Etiket ‘Merak’
Domuz gribi hakkında merak edilenler ve Cevapları !
Salı, Kasım 3, 2009 3:51 İlk Yorumu Sen Yazmak İster misin?Domuz gribi ile ilgili merak edilenler sorular ve cevapları ;
Domuz gribi nedir?
Domuz gribi, A (H1N1) tipi virüsten kaynaklanan, insanlarda hastalığa yol açan viral bir hastalıktır. Hastalık ilk kez Meksika ve ABD’de görülmüş ve daha sonra birçok ülkeye yayılmıştır.
Bu yeni H1N1 virüsü neden” domuz gribi olarak adlandırılmaktadır?
Bu virüse “ domuz gribi” denmesinin sebebi, domuzlar arasında görülen grip virüslerine çok benzediğinin gösterilmiş olmasıdır. Bu yeni virüs insan, domuz ve kuş virüslerinin bir karışımıdır.
Domuz gribi (A/H1N1) virüsü bulaşıcı mıdır?
Domuz gribi A(H1N1) virüsü bulaşıcıdır ve insandan insana geçmektedir.
Domuz gribinin (A/H1N1) belirtileri nelerdir?
Domuz gribinin belirtileri, insanlarda görülen grip belirtilerine benzerdir. Bunlar:
Ateş,
Öksürük,
Boğaz ağrısı,
Yaygın vücut ağrısı,
Baş ağrısı,
Üşüme ve
Yorgunluk
gibi belirtileri içermektedir. Bazı vakalarda kusma ve ishal de görülebilmektedir.
Domuz gribi (A/H1N1) nasıl bulaşmaktadır?
Domuz gribinin de yine mevsimsel griple aynı şekilde yayıldığı düşünülmektedir. Grip virüsleri insandan insana öksürük ve hapşırma yoluyla bulaşmaktadır. Grip virüsü bulaşan bir yere dokunulduktan sonra, eller ağız ya da buruna götürüldüğünde de hastalık bulaşabilir.
Sulardan domuz gribi (A/H1N1) virüsü bulaşabilir mi?
İçme, kullanma ve havuz sularıyla bulaşma gösterilmemiştir.
Domuz gribini tedavi eden ilaçlar var mıdır?
Evet. Domuz gribinin tedavisi veya bu hastalıktan korunmak için doktor kontrolünde kullanılabilecek ilaçlar mevcuttur. Bu ilaçlar doktor tarafından önerilmedikçe, reçetesiz olarak kesinlikle kullanılmamalıdır.
Hastalığa yakalanan kişiler ne kadar süreyle bulaştırıcıdır?
Kişiler, belirtilerin başlamasından bir gün öncesi ve 7 gün sonrasına kadar bulaştırıcıdırlar.
Daha çok hangi yüzeyler bulaşma kaynağıdır?
Öksürük ve hapşırma yoluyla, hasta kişinin tükürük zerrecikleri havaya yayılarak sandalye, masa gibi yüzeylere bulaşabilir. Kişi virüsün bulaştığı bir yere dokunduktan sonra ellerini ağzına, gözlerine veya burnuna sürerse virüs bulaşabilir. Bu yüzeylerde virüsün ne kadar süreyle canlı kalabileceğini etkileyen ısı, nem oranı, yüzey niteliği gibi pek çok faktör söz konusudur. Hasta kişinin temasının olduğu bu yüzeylere dokunulmamalı, herhangi bir sebeple dokunulduysa eller yıkanmalıdır.
Ev ve eşyaların temizliğinde nelere dikkat etmek gerekir?
Grip virüsünün yayılmasını önlemek için, yüzeylerin (masalar, kapı kolları, banyo yüzeyleri, mutfak tezgahı, oyuncaklar vb) günlük temizlikte kullanılan deterjanlarla temizlenmesi yeterlidir. Günlük kullandığımız temizlik maddeleri dışında klor, hidrojen peroksit, iyotlu antiseptikler ve alkol gibi bazı kimyasal maddeler de etkilidir.
Hastalara ait çarşaf, çamaşır, havlu ve kap kacağın ayrı olarak yıkanmasına gerek yoktur. Ancak, bu eşyalar yıkanmadan başkası tarafından kullanılmamalıdır. Bu çarşaflar mümkün olduğunca elle temas edilmeden taşınmalı ve yıkanmalıdır. Hastanın çarşafları, çamaşırları değiştirildikten sonra eller mutlaka sabunlu suyla yıkanmalıdır. Hastaya ait kap kacak ya bulaşık makinesinde ya da elde deterjan kullanılarak yıkanmalıdır.
Domuz gribinden kendimi nasıl koruyabilirim?
Domuz gribinden korunmak için aşı yaptırılmalıdır.
Aşağıdaki önlemleri alarak sadece gripten değil; grip gibi solunum yoluyla bulaşan tüm hastalıklardan kendinizi koruyabilirsiniz:
- Öksürme ve hapşırma sırasında ağzınızı ve burnunuzu bir mendil ile kapatınız. Mendilinizi kullandıktan sonra çöp sepetine atınız.
- Öksürdükten ve hapşırdıktan sonra ellerinizi bol sabun ve suyla yıkayınız. Alkol içeren el yıkama antiseptikleri de etkilidir.
- Kirli ellerinizle gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza dokunmayınız.
- Domuz gribine yakalanırsanız, belirtilerin başlamasından 7 gün sonrasına ya da belirtilerinizin tamamen geçmesinden bir gün sonrasına kadar evde istirahat ediniz.
- Hastalığın bulaşmaması için çevrenizdeki kişilerden uzak durunuz.
- Bulunduğunuz mekanı sık sık havalandırınız.
Hastalıktan korunmak için ellerimi nasıl yıkamalıyım?
Ellerinizi 15-20 saniye süreyle su ve sabunla yıkamalısınız. Su ve sabuna ulaşamadığınız yerlerde alkol içeren el antiseptikleri kullanabilirsiniz. Şekillerle el yıkamayı görmek için tıklayınız.
Hastalanırsam ne yapmalıyım?
Domuz gribi şüpheli bir kişi ile temastan sonraki 7 gün içinde kendinizde yukarıda sıralanan hastalık belirtileri olduğunu hissederseniz hemen bir doktora başvurmalısınız. Doktorunuz herhangi bir teste ya da tedaviye ihtiyacınızın olup olmadığına karar verecektir.
Eğer hastalandıysanız veya hastalık belirtilerini gösteriyorsanız evde istirahat ediniz ve çevrenizdeki kişilerden de onlara bulaştırmamak için uzak durunuz.
Erişkinlerde acil müdahale gerektiren belirtiler nelerdir?
Zor nefes almak veya nefes darlığı
Bilinç bulanıklığı
Sık ve uzun süreli kusma
Çocuklardaki acil müdahale gerektiren belirtiler nelerdir?
Hızlı veya zor nefes alma
Vücutta solgunluk ya da morarma
Beslenememe
Uyarılara cevapta azalma ve uykuya meyil
Huzursuzluk
Ateşle beraber döküntü görülmesi
Kaynak; grip.saglik.gov.tr
274 Görüntülenme
İslami Bilgiler | Sorular Ve Cevaplar |Merak Ettiğiniz Herşeyin Cevabı!
Cuma, Eylül 11, 2009 4:30 1 YorumAramak istediğiniz kelimeyi ”CTRL” ”F” tuş kombinasyonunu kullanarak sayfada arama yapabilirsiniz. (”Vurgula” seçeneğini tıklayınız)
Elhamdülillah Müslümanım.
2. Müslümanım demenin manası nedir?
Allah’ı bir bilmek, Kur’an-ı Kerim’i ve Muhammed Aleyhisselam’ı tasdik etmektir.
3. Ne zamandan beri Müslümansın?
“Bela” dediğimiz zamandan beri Müslümanım.
4. “Bela” zamanı neye derler?
Misak’a derler. Yani Cenab-ı Hakk ruhlarımızı yarattığı vakit bunlara hitaben:
“Elestü birabbiküm” yani (Ben sizin rabbiniz değil miyim ?) diye sordu.
Onlar da: “Bela” (Evet Rabbimizsin) dediler. O zamandan beri Müslümanım demektir.
5. Rabbin kimdir?
Allah
6. Seni kim yarattı?
Allah
7. Sen kimin kulusun ?
Allah’ın kuluyum.
8. Allah kaçtır diyenlere ne dersin?
Allah birdir derim.
9. Allah’ın bir olduğuna delilin nedir?
Sure-i İhlas’ın ilk ayeti kerimesidir.
10. Bunun manası nedir?
Sen söyleki ey Habibim Allah birdir..
11. Allah’ın varlığına akli delilin nedir?
Bu alemin varlığı ve alemdeki nizam ve intizamın devamıdır.
12. Allah’ın zatı hakkında düşünce caiz midir?
Caiz değildir. Çünkü akıl Allah’ın zatını anlamaktan acizdir. Allah’ın ancak sıfatı hakkında düşünülür.
13. Nereden geldin, nereye gideceksin?
Allah’dan geldim, Allah’a gideceğim
14.Niçin geldin?
Allah’a kulluk için
15. İman-ı yeis nedir?
Firavun gibi ölürken iman etmektir.
16. Bu iman muteber midir?
Değildir.
17. Tevbei yeis nedir?
İmanı ve ameli olan kimsenin ölürken günahlarından tevbe etmesidir.
18. Bu tevbe muteber midir?
Muteberdir.
19. Dinin hangi dindir?
İslam dinidir.
20. Kitabın hangi kitaptır?
Kur’an’dır.
21. Kıblen neresidir?
Kabe-i Muazzamadır.
22. Kimin zürriyetindensin?
Adem Aleyhisselam’ın zürriyetindenim.
23. Kimin milletindensin?
İbrahim Aleyhisselam’ın milletindenim.
24. Kimin ümmetindensin?
Muhammed Aleyhisselamın.
25. Peygamberimiz nerede doğdu ve şimdi nerede bulunuyor?
Mekke’de doğdu. Elli yaşından sonra Medine’ye hicret etti. Şimdi Medine’de “Ravza-i Mütaharra”sındadır.
26. Peygamberimizin kaç adı vardır?
Güzel isimleri çoktur. Fakat dördünü bilmek lazımdır. Bunlar: Muhammed, Mustafa, Ahmed, Mahmud.
27. Peygamberimizin en çok kullanılan ismi nedir?
Hazret-i Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem’dir.
28. Peygamberimizin babasının adı nedir?
Abdullah’tır.
29. Annesinin adı nedir?
Amine’dir.
30. Süt annesinin adı nedir?
Şifa Hatun’dur.
31. Dedesinin adı nedir?
Abdülmüttaliptir.
32. Peygamberimiz kaç yaşında iken kendisine fiilen peygamberlik geldi?
40 yaşında.
33. Fiilen kaç sene peygamberlik yaptı?
23 sene peygamberlik yaptı.
34. Peygamberimiz nerede doğdu?
Mekke-i Mükerreme’de.
35. Hangi tarihte doğdu?
571 tarihinde
36. Hangi tarihte nereye hicret etti?
622 tarihinde Medine’ye hicret etti.
37. Fani hayatı hangi yılda kaç yaşında sona erdi?
632 yılında, 63 yaşında sona erdi.
38. Peygamberimizin kaç kızı vardı?
Dört kızı vardı. 1) Zeynep 2) Rukiyye 3) Ümmü Gülsüm 4) Fatıma (r.a.)’dir.
39. Peygamberimizin kaç oğlu doğdu?
Üç oğlu oldu. 1) Kasım 2) Abdullah (Diğer adı Tayyip) 3) İbrahim (r.a) hazretleridir.
40. Peygamberimizin mübarek hanımlarını sayarmısın?
1) Hazret-i Hadice 2)Hazret-i Sevde 3) Hazret-i Aişe 4) Hz. Hafsa 5) Hz. Zeynep b.Huzeyme 6) Hz. Ümmi Seleme 7) Hz. Zeynep binti Cahş
41. Peygamberimizin hanımları bizim neyimiz olur?
Onlar bütün müminlerin annesidir.
42. Peygamberimizin ilk hanımı kimdir?
Hz.Hatice (r.a.) validemizdir. Efendimizden 15 yaş büyük olup 25 sene beraber hayat sürmüştür.
43. Peygamberimizin son hanımı kimdir?
Hz. Aişe (r.a.) validemizdir.
44. Peygamberimizin 53 yaşından sonra evlenmesinin sebep ve hikmetlerinin bazılarını sayarımsınız?
Peygamberimiz, kabilelerin İslamiyete bağlanmalarını temin, ayrıca kadınlara ait hükümleri kadınlar vasıtasıyla yaymak, bazılarını sefaletten kurtarmak, bazılarının ise iffet ve namuslarını korumak için onlarla evlenmiştir. Asıl hikmet ve gaye kadınlar vasıtasıyla İslam’ı yaymaktır.
45. Peygamberimizin en son vefat eden eşi kimdir?
Hz. Aişe (r.a)’dır.
46. Gelmiş ve gelecek insanların en yücesi kimdir?
Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem’dir.
47. Peygamber Efendimizin kaç torunu vardır?
İ ki torunu vardır :1) Hasan 2) Hüseyin (radıyallahü anhuma) hazretleridir.
48. Bunlar kimin çocuklarıdır?
Hz. Ali ve Hz. Fatıma (r.a.)’nındır.
49. Allah’ın emrettiği şeylerin en önemlisi nedir?
Tevhid’dir.
50. Tevhid nedir?
Allah’ı bir bilmek, yalnız ona kulluk etmektir.
51. Allah’ın yasakladığı en büyük günah nedir?
Şirk’tir.
52. Şirk nedir?
Allah’a ortak koşmak, ondan başka Allah olduğunu söylemek.
53. Peygamber kime denir?
Ahkam-i ilahiyeyi insanlara tebliğ içinAllah’ın vazifelendirdiği zata denir.
54. Allah, peygamberleri niçin gönderdi?
Şirkten korumak, tevhide çağırmak için
55. Allah tarafından mahlukata gönderilen peygamberlerin sayısı kaçtır?
Peygamberimizden yapılan bir rivayete göre yüz yirmi dört bin, bir rivayete göre, iki yüz yirmi dört bin.
56. En büyük peygamberler kaçtır?
5 dir. Hz.Muhammed (a.s.), Hz.Nuh (a.s.), Hz.İbrahim (a.s.), Hz.Musa (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) dır.
57. Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen peygamberlerin sayısı kaçtır?
Yirmisekiz.
58. İsimlerini sayarmısınız?
Adem, İdris, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Eyyup, Şuayp, Musa, Harun, Davud, Süleyman, Yunus, İlyas, Elyesa, Zülkifl, Zekerriyya, Yahya, İsa, Üzeyr, Lokman, Zülkarneyn ve Hazret-i Muhammed Mustafa Salavatullahi ala nebiyyina ve aleyhim ecmaiyn hazeratıdır. Üzeytr, Lokman ve Zülkarneyn (aleyhimüsselam) hazretlerine bazıları velidir, demişlerdir.
59. Peygamberimiz bir millete mi yoksa bütün insanlığa mı gönderildi?
Bütün insanlığa gönderildi.
60. Resul nedir?
Müstakil bir şeriat getiren veya evvelki peygamberinşeriatına yeni hükümler ilave eden peygamberdir.
