdular ki: “Sadece safaktan önce niyet edenlerin orucu muteberdir.”

„Bir kimse ramazanin faziletine inanarak ve mükafatini Allah’dan ummarak oruc tutarsa gecmis günahlari affolunur.”

Ramazan-i serifteki oruç, Islâmiyet’in bes sartindan birincilerindendir ve Islâm’in seâirlerinin en mühimlerindendir. Ramazan ayindaki oruç sadece aç kalmaktan ibaret degildir; saymakla bitmeyecek pek çok hikmetleri vardir. Bu hikmetlerinden bazilarini kisaca söylece siralayabiliriz:

1- Cenâb-i Hakk yeryüzünü bir nimet sofrasi seklinde yaratip, umulmadik tarzda ve hadsiz hesapsiz nimetlerle donatmistir. Böylelikle ‘rubûbiyetini’, ‘rahmâniyetini’ ‘rahîmiyetini’ insanlara göstermistir. Ancak insanlar gaflet perdesi altinda olduklari veya unuttuklari için bu hakikati tam göremeyebiliyorlar. Ramazan ayinda ise disiplinli ve muntazam bir ordu hükmüne geçen mü’minler, iftar vakti “Buyurunuz!” emrini duymadan ellerini nimetlere sürmezler. Gafletleri kirilir ve o Yüce Rabb’e karsi gerçek bir ‘abd’, hakiki bir ‘kul’ tavrini takinirlar. Hem de topyekûn, tüm âlem-i Islâmla birlikte…

2-Insanlar maiset, yani geçim yönünden farkli farkli yaratilmistir. Böylelikle Yüce Yaratici zenginlere fakirlere yardim etmelerini emretmistir. Bunun için de her insana insanlara karsi sefkat etme hissi verilmistir. Ancak Ramazan ayi disindaki vakitlerde aç insanlarin açliklari tam olarak hissedilmedigi için bu sefkat hissi tam uyanmaz. Ramazan ayinda ise en zenginden en fakire kadar herkes açlik hissini tadar. Herkes kendinden bir derece daha fakiri bulabilir ve ona sefkat ve yardimla mükelleftir. Iste Ramazan ayindaki oruç, bu hissi uyandirdigi için sosyal hayatin huzuruna vesile olur.
ORUÇ ŞÜKRÜN ANAHTARIDIR

3-Insan, kendisine verilen nimetlere karsi sükürle mükelleftir. Insanin yaratilis gayesi de sükürdür. Sükür ise ancak ‘nimetin kiymetini takdir etmek’, ‘nimeti dogrudan dogruya Allah’dan bilmek’ ve ‘nimete ihtiyaç hissetmek’le mümkündür. Ramazan-i Serif disinda insan, hakiki açligi tam hissetmedigi için nimetlerin kiymetlerini takdir edemiyor. Ramazan’da ise aç kalmakla “Bu nimetler benim mülküm degil! Çünkü bunlarin kullanilmasinda hür degilim” deyip nimeti nimet bilir ve gerçek vazifesi olan sükre yönelmis olur.

4-Ramazan-i Serifteki oruç, maddî ve manevî bir perhizdir. Insan Ramazan ayi disinda diledigince yemek ve içmek ister. Bu sekilde bedenine çokça zarar verdigi gibi, helâl ve haramlara dikkat etmedigi için de manevî olarak da zarar görür. Artik bu hâldeki nefis dizginlenemez; nefis dizginleri ele geçirir, insana her istedigini yaptirtir. Ramazan-i Serif’teki oruç vasitasiyla nefis perhize alisir, riyazete çalisir ve ‘emir dinlemeyi’ ögrenir. Demek ki Ramazan ayindaki orucun nefsin islahinda mühim bir tesiri vardir ve cihâd-i ekber olan nefisle mücadelede en tesirli silah oruçtur.

5-Oruç dogrudan dogruya nefsin gururunu, enâniyetini, kibrini kirar ve insana aczini, fakrini, noksanliklarini hissettirir, kul oldugunu bildirir. Hadisin rivayetlerinde vardir ki: Cenâb-i Hakk nefse demis: “Ben neyim, sen nesin?” Nefis: “Ben benim, Sen sensin!” demis. Cenâb-i Hakk nefse azab vermis, atese atmis yine ayni soruyu sormus, nefis de ayni cevabi vermis: “Ben benim Sen sensin!” Hangi azab verilirse verilsin nefis firavunluktan vazgeçmemis. Daha sonra Cenâb-i Hakk nefsi aç birakmis ve ayni soruyu tekrarlamis: “Ben neyim, sen nesin?” Nefis demis: “Sen Rahîm olan Rabbimsin, ben ise âciz bir kulunum”.