61. Nebi nedir?
Kendisinden önce veeya zamanındaki resulun şeriatına tabi olan peygamberdir. Her resul aynı zamanda nebidir, fakat her nebi resul değildir.Her resul aynı zamanda nebidir. Fakat her nebi resul değildir. Her ikisine peygamber denir.
62. İlk nebi kimdir?
Adem (a.s.) dır.
63. İlk resul kimdir?
Nuh (a.s.) dır.
64.İnsanlar öldükten sonra ne olacaklar?
Dirilecekler
65. Dirildikten sonra ne olacaklar?
Dünyada yaptıklarının mükafatını veya cezasını görecekler.
66. Öldükten sonra dirilmeyi yalanlayan kimse ne olur?
Dinden çıkar, kâfir olur.
67. Melek nedir?
Allah’ın nurdan yarattığı ve istedikleri şekle girebilen, daima ibadet eden günahsız varlıklardır.
68. Dört büyük melek hangileridir?
Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail (A.S.)
69. Meleklerin görevleri nelerdir?
Allah’a hamd etmek, O’nu tesbih etmek, O’nu zikr etmek. O, ne emrediyorsa onu yapmaktır.
Bazı meleklerin özel görevleri vardır.
70. Cebrail’in görevi nedir?
Peygamberlere vahiy ve kitap getirir.
71. Mikail’in görevi nedir?
Tabiat olayları, rızık taksimatıyla görevlidir.
72. İsrafil’in görevi nedir?
Kıyamette Sur’a üflemek
73. Azrail’in görevi nedir?
Allah’ın emriyle can almak
74. Dört büyük kitap hangileridir ve hangi peygamberlere inmiştir?
Tevrat Musa (A.S.), Zebur Davud (A.S.), İncil İsa (A.S.), Kur’an-Kerim Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerine inmiştir.
75. Suhuf ne demektir, kaç tanedir ve kimlere verilmiştir?
Cenab-ı Hakk’ın, dört kitaptan başka Cebrail (A.S.) vasıtasıyla bazı peygamberlere gönderdiği sahifelere suhuf denir. Adem (A.S.) 10, Şit (A.S.) 50, İdris (A.S.) 30, İbrahim (A.S.) ise 10 suhuf verilmiştir.
76. Mezhep kaçtır?
İkidir.
77. Nelerdir?
İtikatta mezhep, amelde mezhep.
78. İtikattaki mezhep imamları kaçtır ve kimlerdir?
İkidir. İmam Ebu Mansur Muhammed Matüridi ve İmam Ebü’l Hasani’l Eşari Hazretleridir.
79. Amelde mezhep kaçtır ve nelerdir?
Dörttür. Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezhepleridir.
80. İtikatta mezhebin nedir?
Ehl-i sünnet ve cemaat mezhebidir.
81. Amelde mezhebin nedir?
Hanefi mezhebidir.
82. Bizi itikattaki mezhebimizin imamı kimdir?
Ebu Mansur Muhammed Matüridi Hazretleridir.
83. Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhebine mensup olanların itikatta imamları kimdir?
Ebü’l Hasani’l Eşari Hazretleridir.
84. İmam Ebu Muhammed Matüridi nerelidir, ne zaman vefat etmiştir?
Semerkand’ın Maturid köyündendir. Türktür. Hicri (333) tarihinde vefat etmiştir.
85. İmam Ebü’l Hasani’l Eşari Hazretleri nerelidir? Ne zaman vefat etmiştir?
Basra’lı olup Hicri (324) tarihinde vefat etmiştir.
86. Namazın kazaya kalmasının meşru sebepleri kaçtır, sayarmısınız?
Üçtür. A) Uyku B) Muharebe esnasında düşmandan hiç fırsat bulamamak C) Unutmak.
87. Kaç tane kandil vardır, nelerdir?
Beş tane kandil vardır.
Mevlid Kandili : Peygamberimizin dünyaya geldiği gecedir.
Regaib Kandili : Hz. Amine’nin Peygamberimize hamile olduğunu anladığı gecedir.
Mirac Kandili : Peygamberimizin, ilahi saltanatı seyretmek üzere Allah’ın daveti ve gücü ile bir mucize olarak göklere ve daha nice alemlere seyahat ettiği gecedir.
Berat Kandili : Kur’an-ı Kerim’in levh-i mahfuzdan sema-i dünyaya indirildiği, insanların bir senelik hayat ve rızıklarının gözden geçirildiği, müslümanların af ve lütuflara nail olduğu gecedir.
Kadir Gecesi : Kur’an-ı Kerim’in dünya semasındanPeygamberimize indirilmeye başladığı gecedir.
88. Kabir suali kime sorulmaz?
Peygamberlere, çocuklara ve delilere
89. Din nedir?
Akıl sahibi insanları kendi istek ve arzularıyla sırf hayır ve saadete ulaştıran, ilahi bir kanundur.
90. İslam nedir?
Peygamber Efendimizin tebliğ buyurduğu hükümleri kalb ile tasdik, dil ile ikrar edip, onları bütün hayatında yaşamaktır.
———————
CEVAP :
Hanefi mezhebinde guslün farzı üçtür:
1- Ağzın hepsini iyice yıkamak.
2- Burnu yıkamak. Burundaki kuru kir altını ve ağızdaki, çiğnenmiş ekmek altını yıkamazsa gusül sahih olmaz.
3- Bedenin her yerini yıkamaktır. Bedenin, ıslatılmasında harac olmayan yerlerini yıkamak farzdır. Yıkanan yerleri ovalamak lazım değil ise de, müstehaptır.
Göbek içini, bıyık, kaş ve sakalı ve altlarındaki derileri ve baştaki saçları ve ferci yıkamak farzdır. Gözleri, kapalı küpe deliğini, sünnet derisi altını yıkamak farz değildir, müstehaptır.
Kadın, gusülde, saçların dibine, yani başındaki deriye su ulaşabiliyorsa, saçındaki örgüyü çözmez. Yani, örülü saçın dibi ıslanınca, çözmeden örgünün üstünü ıslatmak yeterlidir. Saç dibi ıslanmazsa, örgüyü açmak gerekir. Örülmemiş saçların her tarafını da yıkamak farzdır.
Tıraş olursa, kesilen saçları [ve diğer kılları ve tırnakları] yıkamak lazım değildir.
Sünnet üzere gusletmek
SORU : Sünnet üzere nasıl gusledilir?
CEVAP :
Gusletmek çok kolaydır. Ağzını ve burnunu su ile yıkayıp, denize veya göle girip çıkan yahut duş altında bütün vücudunu ıslatan gusletmiş olur. Önce abdest alıp, sonra bütün vücut yıkanırsa sünnete uygun olur. Gusletmek için niyet, Hanefi’de sünnet, diğer mezheplerde farzdır. Guslederken niyeti unutanın da guslü sahih olur.
Sünnet üzere gusül abdesti almak için, önce, temiz olsa bile, iki eli ve avret yerini yıkamalıdır. Sonra bedeninde necaset varsa yıkamalı, sonra, gusle niyet ederek tam bir abdest almalı. Sonra bütün bedene üç defa su dökmelidir. Önce üç defa başa, sonra üç defa sağ omuza, sonra üç defa sol omuza dökmeli, her döküşte, o taraf tamam ıslanmalı. Birinci dökmede ovmalıdır. Gusülde, bir uzva dökülen suyu, başka uzuvlara akıtmak caiz olup, orası da temizlenir. Çünkü, gusülde bütün beden, bir uzuv sayılır. Abdest alırken bir uzva dökülen su ile, başka uzuv ıslanırsa, yıkanmış sayılmaz. Gusül tamam olunca, tekrar abdest almak mekruhtur. Gusül ederken abdesti bozulursa, gusle zararı olmaz, fakat namaz kılmak için bir daha almak lazım olur.
SORU : Abdestte ve gusülde, lüzumundan fazla su kullanmak israf mıdır?
CEVAP :
Evet.
Guslü geciktirmek
SORU : Yatsıyı kıldıktan sonra cünüp olan, ne vakte kadar cünüp dursa günah olmaz?
CEVAP :
Yatsı namazını kıldıktan sonra cünüp olanın sabah namazına kadar guslünü tehir etmesi caiz ise de hemen yıkanması elbette çok iyi olur. İmam-ı Gazali hazretleri, (Cünüp olup gusletmeden bir namaz vaktini geçirene, ateşten gömlek giydirilecektir) buyuruyor. Namaz kılan ve kılmayan herkes, bir namaz vaktini cünüp geçirirse, çok azap görür. Mesela, öğle ezanından sonra cünüp olanın öğle namazını kılmamış ise, ikindi vaktine öğleyi kılacak kadar zaman kalınca gusletmesi farz olur. Farzı yapmak çok sevap, yapmamak büyük bir günahtır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Cünüp olunca, çabuk gusletmeli! Çünkü kiramen katibin melekleri, cünüp gezenden incinir.) [Ey Oğul İlmihali]
(Canlı resmi, köpek ve cünüp bulunan odaya rahmet melekleri girmez.) [Nesai]
(Cünübe, sarhoşa rahmet meleği yaklaşmaz.) [Bezzar]
(Gusletmek için kalkana, üzerindeki kıl sayısınca sevap verilir, o kadar günahı affolur, Cennetteki derecesi yükselir. Guslü için ona verilecek sevap, dünyada bulunan her şeyden daha hayırlı olur. Allahü teâlâ meleklerine, “Bakın bu kulum, gece üşenmeden kalkıp emrime uymak için guslediyor. Şahid olun ki, bunun günahlarını af ve mağfiret eyledim” buyurur.) [Gunye]
SORU : Guslü terk eden dinden çıkar mı?
CEVAP :
Guslü terk eden dinden çıkmaz ise de büyük günah işlemiş olur. Gusülsüz gezen, namaz kılamaz. Namaz kılmamak insanı küfre sürükleyen büyük günahlardandır. Böyle bir kimsenin de imanını kaybetmesi çok kolay olur. Onun için guslü geciktirmemelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ buyuruyor ki:
Şu üç şeye devam eden, gerçek dostumdur. Bunları terk eden de, gerçek düşmanımdır. Bu üç şey, namaz, oruç ve cünüplükten gusüldür.) [Beyheki]
Allahü teâlânın düşmanım dediği ve rahmet meleklerinin uzak durduğu bir kimsenin evinde huzur, bereket diye bir şey kalır mı?
SORU : Cünüp iken, kasıkları tıraş etmek, saç, tırnak kesmek caiz midir?
CEVAP :
Mekruhtur. Hayzlı iken mekruh değildir.
SORU : Deriye yapışmış, hamur, mum, sakız, katı yağ, balık pulu, çiğnenmiş ekmek oje gibi su geçirmeyen şeylerin altını yıkamak da lazım mıdır?
CEVAP :
Evet yıkamak farzdır.
SORU : Dişlerin arasında ve diş çukurunda bulunan yemek artıklarının altına su geçmezse, altı yıkanmazsa gusül caiz olmaz mı?
CEVAP :
Evet caiz olmaz.
SORU : Küpe deliği kapanmışsa deliği açmak mı gerekir?
CEVAP :
Hayır.
SORU : Küpe deliğinde, küpe yoksa ve delik açıksa kulağı ıslatırken, delik ıslanırsa, yetişir mi? İplik falan takmak gerekir mi?
CEVAP :
Evet yetişir, iplik takmak gerekmez.
SORU : Ağzını veya başka yerini yıkamayı unutup, namaz kılsa, sonra yıkamadığını hatırlasa, orasını yıkayıp farzı tekrar mı kılar?
CEVAP :
Evet.
SORU : Havuzda, nehirde, denizde veya yağmur altında ıslanan, ağzını ve burnunu da yıkasa, abdest ve gusül almış olur mu?
CEVAP :
Evet.
SORU : Guslü ne gerektirir?
CEVAP :
Cünüp olmak guslü gerektirir. Üç şekilde cünüp olunur:
1- Zekerin [penisin] ucu, sünnet derisi altındaki yuvarlak kısım, ferce [hazneye] girince erkek de, kadın da cünüp olur.
2- Erkekte koyu beyaz ve kadında akıcı sarı meni, ilişki, mastürbasyon gibi her ne suretle olursa olsun yerinden şehvetle kopup çıkarsa cünüp olunur.
3- İhtilam ile, yani rüyada şehvetlenip uyandığı zaman, meni akmış olduğunu gören erkek ve kadın cünüp olur. Rüyada ilişkide bulunduğunu görür, fakat uyanınca meni akmamışsa, meni yoksa gusletmek gerekmez. Bazı âlimler kadının menisi içeri akar, ihtiyaten yıkanması iyi olur demişlerdir.
SORU : Cünüp olup, idrar yapmadan guslettikten sonra meninin geri kalan kısmı çıksa tekrar gusletmek gerekir mi?
CEVAP :
Evet. İdrar yaptıktan sonra çıkarsa gusül gerekmez.
SORU : Guslettikten sonra kadından kocasının menisi çıksa gusül gerekir mi?
CEVAP :
Gerekmez.
SORU : Uyanıp, çamaşırında meni gören, ihtilam olduğunu hatırlamasa da gusül gerekir mi?
CEVAP :
Evet.
SORU : Parmak ferce sokulunca, lezzet duyulursa, gusletmek gerekir mi?
CEVAP :
Evet gerekir. Lezzet duyulmazsa, gusletmesi iyi olur.
SORU : Kadın doktoruna muayene olan kadının gusletmesi gerekir mi?
CEVAP :
Lezzet duymuşsa gusleder. Yani parmak girince zevk almışsa gusül gerekir, zevk almamışsa gusül gerekmez.
SORU : Rahim hastalıklarında hazneye bir aletle ilaç sokuluyor, genelde bu işten zevk alınmadığı için gusül gerekir mi?
CEVAP :
Gerekmez. Zevk alan çıkarsa gusül gerekir.
Guslü gerektirmeyen haller
SORU : Guslü gerektirmeyen haller nelerdir?
CEVAP :
1- Bir erkek, bir kadını yahut bir erkeği çıplak görse, gusül gerekmez.
2- Bir kadın, kendi kocasını veya bir kadını çıplak görse gusül gerekmez.
3- Karı-koca oynaşırken, açık resme bakarken veya düşünürken mezi gelse, gusül gerekmez.
4- İdrar yaptıktan sonra gelen yapışkan prostat sıvısı ve vedi guslü gerektirmez. Ağır bir şey kaldırmak gibi bir sebeple meni çıkarsa, gusül gerekmez. Şafii’de gerektirir.
5- İhtilam olduğunu hatırlayanın, uyanınca çamaşırında meni görmezse gusletmesi gerekmez.
6- Kadınların taktıkları spiral gusle mani değildir.
7- Kadın veya erkek, etek tıraşı olsa gusül gerekmez.
SORU : Diğer hak mezheplerimize göre neler guslü gerektirir veya gerektirmez?
CEVAP :
Ağır bir şey kaldırmak veya bir yerden düşmek gibi bir sebeple meni çıkınca, Şafii’de gusül lazım olur, diğer üç mezhepte lazım olmaz.
Gusülde ağız ve burnu yıkamak Hanefi ve Hanbeli’de farz , Maliki ve Şafii’de sünnettir.
Hanefi , Şafii ve Maliki’de vedi ve mezi guslü gerektirmez, Hanbeli’de bir kavle göre, guslü gerektirir.
Hanefi’de ve Hanbeli’de gusülden önce, idrar çıkararak, idrar yolunda kalmış olan meni parçasını çıkarmak, sonra gusletmek gerekir. Şafii’de, idrar etmiş ise de, meni çıkarsa, tekrar gusletmek gerekir. Maliki ’de, idrar etmemiş olsa da, tekrar gusletmek gerekmez.
Hanefi’de hayzın azami müddeti 10, diğer üç mezhepte 15 gündür. Temizlik müddeti ise, üç mezhepte 15, Hanbeli’de 13 gündür.
Ölen hamile kadının karnını yarıp canlı çocuğu çıkarmak Hanefi ve Şafii’de caiz, diğer iki mezhepte caiz değildir.
Erkek, ölen hanımını Hanefi’de yıkayamaz, diğer üç mezhepte yıkar.
Kaplıca suyu ve gusül
SORU : Denize veya göle girip, her tarafı ıslanan, gusletmiş olur diyorlar. İhlas Kuzuluk Kaplıca Evlerinde, küvetteki suya girip çıkmakla da gusletmiş oluyor muyum?
CEVAP :
Önce genel bir bilgi verelim. Yüzeyi 23 m2’den küçük olan havuza küçük havuz denir. Küvetler böyledir. 23 m2’den büyük olanlarına büyük havuz denir. Göl ve deniz 23 m2’den büyük olduğu için büyük havuz hükmündedir.
Necaset, büyük havuza düşerse, pisliğin üç eserinden biri, yani rengi, kokusu veya tadı belli olmayan her tarafından abdest ve gusül caiz olur. Mesela göle idrar yapılmışsa, aşağı tarafında bir eseri görülmezse caiz olur.
Haliç gibi necis olan deniz hariç, denizin her tarafından abdest alınır. Temiz olan denize veya göle girip çıkan, ağzına ve burnuna su verince, gusletmiş olur.
Yağmurdan ıslanan da, ağzına ve burnuna su verince, gusletmiş olur.
Abdestte ve gusülde kullanılan suya müstamel su denir. Müstamel su, imam-ı a’zama göre kaba necasettir. İmam-ı Ebu Yusuf’a göre de hafif necasettir. İmam-ı Muhammed’e göre de temizdir; fakat hadesi temizleyici değil, yani bu su ile tekrar abdest alınmaz, gusledilmez ve içilmez.
Müstamel suyu temiz kabul eden âlimlere göre, küçük havuza, mesela küvete karışan müstamel su miktarı, sudan çok veya eşit ise, abdest ve gusül caiz olmaz. İçine su akmayan küçük havuzdan abdest alanın, derisine değen su miktarı, yarısı olduğu ve havuza, az da olsa, necaset düştüğü bilinmedikçe, buradan abdest almak caiz olur.
Her gün suyu değiştirilen küçük havuzda birçok kimse abdest alsa ve müstamel sular havuza tekrar düşse, abdest sahih olur. Fakat, bu havuza, pek az da necaset düşse, abdest almak caiz olmaz.
Bazı âlimlere göre, küçük havuza, bir uzuv sokulup yıkanınca, bütün havuz, müstamel su olur. Bunun için, su bol olan yerlerde, uzuvları havuzda yıkamamalı, havuzdan avuçla su alıp, dışarda yıkamalıdır! Suyu olmayan yerlerde caiz diyen âlimlere göre, havuzda abdest ve gusül alınabilir.
Bütün âlimlere göre guslün sahih olması için, küvetteki suya girip yıkanmamalı, girilmişse, o suyu boşaltmalıdır! Tas ile dökünerek veya duşla yıkanmalıdır! Müstamel sular akıp gitmeli, bedene dökülmemeli. Dökülen yer olursa, orayı temiz su ile yıkamalıdır!
SORU : Kına gibi oje de gusle mani midir?
CEVAP :
Kına, mürekkep gibi boyalar gusle ve abdeste mani olmaz. Çünkü altına su geçirir. Fakat yağlı boya, oje, zamk gibi şeyler altına su geçirmediği için gusle ve abdeste manidir.
SORU : Saç boyaları gusle mani midir? Çok kimse mani olur diyor.
CEVAP :
Saç boyası kına gibidir, altına su geçirir ve gusle mani olmaz. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
(Savaşta yaşlı görünmemek, genç görünmek için sakalı kırmızı veya sarıya boyamak caizdir. Dindar görünmek için boyamak kötüdür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Sarı boya, müslümanların boyasıdır.) [Hakim]
Bazı âlimler, savaşta sakallarını siyaha boyamışlardır. Böyle bir maksatla siyaha boyamakta bir mahzur yoktur. Görüldüğü gibi her boya, gusle mani olsaydı, sakalın boyanmasına caiz denmezdi. Ancak altına su geçirmeyen yağlı boyalar bu hükme dahil değildir.
Sıvı yağların altına su geçer. Yağın rengi kalsa da mahzuru yoktur. Katı yağların altına su geçmez. Zamk, oje gibi maddelerin altına su geçmez.
SORU : Abdest aldıktan veya guslettikten sonra bir yerinde, su geçirmeyen bir madde görülürse, o madde kaldırılır, altı ıslatılsa yeter mi?
CEVAP :
Evet. Yeniden abdest almaya ve gusletmeye gerek yoktur
SORU : Meni, vedi, mezi, prostat salgısı nedir? Guslü gerektirir mi?
CEVAP :
Meni, kirli beyaz renkte, yapışkan, jel kıvamında, dış ortamda kaldığında 10 dakika içinde sulu hâl alan bir sıvıdır. 4-10 cc kadar olur. Erkek menisine sperm deniyor. Kadından gelen meni sarımtıraktır.
Vedi, idrardan sonra çıkan beyaz, bulanık, koyu bir sıvıdır.
Mezi, zevk zamanında çıkar. Şehvetlenince, açık resimlere bakınca veya şehvetle öpüşünce ve sürtününce veya böyle şeyler düşününce gelen birkaç damla renksiz sünücü sıvıdır.
Prostat salgısı, erkekte spermin esas kitlesini teşkil eder.
Şehvetle gelen meni hariç, hiçbirisi guslü gerektirmez.
SORU : Cünüp kimse neler yapamaz?
CEVAP :
Cünüp, Besmele çeker, dua okur, la ilahe illallah diyerek zikir çeker, salevat okur. Hatta Fatiha, Rabbena âtina gibi âyetleri dua niyetiyle okuyabilir. Sadece Mushafı tutamaz ve Kur’an okuyamaz. Camiye giremez. Tırnak kesmesi, tıraş olması mekruh olur. Hayzlının tırnak kesmesi mekruh olmaz.
Gusülle ilgili çeşitli sorular
SORU : Guslü müteakip bir yerinde zamk gibi bir madde gören, kaldırıp altını yıkasa kâfi midir?
CEVAP :
Evet kâfidir. Maliki’de de böyledir.
SORU : Çıplak gusül alınsa sahih olur mu?
CEVAP :
Evet sahih olur. Ancak peştamal ile gusletmelidir. Göbek ile diz arasını örtmelidir, açık gusledince mekruh olur. Bazı âlimler banyo çok küçükse mekruh olmaz demişlerdir. İhtiyata riayet edip kapalı olarak gusletmelidir. Hiç değilse Hanbeli mezhebi taklit edilerek kısa kilot ile yıkanmalıdır.
SORU : Gusül abdesti alırken namaz (küçük) abdesti bozacak haller olursa (mesela yellenme vs) gusle kalınan yerden devam mı edilir yoksa tekrar baştan mı başlanır?
CEVAP :
Abdesti bozan şey guslü bozmaz. Devam edilir.
SORU : Gusül abdestine niyet ederken Allah rızası için demek uygun mu?
CEVAP :
Evet, her ibadeti yaparken Allah rızası için demek iyi olur. Zaten her ibadet Allah rızası için yapılır. Allah rızası için demek şart değildir.
SORU : Guslederken besmele okunur mu?
CEVAP :
Okunur. Hatta kelime-i şehadet de getirmek iyi olur.
SORU : Trafik kazası geçirmiş, bacakları kırık ve kalkamayan biri nasıl gusleder?
CEVAP :
Abdest uzuvlarından hepsinin yarıdan çoğu veya dört abdest uzvundan ikisi sağlam ise, abdest alıp, yaralı yerleri mesh eder. Mesh zarar verirse, sargı üzerine mesh eder.
Abdest uzuvlarının yarıdan çoğu yaralı ise teyemmüm eder. Teyemmüm edenin, bazı yerleri yıkaması caiz değildir.
Namaz abdesti ile gusül abdesti için teyemmüm aynıdır.
Teyemmümü kendi yapamazsa başkasına da yaptırabilir.
SORU : Tüp bebek suretiyle çocuk sahibi olmak istiyoruz. Şırınga ile döllenmiş yumurta rahme konunca eşimin gusletmesi gerekiyor mu?
CEVAP :
Gebe kalırsa gusletmesi gerekir. Fercden başka yerine sürtmekle çıkan erkek menisi, rahme girse, kadın gusletmez. Bu suretle hamile kalsa, gusleder ve o günden beri kıldığı namazları kaza eder.
SORU : İlişkiden sonra kadın gusül etmeden önce bir süre beklemeli midir?
CEVAP :
Hayır. Gusülden sonra akıntı olur ise tekrar gusletmesi de gerekmez.
SORU : Başa saç ektirmek caiz mi? Gusle mani mi?
CEVAP :
Caiz, gusle mani değil. Altındaki deriyi yıkamak kâfi.
SORU : Ultrasona giren kadının gusül abdesti alması gerekir mi?
CEVAP :
Ultrason dediğiniz bir aletin hazneye girmesidir. Kitaplarda diyor ki:
Hayvan pipisi veya yapay pipi yahut parmak veya onun gibi bir şey hazneye girdiği zaman, lezzet duyarsa, gusül lazım olur. Lezzet duymazsa, gusül lazım olmaz. Fakat gusletmek iyi olur. Lezzet almak, şehvet duymak demektir.
SORU : Cünüp iken hanımla beraber olmak günah mıdır?
CEVAP :
Günah değildir, caizdir. Abdestli olmak iyi olur.
SORU : Çingene ile evlenince, tuğla eriyinceye kadar yıkanılsa cünüplük çıkmaz diyorlar, doğru mu?
CEVAP :
Hayır, aslı yok. Cahillerin uydurduğu çirkin bir iftiradır. Bir kimse nasıl cünüp olursa olsun, gusledince, yıkanınca temiz olur.
SORU : Süründüğümüz kokuyu erkekler koklarsa gusül gerekir mi?
CEVAP :
Koku sürünene de, koklayana da gusül gerekmez. Abdesti bile bozmaz.
Ancak bayanların kocalarından başka kimseler için koku sürünmesi doğru değildir. Bu konudaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:
(Bir kadın, güzel koku sürer ve erkekler de ona bakarsa, evine gelinceye kadar Allah’ın gazabında olur.) [Taberani]
(Allah için koku sürünen, misk gibi kokar halde, başka maksatlarla koku sürünen de leşten daha pis kokarak Mahşer yerine gelir.) [İ.Gazali]
(Kadın kocasından başkası için güzel koku sürünürse, bu Cehennem ateşi olur.) [Taberani]
(Bir kadın, koku sürünüp dışarı çıkar ve erkeklerin yanından geçerse, ona da, bakana da, zina günahı yazılır.) [Nesai]
(Her göz zina edicidir, kadın koku sürünür, erkeklerin yanından geçerse o da zaniyedir.) [Tirmizi]
Hani göz zinası, el zinası denir ya, bakmak, kokusunu almak da o çeşit günah oluyor. Yoksa gerçek zina ayrıdır
SORU : Lens abdeste ve gusle mani midir?
CEVAP :
Lens abdeste ve gusle mani değildir. Gözün içini yıkamak gerekmez.
SORU : Erkeklerin altın kaplama yaptırması caiz mi?
CEVAP :
Caizdir.
SORU : Tuvalette gusül sahih olur mu?
CEVAP :
Tuvalette gusletmekte mahzur yoktur.
SORU : Banyoya sağ ayak ile mi girilir?
CEVAP :
Evet sağ ayakla girilir.
SORU : Dövme ve Gusül Abdesti
CEVAP :
İnsanın bedeni dahi, kendinin istediği gibi kullanabileceği malı değildir, Allah’ın (cc) ona bir emanetidir. Vücudunda kalıcı dövme yapmak, Allah’ın yaratışını beğenmeyip bozmak ve emanete hıyanet etmek sayılır. Bu sebeple Allah Rasulü (sa) vücuduna dövme yaptıran ve bu işi yapan/icra eden insanların lanetlik oldukların bildirmiştir. Bu yüzden dövme yapmak ya da yaptırmak kötü bir günahtır. Kötü olmasının sebeplerinden birisi de, bundan dönüşün mümkün olmamasıdır. Böyle bir operasyonun yasak olmasının sebeplerinden birisi de her halde, sağlığa zararlı bir uygulama oluşudur. Nitekim son zamanlarda tabipler tarafından bunun zararları ile ilgili çok şeyler söylendi. Ancak bilindiği gibi, İslam’a girmek, önceki bütün günahları siler ve Müslüman olan için adeta tertemiz bir sayfa açar. Müslüman olan birisi artık önceki günahlarından ötürü hesaba çekilmez. Ne var ki, dövmeyi de çıkaramaz. Ama bunun da bir sakıncası olmaz, çünkü insanlar yapamadıkları şeylerden ötürü sorumlu tutulmazlar. Üzerinde dövme bulunanın namazı olmaz diyenler, dövmenin deriye işlenmiş olması sebebiyle, altına su geçirmeyeceği, bu yüzden de abdest ya da gusle engel olacağı varsayımıyla bunu söylemektedirler ki, bu doğru değildir. Çünkü böyle bir durumda suyu ulaştırabildiği yere kadar ulaştırması yeterlidir. Ancak dövme, çok zor olmayacak bir yolla çıkarılabiliyorsa çıkarılmalıdır. (Allah’u a’lem) (14)
SORU : Cünübün bir şey yiyip içmesi sokağa çıkması, cünüp kadının çocuğunu emzirmesi uygun mudur?
CEVAP :
Ağzını yıkadıktan sonra yiyip içmesi caizdir. Sokağa çıkmak da caizdir. Kadın göğsünü yıkadıktan sonra çocuğunu emzirebilir. Namaz vakti çıkmadan önce yıkanmalıdır. Daha fazla cünüp durmak haramdır. Namaz kılan ve kılmayan herkes, bir namaz vaktini cünüp geçirirse, çok azap görür.
SORU : Kolu alçıda olan nasıl abdest alır, nasıl gusleder?
CEVAP :
Alçılı koluna su geçmesi gerekmez. Alçının üzeri veya sargının üzeri mesh edilir.
SORU : Ellerimde siğil var. Bunun için ilaç kullanıyorum. Fakat ilaç tıpkı yapıştırıcı 404 gibi. Altına su da geçirmiyor. Gusül ve namaz abdesti için bir mahzuru var mı?
CEVAP :
İlaç temizlenince çıkmıyorsa, 404 gibi ise, yani çıkmasına imkan yoksa, zararı olmaz, mahzuru yoktur. Özürlü olmadan abdest alıp namaz kılarsınız.
SORU : Guslederken abdest bozulunca yeniden mi gusletmek gerekir?
CEVAP :
Kan çıksa, yellenilse de, idrar çıksa da mani olmaz. Sadece bu abdestle namaz kılınmaz, sonra namaz abdesti almak lazım, yoksa gusül abdesti tamamdır.