Orucun en mükemmeli bütün hislere, azâlara, duygulara oruç tutturmak, hepsini Allah’in râzi olacagi fillerle mesgul etmektir. Haramlardan, mekruhlardan hatta mâlâyani dedigimiz bos ve yararsiz islerden bütün âzâ ve hislere el çektirmektir. “Nice oruç tutan vardir ki, onlardan kendilerine kalan yalnizca açlik ve susuzluktur” nebevî ihtarindaki kimseler gibi olmamak için gayret göstermektir. Ramazan-i Serif hepimize mübârek olsun! Hakk Teâlâ tutacagimiz oruçlari kabûl etsin. Âmîn.

Kaynak: Akit Gazetesi

37 Görüntülenme

Bu Kategori Altında Yayınlanmıştır: Ramazan Özel Etiketler: , , , , , , ,

Orucun Hikmetleri ve Faydaları Hakkında Bilgiler

Salı, Ağustos 17, 2010 15:29 İlk Yorumu Sen Yazmak İster misin?

Orucun Hikmetleri ve Faydaları Hakkında

Allah’ın her emrinde olduğu gibi oruçta da birçok hikmetler ve bizim için pek çok faydalar olduğu bilinen bir gerçektir. Orucu Allah rızası için tutmakla beraber, bunları da gözönünde bulundurarak değerlendirmek durumundayız. Orucun başlıca faydaları şunlardır:

Oruç Kötülüklerden Korur

Kur’an-ı Kerimde orucun farz kılındığını bildiren ayetin sonundaki “ta ki korunasınız” ifadesi orucun hikmetine dikkatimizi çekmektedir.

Allah Tealâ, her derde bir deva, her hastalığa bir ilaç verdiği gibi kötülüklere karşı da korunma vasıtaları vermiştir. İşte orucun bir özelliği de bizi kötülüklerden koruyan bir ibadet oluşudur.

Nitekim Peygamberimiz orucun bu özelliğini hepimizin kolayca anlayabileceği şekilde güzel bir benzetme ile açıklayarak şöyle buyurmuştur:

“Oruç bir kalkandır, o halde oruçlu kötü söz söylemesin. Kendisi ile çekişip kavga etmek isteyen kimseye iki defa, “ben oruçluyum” desin.” 24

Bilindiği gibi kalkan, savaşlarda kişiyi düşmanın kılıcından koruyan bir vasıta idi. Kalkan, sahibini düşmandan koruduğu gibi oruç da aynı şekilde kişiyi kötülüklerden ve günah işlemekten korur. Oruçlu, kötülüğü başlatan kişi olmayacağı gibi, kendisine fena söz söyleyen ve kavga etmek isteyenlerin bu davranışlarına karşılık: “Ben oruçluyum, ben oruçluyum” diyerek nefsine hakim olacak ve kendisini kavganın içine çekmek isteyenlere uymayacaktır. Böylece oruç, bir kalkan gibi kişiyi kötülüklerden korumuş olacaktır.

Oruç, kişiyi sadece kötülüklerden korumakla kalmayacak, onu cehennem ateşinden de koruyacaktır. Çünkü, insanı cehenneme sürükleyen kötülüklerdir, bunlardan uzaklaşan cehennemden de uzaklaşmış demektir.

Her kötülüğün başı, Allah’ı unutmak ve sorumluluk duygusunu kaybetmektir. Halbuki oruç, bize daima Allah’ı hatırlatır, sorumluluk duygusunu geliştirir. Bir ay boyunca devam eden bu manevî eğitim sonucu Allah korkusu kalblere iyice yerleşir,bunun olumlu tesiri ile de insan davranışlarını kontrol altına alarak her türlü kötülükten uzaklaşmış olur.

Oruç Ahlâkımızı Güzelleştirir

Oruç, belirli bir süre basit bir aç kalma olayı değildir. Onu sadece bu yönüyle değerlendirmek son derece yanlış olur. Oruç, köklü bir irade terbiyesi, insanı kötü alışkanlıklardan temizleyen, çirkin davranışlardan uzaklaştıran ve iyi huylar kazandıran bir ahlâk eğitimidir.

Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor: “Her kim yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmazsa Allah onun yemesini, içmesini bırakmasına değer vermez.” 25

Bu hadis-i şerifte orucun yüksek hedefi açıkça gösterilmiş, oruç tuttuğu halde kötü huyları terketmeyenlerin oruçlarına Cenab-ı Hakk’ın değer vermeyeceği bildirilmiştir.