SORU : Küpe takmıyorum. Küpe deliklerim kapandı veya kapanmak üzere, bazıları ip tak, guslün olmaz diyor. Doğru mu?
CEVAP :
Doğru değil. Kapanırsa kapandığı için mahzuru olmaz. Açıksa zaten elinizle azıcık ovsanız delik varsa su girer. Guslünüz olur. Endişelenecek bir durum yok. İplik takmanız gerekmez.
SORU : Saça yağlı boya yapışsa, gusle mani olur mu?
CEVAP :
Evet.
SORU : Kocamı düşünürken, şehvetle titremeden sonra sarımtırak bir akıntı geliyor. Gusül gerekir mi?
CEVAP :
Evet.
SORU : Gusülde, avret yerleri kapalı iken de, kıbleye dönmek mekruh mu?
CEVAP :
Hayır.
SORU : Cünüp, tırnaklarını yıkayıp kesse, tenzihen mekruh olur mu?
CEVAP :
Evet.
SORU : Kir çıkarmak, sabun artıklarını yıkamak ve kışın üşümemek niyetiyle, gusülde fazla su kullanmak caiz mi?
CEVAP :
Bunları gusülden önce veya sonra yapmalıdır!
SORU : Ameliyatla meni kanalı idrar torbasına bağlandı. İhtilamda meni idrar torbasına akarmış. İdrarda meni göremiyorum. Gusül lazım mı?
CEVAP :
Meni görülmezse gusül gerekmez.
SORU : İstiharede yedi gün üst üste gusletmek gerekir mi?
CEVAP :
Gerekmez.
SORU : Sedef hastalığından meydana gelen kepek gusle mani mi?
CEVAP :
Hayır. Çünkü özürdür.
SORU : Gusledince, hastalanan kadının saçını kısaltması caiz mi?
CEVAP :
Evet.
SORU : Nezle iken burun delikleri kapalı oluyor. Gusle mani olur mu?
CEVAP :
Meşakkat olmayan miktarı temizlemek kâfidir.
SORU : Sabah ihtilam olarak kalktığımda gusül almam gerekiyor. Fakat okula geç kalmamak için guslü namaz vakitleri geçse dahi okuldan geldikten sonra almam mümkün mü?
CEVAP :
İki dakikada gusletmek mümkündür. Namaz vakitlerini cünüp geçirmek haramdır. Namaz kılmamak da ayrıca haramdır. Çifte haram işlemek daha büyük günahtır.
SORU : Gusletmeden uyunabilir mi?
CEVAP :
Namaz vaktini geçirmemek şartı ile uyunabilir.
SORU : Genelde köylerde suyu ateşte veya ocakta ısıtıyorlar. Tencerede ısıtılan suyu ellemek mekruh diyorlar doğru mu. O su ile boy abdesti alınmaz mı?
CEVAP :
Öyle bir şey yok.
SORU : İnsan bir gecede 2 kere ihtilam olsa, tek gusül yeter mi?
CEVAP :
On kere de cünüp olsa hepsi için bir kere gusül yeterlidir.
SORU : Cünüp olunca, bir şeye dokununca onun pis olacağını zannediyor, bu yüzden sıkıntı çekiyorum. Bu vesvese mi?
CEVAP :
Evet vesvesedir. Cünüp kimse nereye dokunursa dokunsun pis olmaz.
SORU : Gece cünüp olan uyanınca, sabah namazının vaktinin çıkmasına çok az bir vakit olduğunu görse, ne yapması lazım?
CEVAP :
Günaha girmemek için hemen gusletmeye çalışır, isterse vakit çıksın yetiştiremesin. Nasıl olsa yetiştiremem diye güneşin doğmasını beklemek uygun olmaz.
SORU : Yurtta belli saatlerde sıcak su veriliyor. Sıcak su verilmediği zaman soğuk suyla da gusletme imkanı yok, çünkü banyoları kilitliyorlar. Gusletmek için başka imkan da olmadığına göre teyemmümle namaz kılabilir miyiz?
CEVAP :
Şehirde su bulamamak özür olmaz. Memba suyu alıp yine tuvalette falan yıkanılır. Teyemmüm için özür olmaz. Hiç su bulunmazsa o zaman teyemmüm caiz olur.
SORU : Tırnak yememek için tırnaklarıma oje sürsem, abdeste ve gusle engel olur mu?
CEVAP :
Evet engel olur. Tırnağınız ojeli olsa da ısırırsınız. Oje sürmek tırnak ısırmamaya engel olamaz. Bir psikolog doktora gitmek iyi olur. Doktora gidene kadar, küçük bir tırnak törpüsü alıp, tırnağınızı törpülerseniz, tırnak ısırma alışkanlığınız azalabilir.
SORU : Spiral gusle mani midir?
CEVAP :
Hayır mani değildir. Gusülde vücudun sadece dışı yıkanır.
SORU : Annemle babam, benim sık sık banyo etmeme mani oluyorlar. Cünüp geziyorum. Cünüp ölen, kâfir olarak mı ölür?
CEVAP :
Cünüp gezmek büyük günah ise de, cünüp gezerek günah işleyene kâfir denmez. Namaz kılmamak çok büyük günahtır. Cünüp gezen namaz da kılamaz. Uygun bir şekilde yıkanmanızın gerektiğini bildirmeniz gerekir.
SORU : Erkek veya bayan kadın doktoru veya ebe, Ramazanda, abdestli iken bir kadına doğum yaptırsa, orucu, guslü veya abdesti bozulur mu?
CEVAP :
Hanefi mezhebindeki kadın doktorunun veya ******, Ramazan-ı şerifte doğum yaptırmakla orucu, abdesti ve guslü bozulmuş olmaz. Zaruretsiz erkek doktora doğum yaptırmak caiz olmaz.
SORU : Evde hiç kimse yoksa çıplak yıkanmak caiz mi?
CEVAP :
Bu konuda üç kavil vardır:
1- Çıplak yıkanmak mekruhtur.
2- Ancak küçük yerde caiz olur.
3- Mekruh olmaz, caiz olur.
Salih kimse, daima ihtiyata riayet eder. Ruhsat yolunu değil, azimet yolunu tercih eder. Bunun için erkek olsun, kadın olsun göbek ile diz arasını peştamal gibi bir şey ile kapatıp yıkanmalıdır. Duruma göre üçüncü kavil de tercih edilebilir. Yani peştamal falan bulunmazsa veya başka sebepler varsa caiz olan kavle göre hareket etmek de caiz olur.
SORU : Âdetli iken diş dolgusu yaptırılır mı? İlla abdestli olmak mı gerekir?
CEVAP :
Âdetli veya abdestli olunsa da fark etmez. Gusülde, abdestte ve namazda Maliki veya Şafii mezhebi taklit edilirse, mesele kalmaz.
SORU : Bir akıntıdan dolayı Maliki’yi taklit ediyorum. Maliki’de ağzın içini yıkamak farz değil diye, gusülde ağız içi yıkanmasa mahzuru olur mu?
CEVAP :
Evet gusül sahih olmaz. Çünkü Hanefi’den çıkmadığımız için ağız içini yıkamak gerekir.
SORU : Hanefi mezhebindeyim. Senelerdir namaz kılıyorum. Ancak şimdi iş yerinde bir arkadaş, ağzında dolgu kaplama olanların Maliki mezhebini taklit etmeleri gerektiğini anlattı. Ben de kabul ettim. İşten ayrılamıyorum, burada da gusül imkanı yok. Eve gidene kadar öğle ve ikindi namazlarımı nasıl kılacağım?
CEVAP :
İlk fırsatta Maliki’ye göre gusletmeniz gerekir. İnsan tuvalette bile gusleder. Gerekirse öğle ile ikindi takdim ve tehir edilerek kılınır. Mukimken iki namazı cem edebilmek için Hanbeli’ye göre kılmak gerekir. İzin alma ve tuvalette bile gusletme imkanı yoksa, zaruret olduğu için, mevcut guslümü Maliki’ye göre aldım denir. Namaz da Maliki’ye göre kılınır. Gusül imkanı bulur bulmaz da Maliki’ye göre gusledilir.
SORU : Dişlerdeki tartar denilen diş taşından dolayı mezhep taklidi yapılır mı?
CEVAP :
Tartardan dolayı mezhep taklidi yapılmaz. Tartar gusle mani değildir.
SORU : Şimdi hazır dişler, damağa vidalanmaktadır. Bunlar da diş dolgusu hükmüne mi girer?
CEVAP :
Çıkarıp altını yıkamak imkanı olmadığı için diş dolgusu hükmüne girer. (S. Ebediyye)
SORU : Salih bir tabibin yıkanmasını yasakladığı hasta, gusül için teyemmüm eder mi?
CEVAP :
Evet.
SORU : Hanefi mezhebinde olan bir kişi dolgu yaptırmasının hemen ardından (Maliki mezhebini taklit ederek) gusül abdesti almasına gerek var mıdır?
CEVAP :
Cünüp olana kadar lüzum yoktur. Ancak hemen taklit etmesinde de mahzur olmaz.
SORU : Diş dolgusu olan yaşlı dul kadın ve hadım olan kimselerin mezhep taklidi gerekir mi?
CEVAP :
Cünüp olmadıkları için taklide ihtiyaç yoktur.
SORU : Dolgu yaptıran, ilk gusülde mi mezhep taklidine başlar?
CEVAP :
Evet.
SORU : Dolgu sebebiyle Şafii’yi taklit ederken, daha kolay diye, Şafii’yi bırakıp, Maliki’yi taklit uygun mu?
CEVAP :
Evet uygundur.
SORU : Dolgu dişini söktüren taklide devam etmesi gerekir mi?
CEVAP :
Tekrar gusledinceye kadar taklide devam etmelidir.
SORU : Diş dolgusu olan Maliki mezhebini nasıl taklit eder?
CEVAP :
Maliki’nin bu husustaki şartlarına uyar, müfsitlerinden kaçar. Sadece gusülde değil, gusül ile yaptığı işlerde de bu şartlara uyması lazımdır. Yani hem namazda, hem de abdeste Maliki’nin şartlarına uyup müfsitlerinden kaçması gerekir. Aksi takdirde telfîk yapmış olur ki, telfîk haramdır.
SORU : Guslederken, guslettiğim suya bazen üstümden damla düşebiliyor. Bu su necis oluyor mu? Aldığım gusül sahih midir? Cünüp iken elimiz bu temiz suya girse, o su ile gusül caiz olur mu?
CEVAP :
Abdest veya gusülde kullanılan suya müstamel su denir. Temiz suya karışan müstamel su miktarı temiz sudan az ise, bu su ile abdest ve gusül caiz olur. Mesela 5 litre suya 2 litre müstamel su karışsa bununla abdest veya gusül sahih olur.
Müstamel suyun küçük havuza akması ve abdestsizin elini sokması da aynıdır. Cünüp olan kimse veya kâfir, necaset bulaşmamış olan avucunu bir yere sokup su alsa veya kolunu sokup, içindeki tası alsa, o yerdeki su dört mezhepte de pis olmaz. Necaset üzerinden akan suyun yarıdan fazlası necasete temas ederse, bu su pis olur. Azı değerse ve necasetin üç sıfatı suda bulunmazsa, pis olmaz. Müstamel su, Maliki’de hem temizdir, hem de temizleyicidir. Yani müstamel su ile abdest alınır ve gusledilir. (Menahic-ülibad)
SORU : Guslederken sabunlanmak, keselenmekte mahzur var mıdır? Maliki’yi taklit eden için durum nasıl olur?
CEVAP :
Guslederken sabunlanmak, keselenmek uygun olmaz. Kirden yıkanma işini ya gusülden sonra yapmalı veya önce yapmak gerekir. İkisinin aynı anda yapılması uygun olmaz. Gusülde fazla su harcanmış olur, mekruh olur. Maliki’de ise muvalata mani olursa gusül sahih olmaz.
Banyoya girince önce gusledilir. Sonra kir için yıkanılır. Kir için yıkanırken ihtiyaç kadar fazla su sarf etmenin mahzuru olmaz.
SORU : Kadın, kadın hastalıklarından dolayı, erkek doktora, rahminden muayene olsa, gusletmesi gerekir mi? Ültrasonla muayene olunca gusül gerekir mi? Kadın ön veya arkasına parmak sokunca gusletmesi gerekir diyenler var, gerekmez diyenler var. Hangisi doğrudur?
CEVAP :
İkisi de doğru sayılmaz, açıklamaya ihtiyaç vardır. İçeri parmak girince, lezzet duymazsa gusül gerekmez. Lezzet duyarsa gusül gerekir. S. Ebediyye’de Redd-ül muhtar’dan alarak diyor ki:
Çocuk zekeri, hayvan zekeri, ölü zekeri, zeker gibi her şey veya parmak kullanınca içeri girdiği zaman, lezzet duyarsa, gusletmesi lazım olur. Lezzet duymazsa, gusletmesi iyi olur.
Cuma günü gusletmek
SORU : Cuma günü gusletmek vacib diyorlar. Bu konuda hadis de varmış. Doğru mu? Bir de Cuma gecesi cünüplükten gusleden de Cuma guslü sevabı alır mı?
CEVAP :
Hadis-i şerifleri, müctehid âlimlerin açıklaması olmadan okumak yanlışlıklara sebep olur. Cuma günü gusletmek müekked sünnettir. O hadis-i şerifin meali şöyledir:
(Cuma günü gusletmek vaciptir [yani lüzumludur].) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, İ.Ahmed, İ. Mâlik, Taberani, Deylemi, İ. Hibban, Ebu Nuaym]
Başka bir hadis-i şerifin meali de şöyledir:
(Cuma günü gusletmek bana farz, size nafiledir [sünnettir].) [Deylemi]
Bu hadis-i şerif, önceki hadis-i şerifi açıklamaktadır. Peygamber efendimizin farzdan başka yaptığı amellerin hepsine nafile denir. O işlediği için bize sünnet oluyor. Beş vakit namazın sünnetleri ve diğer bütün sünnetler nafiledir.
Cuma günü gusletmek çok önemlidir. Resulullah efendimizin bu konuda bir çok hadis-i şerifleri vardır. Birkaçının meali şöyledir:
(Cumaya gelen gusletsin!) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]
(Cuma günü gusletmek, bir haftalık günahlara kefarettir. Üç gün fazlası ile.) [Taberani]
(Bir Cuma diğerine kadar, beş vakit namaz da, diğer namaza kadar işlenen günahlara kefarettir. Cuma guslü de öyledir. Cumaya gitmek için atılan her adım, yirmi yıllık amele bedeldir. Cumadan çıkınca da, 200 yıllık amel mükafatı verilir.) [Beyheki]
(Cuma günü gusledenin günahları affolur.) [Taberani]
(Cuma günü gusledenin günahları temizlenir, ona “Ameline yeniden başla” denir.) [Deylemi]
(Cuma günü ehline yakın olana iki sevap vardır. Biri kendi, diğeri de eşinin guslünün sevabı.) [Beyheki]
(Kim Cuma günü gusledip, mescide erken gider, hutbeyi dinler ve sükut ederse, onun attığı her adım için kendisine bir yıllık [nafile] oruç ve bir yıllık [nafile] namaz sevabı yazılır.) [Taberani]
(Cuma günü gusledip ilk saatlerde giden, bir deve kurban edip sadaka olarak dağıtmış gibi sevaba kavuşur. Daha sonra gelene bir inek; ondan sonra gelene bir koç, bundan da sonra gelene bir tavuk kesip sadaka olarak dağıtmış kadar sevap verilir. En son gelene de yumurta sadaka sevabı yazılır. İmam hutbeye çıkınca, melekler de, sevap yazmayı bırakıp hutbeyi dinler.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]
Cuma gecesi cünüplükten gusleden de Cuma guslü sevabına kavuşur.
Cevap: Cenab-ı Hak, kulunun yapacağı işi ve onu ne şekilde işleyeceğini biliyor. Bunun için, o işi, kulun yapacağından dolayı takdir buyurmuştur. Kulun, iradesine dayalı işlerde, önce kendi cüz”i iradesi, sonra Allah’ın iradesi sadır olur.
2- Soru: Allah’a, Peygamber’e, (neuzü billah) Sin ve Kaf ile küfreden kişiye selam verilir mi?
Cevap: Selam, Müslümana verilir. Bu alçaklığı yapan kimse Müslüman değildir ki selam verilmeye layık olsun.
3- Soru: Kalbe gelen vesveseleri uzaklaştırmak için Allah’a sığınmak ve Ayete’l-Kürsi’yi okumak fayda verir mi?
Cevap: Evet, fayda verir. Şeytanı kahredecek en güzel tedbirlerden biridir.
4- Soru: Allah’ın ve Peygamber Efendimiz’in ism-i şerifleri yatak odasında bulunsa bir mahzur var mıdır?
Cevap: Bu mübarek isimlerin bulunduğu odada yatmanızda bir mahzur yoktur. Elbise değiştireceğiniz zaman tesettüre dikkat göstermeniz ve bu mübarek isimlere karşı açık bulunmamanız İslami terbiye icabıdır.
5- Soru: Hz.Allah, takdir ettiği kaderimizi bizim dualarımızla, isteğimizle ve uğraşmamızla değiştirir mi, yoksa ne kadar uğraşsak takdir-i İlahi değişmez mi?
Cevap: Cenab-ı Hakk’ın takdiratı iki kısma ayrılmaktadır. “Kaza-i mübrem”, “Kaza-i muallak”. Kaza-i mübrem, “Levh-i mahfuz”da tespit edilmiş bulunduğundan, burada tebdil olmaz. “Bizim katımızdaki bir hüküm değiştirilmez”(1) mealindeki ayeti kerime bunun delilidir. Kaza-i muallak, “Levh-i mahv-ü isbat”da tespit edilmiş olduğu için bunda değişme olabileceği İslam uleması tarafından açıklanmıştır. “Allah dilediğini mahv, dilediği şey’i de isbat eder”(2) mealindeki ayet ile, “Allah onların kötülüklerini iyiliklere tebdil ediverir”(3) manasındaki ayet-i kerimeler bu görüşün delili olarak gösterilmektedir. (1-Sure-i Kaaf:29, 2-Sure-i Ra’d:39, 3- Sure-i Fürkan:70)
6- Soru: Efendim, ben İslamiyetten haberdar olan iyi bir ailede büyüdüm. Bunun için ne kadar şükretsem azdır. İslami bilgilerden ve İslami şuurdan mahrum bırakılmadım. Şeriatin nasıl bir nizam olduğunu ve biz gençlerin bu uğurda nasıl çalışmamız icap ettiğini, irtibat halinde bulunduğum hoca ve talebe arkadaşlardan öğrendim. Halen devam etmekte bulunduğum lisede, İslamiyetten habersiz veya körü körüne ona düşman olan arkadaşlarıma bildiklerimi aktarmaktayım. Buraya kadar her şey güzel! Böyle bir nimet, 20. asırda herkese nasip olmuyor. Fakat son zamanlarda -şeytan ve nefis müstesna- hiçbir baskı olmadığı halde, Allah’ın varlığı hususunda şüpheye düşmeye başladım. Önceleri küçük (zayıf) olan bu şüphe, gitgide beni rahatsız etmeye başladı. Mesela: Namaz içinde: ‘Biz namaz kılıyoruz, ama ya Allah yoksa bu hareketimiz boşuna değil mi?’ veya oruç tutar iken ‘Ya Allah yoksa’ şeklinde adi bir düşünce bütün benliğimi sarıyor. O derece ki, bundan kurtulmak ve sıyrılmak mümkün olmuyor. O derece ki, bundan kurtulmak ve sıyrılmak mümkün olmuyor. Mahkulat hakkında tefekkür etmeyi denedim ve fakat muvaffak olup bu şüpheyi tamamen giderebilsem -İnşaallah- İslamiyetin en iyi yaşayıcısı ve savunucularından bir mücahit olacağım. Buna, kendi kendime, yüzlerce defa söz verdim. Ne olur bana yardım edin.
Cevap: Birçok dünya ilimlerinin doğuşunda şüphe ilk noktadır. Bu duygu, kuvvetlenerek zan haline gelmiş, hududu tesbit edilmiş ve tarifi yapılmış ise “müsbet” olma vasfını kazanmıştır. Felsefe gibi bu vasfı kazanamayanlar mazide ve hâlde çöküp gitmişlerdir. Fakat Halık’ımızın varlığı o kadar açıktır ki, onun varlığında izahata bile ihtiyaç yoktur. Allah (cc) olmasa, aslı faslı, ismi ve cismi olmayan alem ve Adem nasıl ve ne şekilde olacaktı? Çamurdaki bir iz, oraya basan ve oradan geçip giden bir canlıya delalet etmeye yeterken, bu muazzam kainat ve içindeki varlıklar, Allah’ın varlığına açık birer delil değil midir? Tahmin ederim ki, şüpheciliği esas alan felsefecilerin tesiri altında kalmış veya yahut derslerinize giren hocaların bir kısmının kafalarınıza doldurduğu, felsefe yoluyla gönlünüze aktardığı evham ve şüpheler sizi ve birçok bahtsız genci bu hale sürüklemektedir. Siz aldığınız dini terbiyenin tesiri ile imanınızı korumak için nefs ve şeytanın tohumlarını yeşertmesine karşı cihad vermektesiniz. Bu imkan ve iktidara malik olamayanlar, küfrün ve inkarın içine düşmekte ve çok kere kendini kurtaramadan fani hayatını bitirmekte ve yitirmektedir. Kalbinize bu şüphe gelince, “Euzü billahi mineşşeytanirracim”i okuyunuz. O devam ettikçe siz de bu mübarek kılıçla nefsin boynunu vurmaya devam ediniz. Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de; “Eğer şeytandan bir fit seni dürtecek olursa hemen Allah’a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitici, tam bilicidir”(4) buyurmaktadır. Umarım ki, şeytanı bu şekilde kahredip, uzaklaştırmış olursunuz. Bunu takiben, yürekten gelen bir samimiyetiyle, yedi “Kelime-i tevhid” ile yedi defa “La havle vela kuvvete illa billahil-aliyyil azim” deyiniz. Böyle bir şüphe bulunmadığı zamanlarda Salevat-ı Şerife’ye devam ediniz. Günde yüz defa Efendimiz’in (sav) ruh-i şerifi için Salevat okuyunuz. Sesiniz, Allah Resulü’nün (sav) manevi antenlerine intikal etmeye başlar. Bunu takiben Efendimiz’in (sav) şefaat ve yardımlarını isteyiniz. Cankurtaran simidi, nasıl denize düşeni kurtarmakta yardımcı olursa, Salevat-ı Şerife de “itikadi meselelerde” şüpheye düşeni kurtaran bir “manevi gemi”dir. Bu şüphe hali, namaz içinde geldiği zaman, kalbinizin dili ile iblise şu cevabı veriniz: “Allah (cc) olmasaydı, olmayan bir şey için, sen bana bu vesveseyi yapar mıydın? Senin yaptığın bu vesvese bile Allah’ın var (sav) olduğunun delilidir.” Bir de banyo yaptığınız yere küçük abdest bozmayınız. (5) Sure-i A’raf: 200
7 – Soru: Allah’tan (cc) başkasına secde caiz olmadığı halde, meleklerin Adem Aleyhisselam’a secdesi nasıl caiz olmuştur?
Cevap: Meleklerin Adem Aleyhisselam’a secde etmeleri, kendi arzularından doğmuş değildir. Bu secde, Cenab-ı Hakk’ın emriyle olmuştur. Allah’ın (cc) emriyle ve yüce Halıkımızın Hz. Adem’in (as) vücudunda tecelli eden ilahi kudret ve kemalatı önünde secde etmişlerdir. Bu sebeple yaptıkları secde Allah’ın (cc) emriyle olduğu için, Allah’a (cc) yapılmış olmaktadır. Diğer bir ifade ile bu secde, teabbüdi değil, hürmetle bir eğilmedir.
8 – Soru: Üzerinde Allah’ın (cc) adı bulunan bir yüzük ile helaya girilebilir mi?
Cevap: Bu yüzük parmağında iken helaya girmek mekruhtur. Fakat bu yüzük parmağında iken kırda abdest bozmakta bir sakınca yoktur. Mühim olan bununla kirli bulunan mahalle, helaya girilmemesidir.
9 – Soru: Allah Teala’nın varlığına ve birliğine iman etmenin farz oluşu akli midir, yoksa şer’i midir?
Cevap: Biz Maturilere göre aklidir. İmam Ebu Hanife Hazretleri şöyle demektedir: “Şayet Allah, peygamber göndermemiş olsaydı, yarattığı (insan) üzerine, onun varlığını akılla bilmek vacip olurdu.”
10 – Soru: Bir cemiyette bize adamın biri ‘Allah nerede ve bana göster’ dedi. Bu kişiye nasıl davranmak gerekirdi?
Cevap: Siz de ondan aklını ve ruhunu göstermesini isteyin. Göstersin bakalım. Var olan her şeyin görülmesi gerekmediği gibi, görülmeyen bir şeyin de yok olması gerekmez.
11 – Soru: Gazetelerde “Allah” lafzı geçiyor ve bu gazeteler çeşitli yerlere atılıyor. Bu Allah (cc)’ın ismine karşı bir saygısızlık olmuyor mu?
Cevap: Gazete ve benzeri neşir vasıtaları içinde Lafza-i Celal ve benzeri mübarek kelimeler varsa, onları ayak altında bırakmamalıdır. Çaresizlik karşısında toplayıp yakmak daha münasip bir tedbir olur.
12 – Soru: Yatak odasında Kelime-i Tevhid veya Kelime-i Şehadet yazılı levhaların bulundurulmasında bir sakınca var mıdır?
Cevap: Tesettüre tam riayet edilemiyorsa yatak odasına bu gibi levhaları asmamalıdır.
13 – Soru: Zebur kitabına tapanlar hala var mıdır? Eğer varsa onlara ne deriz?
Cevap: Zebur kitabına tapma olmamıştır. Ancak onunla amel edenler bulunmuştur. Esasen Zebur birtakım va’z münacatlardan meydana gelmiştir. Hz. Davud ve onun ümmetleri Tevrat’ın hükümleriyle amel etmişlerdi.
14 – Soru: İman mahluk mudur, değil midir?
Cevap: Sualinizin va’z ediliş tarzında bir yanlışlık vardır. Doğrusu “Kur’an mahluk mudur, değil midir?” olacaktır. Cevabı buna göre verelim: Kur’an-ı Kerim mahluk değildir.
15 – Soru: Din ile iman arasındaki fark nedir?
Cevap: Din, “Cenab-ı Hakk’ın va’z ettiği ilahi bir kanundur ki, akıl sahiplerini kendi ihtiyarları ile neticesi hayır olan şeye sevk (ve teşvik) eder.” İman da, “Peygamber Efendimiz’i (sav), Allah (cc) tarafından getirdiği kesinlikle bilinen şeylerin tamamında tasdik etmek”ten ibarettir.
16 – Soru: “İlim son sözünü söylemiştir” cümlesini lütfen izah eder misiniz? Mesela, bir İmam Gazali için de durum böyle midir
Cevap: Bu sözde bahsi geçen ilim, “dini ilimdir.” Müsbet ilim ise, emekleme ve zirveye doğru tırmanma gayreti içinde bulunmaktadır. Bu sebeple son sözü söyleyememekte ve acze düşmektedir. Yoksa dini ilimlerde gereken söylenmiş bulunmaktadır. İslami ilimler, her hususta sözünü söylemiştir.
17 – Soru: Din ve imanı veya bunların esaslarından birini -maazallah- inkar eden “kafir” olur mu?
Cevap: Din ve imanı inkar eden ve İslamiyetin emirlerinden yahut yasaklarından herhangi birini reddeden kimse, derhal kafir olur.
18 – Soru: Tedbir, takdiri bozar mı?
Cevap: Tedbirin alınması takdire aykırı bir iş değildir. Eğer bir husustaki takdir-i ilahi, Levh-i Mahfuz’da takdir ve tesbit edilmiş ise, onda değişiklik cari olamaz. Şayet Levh-i Mahv ü isbatda tesbit edilmiş ise, onda değişiklik olabilir. Bu değişiklik Cenab-ı Hak tarafından olur. Yoksa bizim tedbirimizden değil.
19 – Soru: Bugün, dünya üzerinde san’at pek büyük önem taşımaktadır. Resim, müzik ve heykelcilik vs. de san’attan sayılmaktadır. Dünya milletleri, sanatlarının gelişmiş olması oranında zahiren ve hükmen itibarlı oluyorlar.Bizler, okullarda şu sorularla karşılaşıyoruz: “Uygarlığın gelişmesi demek olan san’ata karşı çıkmak, uygarlıkla bağdaşmaz. İslam dini, resim, heykel ve müziğe müsaade etmemiş. Bu sebeple insanlığın san’at alanında ilerlemesine set çekmiş oluyor. Nasıl olur böyle şey?”
Cevap: İslam dini, resmin tamamını ve hacmi şekillendirmek demek olan heykelciliğin hepsini yasaklamış olmayıp canlı varlıkların resmini yapmayı ve heykel yontmayı men etmiştir. İslami eserlerdeki tezhipler ve minyatürler, cansız varlıkların resmini çizmek ve nakş etmekte bir mahzur bulunmadığının açık delilidir. Minberlerin yapılmasındaki oymacılık, sütunların ve direk başlıklarının yapılmasında yontma san’atının ve mihraplardaki mukarnasların yapılmış olması, heykelciliğin ancak canlı varlıklara ait olanının yasaklanmış ve geri kalanının serbest bırakılmış olduğunu açıkça göstermektedir. Resim ve heykelcilikteki bu küçük daraltma, nesiller boyunca devam eden puta tapıcılığın önüne set çekmek gayesiyle olmuştur. İslami ölçüler önünde san’at, san’at için değil, gaye için kullanılacaktır. “Uygarlığın gelişmesine” çalışırken, san’atı başıboş bırakmayan İslam, onu disipline etmiştir. “Bugünün medeni insanları, resme tapmıyor. Bu endişe, geçmiş zamana ait olarak kalmalı, hale müdahale etmemeli değil midir?” diyenlerin bulunduğuna şahit olmaktayız. Bu iddia tam olarak doğru değildir. Zamanımızın insanları arasında fetişizmin kalıntılarına rastlanmakta ve putperestliğin özentisini taşıyanların bulunduğunu görmekteyiz. Esasen, geçmiş tarihlerde de insanoğlu, resmi yapıp karşısına geçip tapınmaya başlamış değildir. Belki, önce Ma’bud-ı hakıykî olan Allah’tan (cc) gayrisine tapmaya başlamış ve daha sonra bunların resim ve heykelini yapmaya kalkmıştır.