Konunun önemi hakkında peygamberimiz diğer bir hadis-i şerifinde biraz daha açıklık getirerek buyuruyor ki:

“Çok oruç tutanlar var ki onlara tuttukları oruçlardan sadece açlık ve susuzluk kalır. Çok gece ibadet edenler vardır ki onlara da bundan kalan sadece uykusuzluktur.” 26

Bu kimseler, helâl olan şeylerden uzaklaştıkları halde, esas uzaklaşmaları gereken haramlardan uzaklaşmadıkları için ibadetlerinden bekledikleri karşılığı bulamayacaklardır.

Görülüyor ki orucun asıl gayesi, insanı kötülüklerden uzaklaştırarak olgunlaştırmak, ahlâk ve fazilet sahibi olmasını sağlamaktır.

İslâm bilginleri orucun üç mertebesi olduğunu bildirmişlerdir:

Birincisi; imsaktan akşama kadar yemekten, içmekten ve cinsel arzulardan sakınmak suretiyle tutulan oruçtur. Bu oruç, şartları yerine getirildiği için sahihtir. Ancak bunun gayesine ulaşması için oruçlunun ikinci basamağa yükselmesi lâzımdır.

İkincisi; birinci maddedekilerle birlikte, kulak, göz, dil, el, ayak ve diğer organları günahlardan uzaklaştırmak suretiyle tutulan oruçtur. Makbul olan oruç budur. Çünkü bu, organlar üzerinde olumlu etkisini gösteren ve sahibine ahlâkî faziletler kazandırarak gayesine ulaşan oruçtur.

Üçüncüsü; birinci ve ikinci maddedekilerle beraber gönlünde Allah’tan başkasına yer vermemek, kalbini Allah’tan başka şeylerle meşgul etmemek suretiyle tutulan oruçtur. Oruçta ulaşılan en yüksek derece budur. Peygamberlerin ve Allah’ın veli kullarının tuttuğu oruç budur.

Oruçlu, önce helâl olan yiyecek içecek ve cinsel arzularından geçici bir süre uzak kalarak iradesine hakim olmayı öğrenir. Bu irade terbiyesi ile organlarının her türlü kötülükten uzaklaşmasını sağlayan mü’min, nihayet kalbini de kötü duygulardan arındırarak âdeta melekleşir. Maddî bağlardan, fani ihtiraslardan uzaklaştıkça kulluğun zirvesine ulaşır ve Allah’a yaklaşır.

Oruç İnsanı Sağlıklı Yapar

Orucun, ruh ve beden üzerinde olumlu etkileri ve vücut sağlığı bakımından faydalı sonuçları tıbben de kanıtlanmış bir gerçektir. Pek çok hikmetleri olan oruç emrinin bu yönüne de Peygamber Efendimiz dikkatimizi çekerek şöyle buyurmuştur:

“Oruç tutunuz ki sağlıklı olasınız.”27

Peygamberimizin bu evrensel mesajının taşıdığı mânâ, çağlara ışık tutmakta, dinimizin emirlerindeki sır ve hikmetler zaman geçtikte daha iyi anlaşılmaktadır.

Burada sözü, konunun uzmanı olan tıp doktorlarına bırakarak orucun sağlık yönünden faydalarını bir kere de uzmanlarından dinleyelim:

“Sağlam insanlara orucun hiç bir zararı yoktur. Aksine “Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz” hadis-i şerifinde işaret buyurulduğu veçhile, vücûda faydası vardır. 8-16 saat sindirim cihazının, karaciğerin dinlenmesi kendi kendini toparlaması büyük bir faydadır.” 28

“Oruç normal sıhhatli olan insanlar için çok faydalı bir perhiz teşkil eder. Az yemek ve itidal ile yaşamak sonucu oruç tutanlar genellikle Ramazanda bir kaç kilo zayıflarlar. Bu suretle 11 ay zarfında vücutta depo edilen zararlı yağlar erimiş olur. Bu ise asrımızda herkese tavsiye edilen en mühim sağlık kuralıdır. Çünkü şişmanlık şeker hastalığına pek yakındır. Ayrıca damar sertliği, kalb hastalığı, tansiyon yüksekliği ve buna bağlı pek çok hastalığa müsait bir zemin hazırlar. Demek oluyor ki oruç, bütün bu dertlerden insanı koruyucu bir etki yapar.”29

Bu gerçeği, sadece bizim bilim adamlarımız değil, konuyu inceleyen yabancı bilim adamları da dile getirmektedir:

1940 Nobel Tıp ödülünü kazanan ünlü bilim adamı, Dr. Alexis Carrel (Aleksi Karel) “L’Hamme, Cet İnconnu” adlı eserinde: “Oruç sırasında organizmalarda depo edilmiş besin maddelerinin harcandığını, sonradan bunların yerine yenilerinin geldiğini, böylece bütün vücutta bir yenilenme olduğunu ve orucun sağlık bakımından çok yararlı olduğunu.” söyler. 30

Orucun faydaları sadece bedenimizle ilgili değildir. Onun ruhumuzda ve sinir sistemi üzerindeki olumlu etkileri ve bu ibadetten oruçlunun duyduğu iç huzuru, pek çok manevî rahatsızlığı tedavî ederek kişiye güçlü bir moral kazandırır.

“Oruçta asıl sinir sistemi tam bir rahatlama içindedir. Bir ibadeti yerine getirme mutluluğu bizdeki gerginliklerin, huzursuzlukların hemen hemen tümünü yok eder. Günümüzün en önemli iç sorunlarından olan stresler böylece büyük ölçüde kalkar.”

Oruç Nimetlerin Kıymetini Öğretir

Nimet elde iken değeri gereği gibi bilinemez. İnsan sahip olduğu nimetlerin değerini ancak bunlar elden çıktıktan sonra anlayabilir. Fakat iş işten geçtiği için artık bunun yararı olmaz.

Oruç tutmakla bir süre nimetlerden uzak kalan kimse bunların değerini daha iyi anlar. Sahip olduğu nimetlerden bir süre uzak kalmak insana, onları daha iyi korumasını, israf etmemesini ve nimetleri kendisine veren Allah’a daha çok şükretmesini öğretir. Nimetlere şükür ise onların çoğalmasına vesile olur.

Allah Tealâ şöyle buyuruyor:

“Andolsun, şükrederseniz elbette (nimetimi) artırırım.” 32

Oruçlu Sabırlı Olmayı Öğrenir

Sabır, başarıya ulaşmanın en önemli şartlarından biridir. Sahip olduğu helâl şeylere oruçlu olduğu için el sürmeyen kimse; iradesine hakim olmuş, nefsini zorluklara alıştırarak terbiye etmiş ve üstün bir meziyet kazanmış olur.

Böyle bir insan hayatta karşısına çıkabilecek sıkıntılar karşısında sarsılmaz, bunlara kolaylıkla sabreder ve güçlükleri yenerek başarıya ulaşır. Acılı ve üzüntülü durumlar karşısında sabır ve tahammül göstererek soğukkanlılığını korur.

Orucun askerlik ve yurt savunması bakımından da ayrı bir önemi vardır. Savaş zamanlarında cephedeki asker, yiyecek ve içecek bulamadığı zaman açlığa ve susuzluğa katlanmak zorunda kalabilir. oruç tutmaya alışmış olanlar, böyle zorluklara daha kolay dayanırlar.

Orucun Sosyal Faydaları

Orucun fert bakımından pek çok faydaları yanında toplumun huzuruna da sağladığı çok önemli faydaları vardır.

Oruç, insanın şefkat ve merhamet duygularını geliştirerek bunun topluma sevgi ve yardım şeklinde yansımasını sağlar.

Hayatında açlık nedir bilmeyen bir insan yoksulların çektiği açlık ve sıkıntıyı gereği gibi anlayabilir mi? “Bir eli yağda, bir eli balda” olan varlıklı bir kimse yoksulların çektiği ızdırabı yüreğinde duyabilir mi?

Elbetteki, gereği gibi duyamaz.

Fakat oruç tutan kimse açlığın ne demek olduğunu bizzat tatmış olduğundan yokluk içinde kıvranan fakirlerin, kimsesizlerin çektikleri sıkıntıları içinde duyarak şefkat ve acıma duyguları gelişir. Bunun sonucu olarak da fakirlere yardım elini uzatarak sıkıntılarını giderir, toplumun huzur ve mutluluğuna katkıda bulunur.

Dinimiz, bütün müslümanları tek bir vücut gibi kabul etmiş, müslümanların birbirlerinin dertleri ile ilgilenmelerini istemiştir.

Peygamberimizin, “Yanıbaşında komşusu aç olduğu halde tok yaşayan, olgun mü’min değildir” 33anlamındaki sözü, konunun önemini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Bizim için en güzel örnek olan sevgili Peygamberimiz insanların en cömerdi idi.

Ramazan ayında cömertliği doruk noktasına ulaşır, elinde ne varsa yoksullara dağıtırdı.