İslam dini, “uygarlığın gelişmesi demek olan” san’ata karşı çıkmamış; “uygarlığın” aygırlığa dönüşmesini önlemiştir. Biz Müslümanlar, ilme tapmayız. Müsbet ilmin kanunlarını vaz eden Allah’a (cc) iman ederiz. İslam, müziğin belden aşağısına ve nefse hitap eden çeşidine karşı tavır almış ve bunların bestelenip seslendirilmesine karşı çıkmıştır. “Rakı şişesi içinde balık olsam” diyen sözde şairlerin, “Donlara Destan” yazan beyinsizlerin,
bir tutacak dal mı verdi,
Bir giyecek şal mı verdi,
Kucak kucak mal mı verdi?
Ya nem alır “felek” benim? diyen dinsizlerin güftesini besteye, daha sonra sahneye ve hatta devlet radyosunda okutmaya kadar vardıran zihniyetin müzik anlayışı ile İslam’ın müsaade ettiği musiki arasında, üzümden elde edilen şıra ile şarap arasındaki kadar büyük fark vardır. İslam, san’atın aslını değil, yozlaştırılmış vasfını yasaklamış bulunmaktadır. Bu hükmü ile de insanlığın hayrına ve ilim haysiyetinin korunmasına matuf tedbir koymuş bulunmaktadır.
20 – Soru: İnsanlar rızık hususunda müsavi olarak yaratılmışlar mıdır?
Cevap: Rezzak-ı Kerim olan Rabbimiz, herkesin rızkını farklı yaratmıştır. Bunda pek çok hikmetler vardır. Kimine fazla verse azacaktır, kimisine de az verse kızacak ve ahlakını bozacaktır. Bunların uhrevi sorumluluğunu önlemek için kimine az verir, kimine de bol ihsan eder. Bu, ilahi bir tensip ve akılla izahı kolay olmayan bir taksimdir. Kullar teslimiyet-i külli ile hareket etmeli ve kadere rıza göstermelidir. Bu hususla ilgili bir Ayet-i Kerime, (eş-Şüra suresinin 27. Ayet-i Celilesi) bulunmaktadır. Üzerinde ibretle düşünmenize vesile olur ümidiyle aşağıya yazıyorum: “Eğer Allah bütün kullarına (müsavat üzere) bol rızık verseydi, yeryüzünde muhakkak ki taşkınlık ederler, azarlardı. Fakat O, ne miktar dilerse (rızkı o kadar) indirir. Şüphe yok ki O, kulların (ın her halin)den hakkıyla haberdardır, (her şeyi) kemaliyle görendir.”
21 – Soru: Cenab-ı Allah, bütün ruhları alem-i ervahta yarattı. Biz, ecdadımızın torunları sayılmaktayız. Biz mi onların torunlarıyız, yoksa onlar mı bizim torunlarımızdır? Bu husus bilinmemektedir. Çünkü ruhlarımız hep birlikte yaratıldı. Bu hususta bizi aydınlatır mısınız?
Cevap: Bunu bilinmeyecek ve aydınlatılmaya ihtiyaç gösterecek bir tarafı yok. Fakat her nasılsa sizin içinize bir kurt düşmüş olacak. Bildiğimiz kadarı ile durumu açıklayıp size faydalı olmaya çalışacağız. Vücutların ruhlarla imtizacı neticesinde bu aleme gelişlerindeki sıra ile, dünyaya gelmelerine sebep olan babanın tesiri dikkat alınınca, önce gelen, daha sonra doğandan büyük olmakta ve yakınlık derecesine göre baba ve dede diye isim almaktadır. Aynı gün meydana gelen birçok yumurta, kuluçka makinasına veya tavuğun altına değişik zamanlarda konulsa, aralarındaki bu fasıla ikişer ay olsa, yumurtadan ilk çıkan civciv, ikinci çıkacak yavrulardan iki ay büyük, daha sonra çıkacak civcivlerden dört ay büyük olmaz mı? Yumurtalar aynı gün doğduğu için, bu fasılalarla meydana gelen civcivleri aynı yaşta kabul etmeye mantık ve ilmi hakikatler müsait mi? Ne dersiniz?
22- Soru: Zamanın tebeddülü ile ahkam tebeddül eder, sözü her sahada geçerli midir?
Cevap: Ayet ve hadis ile hükme bağlanmış şeylerde zamanların tebeddülü ile en küçük bir değişiklik asla caiz olmaz. Bu fıkıh kaidesinde değişeceği bildirilen hükümler, ancak örf ve adete dayalı şeylerdedir. Beldelerin “Kile” diye isimlendirdikleri ölçek, birçok memlekette birbirinden farklı bulunmaktadır. Bunda bir mahzur yoktur. Zira örf-i belde böyle devam edegelmiştir. Havaların sıcak ve soğukluğuna göre değişik giyiniş tarzı da örf ve adetlerle tesbit edilebilir. Yoksa namaz, oruç gibi ibadetlerin ne zamanında, ne edasında asla bir değişiklik düşünülemez. Bu, zamana değil, Kur’an’a bağlı bir hükümdür.
23 – Soru: Elfaz-ı küfrü telaffuz edenin hükmü nedir?
Cevap: Böyle bir kelimeyi söyleyen küfre girer, îman ve nikahını yenilemesi gerekir. İman edince nikah geri gelir. Bu söz, boşanmada kullanılan bir lafız gibi nikahı noksanlaştırmaz.
ALLAH (C.C.)’IN SIFATLARI
1 – Soru: Cenab-ı Hakk’ın sıfatları zatının aynı mıdır, yoksa gayrı mıdır?
Cevap: Allah Teala’nın sıfatları zat-ı ilahinin ne aynıdır, ne de gayrıdır. Aynı olan zat ile müttehid olması ve teaddüd-i zat lazım elir. Gayri olsa, sıfat-ı ilahinin zat-ı ilahiden ayrılması lazım gelir ki, bu durumda ya binefsihi kaim olması veya gayr ile kaim olması gerekir. Bunların hepsi de muhaldir. Bu sıfatlar, kıdem-i zamani ile kadim ve hudus-i zati ile hadistirler.
2 – Soru: Cenab-ı Hakk’ın Semi ve Basar sıfatları mevcut ve madum olan her şeye taalluk eder mi?
Cevap: Hak Teala’nın Semi ve Basar sıfatları mevcut olan şeylere taalluk eder. O mevcut, ister vacip isterse caiz olsun. Fakat Rabbimizin bu sıfatları, maduma taalluk etmez. Zira madum (yok olan), görülüp işitilmeye müsait bir şey değildir.
3 – Soru: Bizleri yoktan var eden yüce Allah’ımızın(cc) 1001 ism-i şerifi olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Kur’an’da geçen doksan dokuz ism-i şerifi var. Biz 99 ism-i şerifin içinde Tanrı diye bir isim bulamadık. 99 ism-i şerifin haricinde kalan 902 ism-i şerifin içinde mi? Açıklar mısınız?
Cevap: Tanrı kelimesi Türkçe olup ilah ve ma’bud kelimelerinin karşılığı olarak kullanılmaktadır. Allah lafzının karşılığı olarak kullanılamaz. Kur’an-ı Kerim’de ve Esma-i Husna arasında Tanrı kelimesi yoktur. Zira bu lafız Türkçedir. Allah lafzı ile Tanrı kelimesi arasında fark vardır. Şöyle ki: Tanrı kelimesinin sonuna “ler” takısı getirilerek cemi (çoğul) yapılabilirse de Allah lafızı çoğul olarak kullanılamaz.
4 – Soru: İrşadiye kitabının 29. sayfasında “Ve yükferu bi kavlihi Reeytullahe fil menami” ibaresi vardır. Bu ibareye göre bir kimse, “Rüyada Allah’ı gördüm” dese kafir olur. Mısır’da tahsil görenlerden bazılan bu ibarede yanlışlık görerek Allah’ı rüyada görmek sevaptır demişlerdir. Siz ne dersiniz?
Cevap: Bahsettiğiniz kitabın ibaresinde, ya mürettibin veya müellifin bir hatası olmuş. Bu yanlışı kimin yaptığını bilemediğimiz için tayinden çekiniyoruz. Muhakkak olan bir şey varsa, bu ibare ve ifade tamamen yanlıştır. Akaid şerhi Kesteli ve onun haşiyesi Ramadan Efendi ile diğer akaid kitaplarımızın tafsialt ile anlattıkları husus, “Rüyada Cenab-ı Hakk’ı görmenin” caiz olduğu ve İslam büyüklerinden birçoğunun bu saadete mazhar bulunduğudur. “Abdüllatif” adlı va’z kitabından (s.201) naklettiğimiz İmam-ı Azam efendimizle ilgili bir bahis de doğrudur ve akaid haşiyesinde vardır.
5 – Soru: Cenab-ı Hakk’ın Rezzak sıfatını inkar eden ne olur?
Cevap: Kafir olur.
6 – Soru: Bostan, Gülistan adlı kitabın 13. sayfasında Allah Teala’ya “Efendi” tabiri kullanılmıştır. Bu ne derece doğrudur?
Cevap: Allah Teala’nın isim ve sıfatları tevkifidir. Bunların dışında bir isim ve sıfatın kullanılması doğru olmaz. Anlayamadığımız bir husus olmuştur: Sorunuzda iki kitap ismi verdiğiniz halde bir tek sayfa numarası göstermektesiniz. Bu sayfa hangi kitaba ait olmaktadır?
7 – Soru: Canlılar arasında bir dişiden dünyaya gelmemiş varlık var mıdır?
Cevap: Evet, mevcuttur. Üç canlı (Adem aleyhisselam, Hazret-i Havva ve Salih aleyhisselamın devesi) bir canlı vasıta olmaksızın ilahi kudretin tezahürü neticesinde yaratılmıştır.
CENNET-CEHENNEM
1 – Soru: Şu anda cennet ve cehennem var mıdır? Mekan tahsis edilmiş midir?
Cevap: Cennet de cehennem de el’an mevcuttur. Ayet-i kerimelerde cennet ve cehennemden bahsedilirken mazi (geçmiş zaman) sigası ile “Üuıddet” (hazırlandı) buyrulması, onların halen mevcut olduğunu gösteren delillerden biridir. Me’va adlı cennetin Sidretü’l-Münteha’nın yanında bulunduğu, Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle (Sure-i Necm ayet 15) sabittir. Hz. Nuh’un kavmi; suda boğulduğundan onların derhal cehenneme sokulduklarını haber veren Ayet-i Kerime (Sure-i Nuh 25) cehennemin varlığını ifade etmektedir. İşte bu ve benzeri birçok Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerifler, cehennemin el’an mevcut bulunduğunun belgeleridir. Akaid kitapları bu hususu açık ve geniş olarak beyan etmektedir.
2 – Soru: Kadınlar, cennete girince yine dünyadaki kocaları ile mi evlenecekler?
Cevap: Hayatta iken birbirinden memnun yaşadılarsa ve hoşnutlukla ayrıldılar ise kadın zevcin hanımı olacak. Kadının birden fazla evlilik yapması halinde; hangi kocasından memnun olarak ayrıldı ise onun hanımı olarak kalacak.
3 – Soru: Veled-i zina olan bir kimse, bihakkın İslam’ı yaşamış olsa bile cennete giremez, deniliyor. Bu söz doğru mu?
Cevap: Böyle bir iddia doğru değildir.
4 – Soru: Bazı kimseler, borazancının, çaldığı düdüğü ile; sarhoşun, kadehiyle birlikte haşrolunacağını; müezzinlik yapanların, ezan okuyarak haşrolunacağını ifade etmektedirler. Bu hususun sıhhat derecesini açıklar mısınız?
Cevap: Peygamber Efendimiz’in “Yüb’asü küllü abdin ala ma mate aleyh” Hadis-i Şerifi buna delalet etmektedir.
MEZHEPLER
1 – Soru: Biz Hanefîlerin itikatta İmamı Ebu Mansur Muhammed Maturidi’dir. Diğer üç mezhebin imamları aynı mıdır?
Cevap: Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhebi mensuplarının itikadi meselelerde İmamı, Ebu’l-Hasen el-Eşari’dir.
2 – Soru: Mezhepler arasındaki farkların giderilmesi ve bunların birleşmesi kabil midir? Bir mezhepte olan kimse diğer mezhepteki bir şahsa ne zaman imamlık yapabilir? Birbirinin mezhebine girebilir mi?
Cevap: Mezheplerin arasındaki fark, esasta değil, fer’i hükümlerdedir. Namaz, her mezhepte farzdır. Fakat namazın farz ve vaciblerinin sayısında mezhepler arasında fark bulunabilir. Hanefi, Maliki, Hanbeli ve Şafii gibi mezhebin salikleri, diğer bir mezhepteki imama uyabilirler. Yeter ki imam olan şahıs kendisine uyacak diğer mezhepteki şahsın mezhebindeki abdesti bozan şeylerden sakınmış olsun. Bunların birleşmesi (telfiki) doğru ve caiz değildir. Tamamen taklit etmek şartıyla bir Şafii, Hanefi mezhebine girebilir. Bir Hanefi de Şafii mezhebini taklit edebilir. Fakat canının istediği zaman Hanefi, işine geldiği zaman Maliki veya Hanbeli mezhebini taklit etmek suretiyle daldan dala konan kuş misali hareket edemez.
3 – Soru: Mezhebler ne için ve nasıl ve ne zaman çıkmıştır?
Cevap: Ashab-ı Kiram devrinden sonra, Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerden hüküm çıkarma kudretine sahip müctehidler azalmıştı. Bunun üzerine Müslümanlar, içtihat kudretinde bulunan fakihlere tabi olma yolunu tuttular. Onların derslerinde bahsettikleri mevzular, sorulara verdikleri cevaplar ve fetvalar halkın takip ettiği bir yol ve fıkhi bir mezhep olarak doğmuş oldu.
4 – Soru: Suudi Arabistan ve diğer Arab memleketlerinde İslamiyeti ehl-i sünnet mezhebi üzere yaşayanlar var mıdır?
Cevap: Suudi Arabistan devleti, Vehhabilik mezhebinin yayılmasını hedef almış bulunmaktadır. Fakat halkın arasında ve bilhassa orada yerleşmiş Türklerde ehl-i sünnet mezhebiyle amel etmek yaygındır.
5 – Soru: Bir kimse, canı istediği zaman Hanefi mezhebine, dilediği zaman diğer mezheblerin hükümlerine göre hareket edebilir mi?
Cevap: Edemez. Taklitte bir imam tercih etmesi gerekir.
6 – Soru: Ehl-i sünnetin dört fıkhi mezhebinin dışında, yine ehl-i sünnete bağlı olduğu halde, tabileri kalmadığından yaşayamamış ve bu sebeple günümüze kadar gelememiş fıkhi mezhebler var mıdır? Varsa adları nelerdir?
Cevap: İkinci ve üçüncü asırda, en fazla şöhret yapmış müctehidler; İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafii, İmam Ahmed bin Hanbel’dirler. Tabiin ve tebei tabiinden müctehidlik derecesinde bulunup da mezhepleri devam etmemiş bulunan zatlar şunlardır: İbrahim Nehai, İbni Ebi Leyla, İbni Şübrüme, Süfyan-ı Sevri, Hasan ibni Salih, Abdurrahman Evzai, Amr b.Haris, Leys bin Sa’d, Abdullah ibni Ebi Cafer, İshak bin Raheveyh, Ebu Ubeyd Kaasım bin Selam, Ebu Sevr-i Bağdadi, İbni Huzeyme, İbni Nasr-ı Mervezi, İbni Münzeri Nisaburi, Davud-ı Zahiri, İbni Cerir-i Taberi.