Peygamberimizin saygı değer eşi Hz. Aişe diyor ki: “Allah’ın Rasûlü üç gün peşpeşe karnını doyurmamıştır. İsteseydi doyururdu. Lâkin o, yoksulları doyurup kendisi aç kalmayı tercih ederdi.” 34

Onun ahlâk ve fazilet dolu yaşayışını örnek alan müslümanlarda da aynı davranışları görüyoruz.

Hz. Ömer’in halifeliği zamanında dokuz ay süren bir kıtlık olmuştu. Ömer, “ihtiyaç sahipleri bize gelsin” diye halka duyuru yapmış; kendisi de, müslümanlar bolluğa kavuşuncaya kadar ekmekle beraber zeytin yağından başka katık yemeyeceğine yemin etmişti.

Makbul Olan Oruç

Oruç, belirli bir süre sadece yemeyi, içmeyi bırakmak değil, aynı zamanda her türlü kötülükten de uzaklaşmıştır.

Helâl olan yiyecek ve içeceklerden uzak durduğumuz gibi;

- Dilimiz, yalandan,

- Ellerimiz, haram işlerden,

- Midemiz, haram lokmadan,

- Gözlerimiz, harama bakmaktan,

- Kulaklarımız, yalan ve dedikodu dinlemekten,

- Ayaklarımız kötü işler peşinde koşmaktan uzaklaşarak, oruçtan nasibini almalı ve ömür boyu böyle devam etmelidir.

Oruçlu, çeşitli yemeklerle donatılmış sofranın başında iftar vaktine bir dakika kalsa bile, helâl olan yiyecek ve içeceklere elini sürmez. Çok acıkmış ve susamış olsa bile sabırla iftar vaktini bekler. Bu, zoraki bir bekleyiş değil, içten gelen umut dolu huzurlu bir bekleyiştir.

Mü’minin, Allah’ın emri karşısında gösterdiği bu teslimiyet nefis terbiyesi ve iradeye hakim olma eğitiminin çok olumlu bir sonucudur.

İnsanı, nefsanî arzularının esiri olmaktan kurtarıp âdeta melekleştiren gerçek bir eğitimdir bu.

Böyle bir eğitimden geçen mü’min;

- Helâl olan şeylere bile elini sürmezken, nasıl olur da harama el uzatabilir?

- Vücuda faydalı olan yiyecek ve içecekleri istediği zaman bırakabildiği halde, nasıl olur da vücuduna zararlı olan içkilerden ve kötü alışkanlıklardan vazgeçmez?

- Meşru olan cinsel arzularından vazgeçen mü’min, nasıl olurda haram yollara düşebilir? Zina ve fuhuş gibi meşru olmayan ilişkilerde bulunabilir?

Orucun olumlu etkileri hayatımıza yansıdığı ölçüde oruç gayesine ulaşmış ve oruçludan beklenen gerçekleşmiş olacaktır.

Orucun Vakti

Farz olan orucun vakti, Ramazan ayının günleridir. Oruç ay takvimine göre tutulur. Bilindiği gibi kameri aylar güneş takvimindeki aylara göre on gün önce gelir.

Böylece Ramazan orucuna her yıl on gün erken başlandığından Ramazan ayı yaklaşık 33 yılda sıra ile yılın bütün mevsimlerini dolaşmış ve oruç tutacağımız zamanlar da değişmiş olur. Bu durum, müslümanın değişik mevsimlerde oruç tutmasını ve dolayısıyla her mevsimin zorluklarına kendini alıştırmasını ve yoksulların çeşitli mevsim şartlarında çektikleri sıkıntıları anlamasını sağlar.

Bilindiği gibi dünya üzerinde bölgeler arasında önemli farklar vardır. Meselâ; Kuzey yarım kürede kış iken güney yarım kürede yaz hüküm sürmektedir. Eğer oruç, güneş takvimine göre belirli bir mevsimde tutulsaydı, bazı bölgelerdeki müslümanlar ömür boyu soğuk mevsimde oruç tutarken bazıları daima sıcak günlerde tutacak, aynı şekilde müslümanların bir kısmı daima uzun günlerde oruç tutarken, bir kısmı da kısa günlerde tutmuş olacaktı. Böylece bazı müslümanlar orucu her zaman kolaylıkla tuttuğu halde bazıları da daima güçlük içinde tutmak zorunda kalacaktı.

Orucun, yılın bütün mevsimlerini sıra ile dolaşan kameri bir ayda (Ramazanda) tutulması ile bu sakıncalar ortadan kalkmıştır.


Kaynak: diyanet.gov.tr

171 Görüntülenme

Bu Kategori Altında Yayınlanmıştır: Ramazan Özel Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,