7 – Soru: Mezheplerin hak ve batıl olduklarını nereden anlayıp da hak-batıl olduğuna hükmediyoruz? Bazı mezhepler var ki aynı yıl içinde kurulmuşlardır. Mesela Zeydi, Caferi ve Hanefi mezhepleri gibi. Ayrıca Caferi mezhebinin kurucusu diye bilinen Cafer-i Sadık (k.s.) silsile-i sadatdan değil mi?
Cevap: Mezheplerin hak oluşu, umumi hükümler bakımından, İslam dininin inanç, ibadet ve muamelat ile alakalı hükümlerine her bakımdan uygun düşmesi ile anlaşılır. Batıl mezhep de bu esaslara ters düşen yolun adıdır. Mezhep kurucularının aynı tarihte yaşamaları, aynı şehir ve hatta aynı medresede yetişmiş olmalarıyla, kurdukları mezheplerin hak veya batıl olarak vasıflandırılmasında aynı sıraya konulamaz. O zatın İslam’a mutlak bağlı olması, fasit te’villere, kusurlu tefsirlere ve mantıksız tezvirlere kaçmaması ile mezhebinin hak olduğu anlaşılır. Vasıl bin Ata, Hasan Basri Hazretleri’nin rahle-i tedrisinde yetişmiş ve fakat sonunda ondan yüz çevirmiş ve Mütezile’nin önderi olmuştur.
8 – Soru: Ehl-i sünnet dışında kalan fırka-i dalaletten hangisi küfre nisbet olunur?
Cevap: Bu hususta size, Milel ve Nihal Tercümesi’ni tetkik etmenizi tavsiye ederim.
9 – Soru: Ehl-i sünnet ve’l-cemaattan olan mezheplerin hak olduğunu biliyoruz ve inanıyoruz. Fakat, bize “Hak olduğunu ne ile isbat edersiniz, deliliniz nedir?” diye soruldu. Bu hususta bizi aydınlatır mısınız?
Cevap: Allah’ın (cc) kitabı ve Resulü’nün (sav) sünneti, amellerin hükme bağlanmasında en sağlam ölçü ve şaşmaz bir kıstastır. Bu esaslara uyan bir şey, meşru ve hakka uygun kabul edilir. Ehl-i sünnet mezhebinin hak olduğunu, Allah’ın(cc) Kitabındaki hükümlere, Resulü’nün(sav) sünnetine ve Ashab-ı Kiramın yürüdüğü yola uygun olması ile isbat ederiz.
10 – Soru: Şafii mezhebine mensup bulunan bir kişi, vefat ettiği zaman devri nasıl yapılacak?
Cevap: Aynı Hanefi mezhebinde olduğu gibi yapılacaktır.
11 – Soru: İslamiyet bir olduğuna göre mezhep ne için dört olmuştur?
Cevap: El bir tane olduğu halde, parmakların beş tane oluşu nasıl bizim iş görmemizi kolaylaştırmakta ise, mezheplerin durumu da aynen öyledir. Hepsi İslam esaslarına bağlı olup, halkın kolaylığı içindir.
12 – Soru: Vehhabilik nedir, hangi ülkede mevcuttur?
Cevap: “Selefi’lik iddiası içinde kamufle edilmiş, sarılıp sarmalanmış bir “Mücessime” sempatizanlığıdır. Suudi Arabistan’dan kaynaklanmaktadır. Orada tahsil görmüş bazı kimseler tarafından veya bu işin çığırtkanları vasıtası ile İslam aleminin birçok beldesine sıçramıştır.
13 – Soru: Bizim mezhep (Hanefi) de altın diş yasak mı?
Cevap: Dişinde çürük falan yok iken keyf ve süs için yaptırılırsa hem gusle mani, hem de altınla zinetlenmek erkeğe haramdır. Fakat dişlerindeki çürük sebebiyle yaptırılacak ise, bu zaruret halidir. Zaruret halinde ve zaruret miktarını geçmemek şartı ile diş doldurtmak veya altın kaplatmak İmam Muhammed’e göre caizdir.
14 – Soru: Ramazan ve Kurban Bayramı namazları biz Hanefîlerce vacib bulunmaktadır. Diğer üç mezhepte bu namazların hükmü nedir?
Cevap: Maliki ve Şafii mezheplerinde, bu namazlarla ilgili iki hüküm vardır. Birinci hüküm, bu namazlar sünnet, diğer bir kavle göre farzdır. Hanbeli mezhebinde ise farz-ı kifayedir.
15 – Soru: Sehiv secdesi, biz Hanefilere göre vacibtir. Şafii mezhebine göre bu secdenin hükmü nedir? Zira bulunduğumuz yerlerde Şafii bir imama uyduğumuz oluyor. Durumu bilmemizde fayda vardır?
Cevap: Sehiv secdesi, gerek Şafii gerekse Maliki mezheplerinde “sünnet” bulunmaktadır. Ancak şu var ki, imam sehiv secdesi yapacak olursa, bu mezhepteki kimsenin imama uyarak secdeyi yapması vacib olur.
1 – Soru: Sabah namazını kılamayan bir kimse, cuma ve cenaze namazı kılamaz diye iddialar oluyor. Bu hususta cevabınızı rica ederim.
Cevap: Her namazın mükellifiyet ve sorumluluğu ayrı ayrıdır. Kıldığı namazın borcunu ödemiş ve sevabına erişmiş olur. Bir kimsenin kılamadığı namazdan sorumlu olması, diğer namazları kılma emrini ortadan kaldırmaz.
2 – Soru: Bütün namazların sünnetleri evvel kılınıyor da niçin akşam namazının farzı evvel kılınıyor?
Cevap: Bu durum Hanefi mezhebine göredir. Şafii mezhebinde ise akşamın hem farzından önce hem de farzını takiben sünnet namaz kılınmaktadır.
3 – Soru: Sabah namazından sonra Kur’an okunduğu zaman “Haşr” suresinin son sayfasını okurken, sondan üç ayeti okuyorum. Bazı imamlar, yukarı ayetlerden okunmasını tavsiye ediyorlar. Bu hususta izahat verirseniz memnun oluruz.
Cevap: Ma’kıl b.Yesar’dan Tirmizi’nin rivayet ettiği Hadis-i Şerifte sure-i Haşr’ın son üç ayetini okumak tavsiye edilmiştir. Buna hiçbir ilave yapmak doğru olmaz. Yapılan işin çokluğundan ziyade, Allah Resulü’nün (sav) tavsiyesine uygun olarak yapılmasına dikkat etmelidir.
4 – Soru: Peygamber Efendimiz’den (sav) önce gelip geçen peygamberlere kaç vakit namaz tebliğ ile emrolundu? Onlar da bizim kıldığımız gibi kılıyor idiyse, ka’dede okunan “Ettehiyyatü” yerine ne okuyorlardı? Zira bu dua Peygamberimiz’e Mirac’da hediye edildi.
Cevap: Bilinen bir şey varsa, o da bizden evvelki ümmetlere elli vakit namazın farz kılındığıdır. Namaz içinde neler okudukları hususuna gelince, bu nokta, meselenin teferruat noktasıdır. Bunu bizim bilmemize imkan ve sizin öğrenmenize de bir zaruret görmüyorum.
5 – Soru: Beş vakit namazlara göre bu surelerin okunmasındaki tertip nasıl olacaktır?
Cevap: İster imam olsun isterse kendi başına namaz kılsın, mukim olan kimse için sünnet olan kıraette, sabah namazında ve öğle namazmda Fatiha’yı okuduktan sonra “Tıval-i mufassal” adı verilen surelerden; ikindi ile yatsı namazlarında, “Evsat-ı mufassal” diye adlandırılan surelerden; akşam namazında ise “Kısar-ı mufassal” adı verilen surelerden bir sure okumaktır.
6 – Soru: Namazın farz olması Mekke’de mi, yoksa Medine’de mi olmuştur?
Cevap: Bunda ulemanın ittifakı vardır. Namaz Mekke’de iken farz olmuştur. Peygamberlik ile birlikte namaz da farz kılınmıştır. Bu farziyyet iki vakit olarak başlamış olup, Miraç gecesinde beş vakte çıkarılmıştır.
7 – Soru: Bir insan, beş vakit namazın farz olanını, nafile olandan ayın edemese namazını nasıl kılması gerekir?
Cevap: Kişi, namazlarını farzları ile sünnet olanını birbirinden ayırt edemeyecek durumda ise, bunları öğrenip bilesiye kadar, namazlarının hepsini farz niyeti ile eda eder. Mesela, sabah namazını ikişer ikişer eda etmekle beraber, onların dört rekatını da farz olarak eda etmesi gerekir. Ta ki farz olan namazları nafile olarak kılmış olmasın. Nafile namazları farz olarak kılmak mümkün ise de farzları nafile niyeti ile eda etmek caiz değildir.
8 – Soru: Mihrabın önünde bir vakitte iki farz kılınır mı?
Cevap: Cemaatle farz kılındıktan sonra, ikinci defa cemaat olunması halinde mihraptan başka bir yerde cemaat teşkil etmelidir.
9 – Soru: Akşam ve yatsı namazlarının farzlarının birinci ve ikinci rekatlarında açıktan okuyup, daha sonraki rekatlarda ise gizli okumanın hikmeti nedir?
Cevap: Gündüz namazlarında ilahi tecelliyat ağır, gece namazlarında ise daha hafif bulunmaktadır. Bu sebeple, gündüz namazlarında gizli okumak emrolunmuş bulunmaktadır. Zira açıktan okumakta da ağırlık vardır. İki ağırlığın bir arada bulunmaması için böyle emredilmiştir. Gece namazlarındaki tecelliyat hafif bulunduğundan, açıktan okumak vacib olmuştur.
- Behce Fetvalarından: “Kıyam’ın farz olması, farz olan namazlara mahsustur” (H.Ec. 1/9)
Açıklama: Kıyam’ın rükün oluşu, farz ve vacib namazlara mahsustur. Sünnet ve nafile namazlarda kıyam sünnettir. Bu itibarla, bir özür bulunmadığı halde, oturarak nafile namaz kılınabilirse de ayakta kılmak evladır.
- Behce Fetvalarından: “Farzları dörder rekat olan namazların ikişer rekatı, hicretten önce; ikişer rekatı da hicretten sonra farz olunmuştur” (H.Ec. 1/8)
Açıklama: İslam’ın başlangıcında namazlar, mukim ve misafir bulunan her Müslümana ikişer rekat farz kılınmıştır. Daha sonra, mukimin namazı dörde çıkarılmış, misafirinki iki rekat olarak bırakılmıştır. Bahsi geçen yükselme, fetvada ifade edildiği gibi, hicretten sonraki tarihe tesadüf etmektedir.
10 – Soru: Finlandiya’da gece ve gündüzler 48 saattir. Burada yaşayan insanların veya buraya gelen Müslümanların namaz kılmaları veya Ramazan’da oruç tutma hükümleri nasıl olmalıdır?
Cevap: Bu mevzu ile ilgili cevabımızı “Tenkidlerim, Tedkiklerim” adlı kitabımızdan naklen aşağıya alıyoruz: “Şimal kutbunda namaz ve orucun edasına gelince; önce şu hususu belirtmek isteriz: Bu ibadetler vakitle şartlıdır. Fıkıh kitaplarında açıklanan zamanları girdiğinde sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazları eda olunur. Bazı memleketlerde, güneş battıktan biraz sonra tan yeri ağarıp şafak sökmektedir. Bu gibi memleketlerde yatsı namazı vakti bulunmadığı için, o bölgede yaşayan halk, yatsı namazı kılmakla mükellef tutulmamıştır. Gece ile gündüzü normal zaman şartlarına göre bir yıl devam eden kutuplarda bulunacak bir Müslüman için, senede beş vakit namaz kılma mükellefiyeti vardır. Vakitleri girince bu namazlar eda olunur. Bu hüküm, oradaki yaşama zorluklarına karşı ilahi bir kolaylık ve istisnai bir hüküm teşkil etmektedir.
Oruç, Ramazan hilalinin görülmesi ile başlayan ve tan yerinin ağarmasından akşama kadar yemekten, içmekten ve nefsani arzulara uymaktan -Allah Teala’ya kulluk niyyeti ile- kendini tutmaktır.
Tan yerinin ağarması ile güneşin batması altı aydan aşağı olmayan bu yerde oruç tutmaya imkan yoktur. Ramazan hilalini görmek de müyesser olmayınca, bulunmayan bir vaktin orucunu tutmak mükellefiyeti olmaz. Bu bölge ile ilgili olarak takip edilecek ve ihtiyata uygun düşen bir yol vardır. Kuzey kutbuna en yakın ve 24 saatlik normal günü bulunan bir beldenin namaz vakitlerini tespit edip o saatler geldiğinde beş vakit namazı kılar. O beldenin imsak ve iftar vakitlerini esas alarak ihtiyaten o kadar müddet bir zaman oruçlu gibi hareket eder.
Kitap, sünnet, icma ve Kıyas-ı Fukaha diye ifade edilen dört delil ve ana kaynak içinde, aranılacak mesele erbabına açıktır.
11 – Soru: Zeval vakitlerinin kerahet vaktinden olduğu malumdur. Yalnız cuma gününe mahsus olmak üzere bir istisna var mıdır?
Cevap: Zeval vakti, namaz kılmanın mekruh sayıldığı vakitlerden biridir. Ancak, İmam Şafii cuma gününü bu kerahetten müstesna tutmuştur. Mezkur günün vaktinde camii şerife gelen kimsenin “Tahiyyetü’l-mescid” namazını kılabileceği Şafii fıkhında açıklanmaktadır. (el-Fıkh ala mezahibi’l Erbea c. l, s. 272) Hanefi müctehidlerinden İmam Ebu Yusuf’un görüşü de bu istikamettedir. (Büyük İslam İlmihali 3. kitap, madde 406)
12 – Soru: Ben, yatsı namazına bir saat kala işten geliyorum. Akşam namazını kılayım mı, yoksa kazaya mı bırakayım?
Cevap: Namazınızı hemen kılınız. Kazaya bırakmanız doğru olmaz. Akşam namazınızı yıldızlar iyice belli oluncaya kadar bırakmadan kılmak sünnettir.
13 – Soru: Bahsi geçen kitabın gene 190. sayfasında, “Seyahat edenler ve zamanları çok dar olanlar, öğle ile ikindi namazlarını, öğle vaktinden güneş batıncaya kadar, ne zaman olursa olsun; akşam ile yatsıyı, gecenin hangi saatinde olursa olsun, bir arada kılmaya mezundurlar” demektedir. Bu hususta ne dersiniz?
Cevap: Böyle bir müsaade, Hanefi mezhebinde, sadece hacılar için ve arefe günü ile sınırlı olarak vardır. Yazarın ifade ettiği gibi değil, ikindi ve öğle namazını öğle vaktinde, “Cem’u takdim” suretiyle kılacak; akşam ve yatsıyı, yatsı vaktinde Müzdelife’ye vardıktan sonra “Cem’u te’hir” suretiyle eda edecektir. İmam Şafii, bunu bir isyan ve günah işlemek için yapılmayan seyahat ve seferilik için de geçerli kabul etmiş bulunmaktadır. Yazarın fıkhi yanlışları düzeltilecek olursa İmam Şafii’nin görüşüne yaklaşmış olur.
14 – Soru: Bir kimse sabah namazını vaktinde kılamayıp güneş doğduktan sonra kılsa, eda diye mi, yoksa kaza olarak mı niyet eder?
Cevap: Bir şahsın güneş doğduktan sonra ve kerahat vaktinin çıkmasını takiben kılacağı namaz, eda değil, kazadır. Ancak; bu namaz öğleden önce kılınacak olursa sünneti ile birlikte kaza edilir. Daha sonra kılınır ise yalnız farzını kaza etmek gerekir. Bir namazı vaktinde kılmaya gayret göstermeli, şayet kazaya kalmışsa daha fazla geciktirmeden onu kazaya çalışmalıdır.
15 – Soru: Yatsı namazı, yaz günlerinde, akşam namazından iki saat sonra; kışın bir buçuk saat sonra oluyor. Böyle bir kayıt mevcut mu?
Cevap: Namaz vakitleri saatle dondurulamaz. Şer’i ölçülere göre tesbit edilir ve bu tesbitin hangi saat ve dakikaya rastladığı açıklanır. Bu itibarla yatsı namazının vakti güneş battığı zaman ufukta beliren “Şafak”ın kaybolması ile başlar. Şafak, İmam Azam’a göre, ufuktaki beyazlık; İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed’e göre ufukta görülen kırmızılıktır. (Maliki, Şafii ve Hanbeli mezheplerinin görüşü de böyledir) Bahsi geçen şafak’ın kaybolması, kışın kısa sürmekte, yazın ise daha uzun devam etmektedir.
16 – Soru: Beş vakit namazların kılınması ile ilgili vaktin giriş ve çıkış zamanlarından başka, edaları için müstahab görülen vakitler var mıdır?
Cevap: Evet, vardır. Şöyle ki:
a) Sabah namazında “İsfar”, yani ortalığın aydınlanmasına kadar bırakmak müstehabtır. Bu hükümden hacıların Müzdelife’de kılacakları sabah namazı müstesna bulunmaktadır. Zira onlar, tanyeri ağarınca sabah namazını kılıp peşinden vakfe yapacaklar, daha sonra Mina’ya hareket edeceklerdir.
Sabah namazında “îsfar” sünneti, cemaatle namaz kılan imam ve ona uyan kimselere mahsus değildir. Tek başına namaz kılacak kimse için de “İsfar” sünnet bulunmaktadır. Bu, senenin her mevsiminde, yazda ve kışta sünnettir.
b) Öğle namazını -yaz mevsimine mahsus olmak üzere- ortalığın biraz serinlemesine tehir etmek müstehabtır. Bu tehir, sadece sıcak iklim halkı için değildir. Her yerde uygulanması müstehab bulunmaktadır.
c) İkindi namazını, güneşin parlaklığının değişikliğe uğrayacağı bir zamana kadar bırakmamak kaydiyle, yazda ve kışta biraz tehir müstehabtır. Gözün kamaşmayacağı bir vakte kadar geciktirilmesi kerahat-i tahrimiyye ile mekruhtur. Hava bulutlu olursa, böyle bir kerahet vaktine kadar geciktirme korkusu bulunduğundan, vaktin girdiği yakinen ve kesin olarak belli olduktan sonra ikindiyi kılmakta acele etmek müstehabtır.
d) Akşam namazını vakti girince hemen kılmak müstehabtır. Yani bu namazda bir tehir mevzu bahis değildir. Yaz ve kış uygulanacak usul budur. Sadece hava bulutlu olduğunda, namazı güneş batmadan kılmak korkusu bulunduğundan, acele edilmemesi ve güneşin battığı kesin olarak belli olasıya kadar geciktirilmesi müstehab olmaktadır. Bir de sofranın hazırlanmış olduğu sırada akşam namazı vakti olsa, önce yemeği yemeli, daha sonra namazı kılmalıdır. Peygamber Efendimiz (sav), “Akşam yemeği ile akşam namazı bir araya gelirse akşam yemeği öne alınır” buyurmuşlardır. Bilhassa Ramazan günlerinde bu cevazla amel etmek münasip olur.
e) Yatsı namazını gecenin ilk üçte bir vaktine kadar tehir etmek müstehabtır. Bu geciktirmeyi, yaz günlerinde uygulamak, cemaatin azalmasına yol açacağından, sadece kış mevsimlerinde yapılmalıdır.
17 – Soru: Akşam namazının son vakti ile yatsı namazının giriş zamanı olan “Şafak” ne demektir?
Cevap: İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed’e göre “Şafak”, güneşin battığı ufukta görülen kırmızılıktır. İmam-ı Azam Hazretleri’ne göre ise, kırmızılıktan sonra görülen beyazlıktır. Kırmızılık kaybolduğunda, İmameyn’e göre akşam vakti çıkmış; beyazlık kaybolduğunda Ebu Hanife Hazretleri’ne göre akşam vakti çıkmış ve yatsı namazının vakti girmiş olur.
18 – Soru: Köylerde bazı alimler, akşam ezanından bir buçuk saat sonra yatsı kılınabilir demişler. Buna karşı siz ne dersiniz?
Cevap: Namazlar saatle değil vakitle tayin edilir. Bu vakit, yazda ve kışta değişik olur. Bilhassa yazın, akşamla yatsının arası iki saate yaklaşmaktadır. Yazda ve kışta bir buçuk saat olarak vaktin dondurulması, her mevsimde geçerli bir ölçü olamaz.
19 – Soru: Yalnız nafile kılınması mekruh olan tanyerinin ağarmasından güneş doğasıya kadar olan zaman ile ikindinin farzını kıldıktan sonra güneşin sararması vaktine kadar olan vakitlerin dışında nafile namaz kılmak mekruh olan başkaca vakitler var mıdır?
Cevap: Evet, vardır.
1- Akşam namazının farzından evvel nafile namaz kılmak mekruh bulunmaktadır.
2- Bayram namazlarından önce evde ve camide nafile kılmak mekruhtur.
3- Bayram namazından sonra sadece camide nafile kılmak mekruhtur.
4- Cuma günü hatip minbere çıktığı zamandan farzı bitiresiye kadar nafile kılmak mekruhtur.
5- Farz namaz için ikamet olunduğu sıra nafile kılmak mekruhtur. Bu hükümden sabah namazının sünneti müstesnadır.
6- Arafat’ta cem’u takdim suretiyle, Müzdelife’de cem’u tehir yoluyla kılınan iki farzın arasında o namazlarla ilgili sünnetler kılınmaz.
7- Vaktin farzı olan namazın pek dar bir zamana kalması halinde, sadece farzı kılmak gerekir. Nafile ile iştigal, farzın kazaya kalmasına yol açabileceği gerekçesiyle, mekruh görülmektedir.
- Netice Fetvalarından: “Şafak kaybolmadan önce tanyeri ağaran bir beldenin Müslüman halkı üzerine yatsı namazı ve vitir (kılmak) vacip olmaz” (H.Ec. 1/8)
Açıklama: Namaz ibadeti, vakitle alakalı bir farzdır. Bazı memleketlerde akşam namazından sonra şafak sökmeye başlar. Buralarda yaşayan Müslümanlar, yatsı vaktine erişmediği için bu namazla ve vitir ile mükellef olmazlarsa da bunları kaza yolu ile kılmak, ihtiyata uygun olur. Vacip olmaz demek, kılındığı zaman caiz olmaz manasında anlaşılmamalıdır. Kılınmasından sorumlu olmamak ayrı bir husus, kaza edilmesi halinde sevabına erişmek ayrı bir mesele olarak mütalaa olunmalıdır.
1 – Soru: Öğlenci ve sabahçı olduğumuz zaman, devamlı şekilde abdestlerimizi iş yerinde alıyoruz. Yalnız ayak yıkama yeri, yüzümüzü yıkayacağımız yere 9-10 metre uzak. Tabii içimizde Hıristiyanlar da olduğu için, “Burası ayak yıkama yeri değil” diyorlar. Elimizi, yüzümüzü ve kollanmızı yıkayıp, ayaklarımızı da bundan 10-15 metre uzaklıktaki bir yerde yıkıyoruz. Bu abdestle de namaz kılıyoruz. Caiz mi, değil mi?
Cevap: Abdest uzuvlarının birbiri peşine yıkanması, Hanefi mezhebine göre sünnettir. Bu sebeple yüzünüzü yıkadığınız yerden 15 metre ilerdeki çeşmeden ayağınızı yıkayarak aldığınız abdestle namaz kılmak caizdir.
2 – Soru: Abdest alırken başımızın dörtte birini mesh manasını nereden anlıyoruz?
Cevap: Abdestin farziyyeti ile ilgili sure-i Maide’nin 6. ayeti, başı meshetmeyi farz kılmıştır. Farz kılınan miktar hususunda müctehidlerin içtihadı ve ihtilafı bulunmaktadır. İmam Ebu Hanife’nin içtihadı dörtte bir miktarın meshedilmesidir. Muğire b. Şube’nin rivayet ettiği bir Hadis-i Şerif buna mesned olmaktadır. Bu sahabi diyor ki: “Peygamber (sav) bir kavmin süprüntülğüne geldi de küçük abdest bozdu, sonra abdest aldı, başının nasiyesine ve mestleri üzerine mesh etti.” Nasiye, alın tarafına doğru uzayan saçların bulunduğu başın tepe kısmıdır. Bu ictihadda bulunan ilim erbabı ve müctehidler, “Bi rüusiküm”deki banın teb’iz için olduğu görüşündedir.
3 – Soru: Namaz kılmasak bile gerektiği zaman namaz abdesti almak, beyhude bir hareket midir? Dinen açıklamasını yapar mısınız?
Cevap: Abdest, namaz, tavaf ve Kur’an-ı Kerim’e el sürmek için farz (şart) tır. Sair hallerde abdestli bulunmak bir fazilettir. Fakat namaz kılmayınca abdestten beklenen fayda tam olarak doğamaz. Her zaman abdestli bulunmanın hikmet ve faydalarından biri de “şeytanın o kimseye namazı bıraktırmaktan ümit kesmesidir.” Bir kimse namaz kılmayınca şeytanın ümitlenmesine imkan vermiş ve Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanamamış olur. Namaz kılmadığı halde abdestli bulunmak, devamlı çorap giyip de pantolonsuz gezmeye benzer. Dünyada ahirete giden yolun üzerinde birçok haramiler var. Olmaya ki onlara kapılasınız. Olmaya ki onlara kapılanıp, İslami vazifelerden uzak kalasınız.
4 – Soru: Farz namazların dışındaki vakitlerde, hayrat suyundan alınan bir abdestle en az bir nafile namaz kılmak gerektiğini duyuyoruz. Bu hususta ne dersiniz?
Cevap: Bu tavsiye, yapıldığı zaman sevap olan, yapılmadığı zaman günah bulunmayan bir husus olmaktadır.
5 – Soru: Abdestsiz gezdiğim zaman huzur duyamıyorum ve işim rast gitmiyor. Bu sebeple, abdestli durmaya devam etsek ve fakat aldığımız abdestle nafile namaz kılmasak sorumlu olur muyuz?
Cevap: Bu abdestle nafile namaz kılamadığınız zaman sorumlu olmazsınız. Bir ayet de okusanız hakkını ödemiş olursunuz.
6 – Soru: Ben, abdest ve gusülde şüphelere düşüyorum. Yani, guslü yaptığım zaman “Acaba guslüm oldu mu?” diyor, abdest aldığımda da buna benzer şüpheler içimi kemiriyor. Ben, zaman geliyor da tekrar tekrar abdest alıyorum. Bana abdest ve gusülden tafsilatlı olarak bahseden bir kitap tavsiye eder misiniz?
Cevap: Vehim şeytandandır. Onun şerrinden korunmak için Euzü okuyunuz. Allah(cc)’a sığınınız ve Ayetü’l-Kürsi’yi okuyunuz. Dikkatlice abdest aldıktan sonra gelen bu vesveseye asla kapılmayınız ve içinizden gelen sese “abdestim abdest, guslüm gusüldür. Kör olası şeytan, sen kahrından çatla” diye onunla alay etmek gerekir. Tavsiye edeceğimiz kitaplar, evhamı gidermek için değil, bu husustaki fıkhi ve dini bilgilerinizi genişletmeye yarar. Büyük İslam İlmihali (Ö.N. Bilmen’in) ve Nimetü’l-İslam’ı okuyunuz.
7 – Soru: Abdestin farz olan mahallerini yıkayıp geri kalan taraflarınınn terk edilmesi caiz midir?
Cevap: Asla böyle bir şey doğru ve caiz değildir. Onların faydası olmasaydı Peygamber Efendimiz (sav) terk ederdi. Sünnetlerin ihmali, bid’atların ihyasına ve çoğalmasına yol açar. Bundan dolayı, her zaman ve hele asrımızda sünnetleri ifada azami gayret göstermelidir.
8 – Soru: Abdest alırken ağıza su vermek sünnet olduğu halde gusulde farz olmaktadır. Bunun sebebini açıklar mısınız?
Cevap: Abdestle ilgili Ayet-i Kerimede yüzün yıkanılması emredilmiştir. Yüz, saçın bittiği yerden çene altına kadar ve iki kulak arasında yer alan kısmın dışıdır. Burayı yıkamakla farz yerine gelir. Gusulde ağız ve burunun içi, vücudun dış kısmından kabul edilmiş bulunmaktadır. Bu sebeple ağız ve burun içinin yıkanılması gusulde farz, abdestte ise sünnettir.
9 – Soru: Suyu ile abedst alınan bir havuza para atmakta bir beis var mıdır? Bu havuzdan abdest almak caiz midir?
Cevap: Bu davranış bir israftır. Malı sokağa atmak gibidir ve ayrıca bid’attır. Fakat içine para atılmış olması, havuzun suyu ile abdest almaya engel olmaz.
10 – Soru: Tuvalette abdest almakta bir mahzur var mıdır?
Cevap: Başka bir yerde abdest almak imkanı bulunmadığı zaman helada da abdest alınabilir. Ancak, buralar temiz olmadığı için dualar okunamaz.
11 – Soru: Bir kimse, abdest alırken, abdest uzuvlarından birini unutuyor. Namazı kıldıktan sonra hatırlıyor. Yeniden abdest alıp namazı iade edecek mi?
Cevap: Evet, o uzvu da yıkayarak abdestini tekrar alması ve namazını tekrar kılması gerekir.
12 – Soru: Abdestin farzlarının dört olduğunu biliyoruz. Bazı kimseler bunun altı olduğunu iddia etmektedirler. Bunların iddiası dini esaslara uygun mudur?
Cevap: Evvela şunu belirteyim ki, bu, dine aykırı olmayıp, tafsilata ihtiyaç gösteren bir husus olmaktadır. Hanefi mezhebinde farz olarak kabul edilen şeyler, diğer mezheplerde de farzdır. Zira hakkında ayet bulunmaktadır. Bundan sonra, diğer üç mezhebin müctehidleri tarafından farz olduğuna hükmedilmiş şeyler de vardır. Şöyle ki: İmam Şafii, abdestin farzlarının altı olduğunu belirtmiş ve bizim bildiklerimizin üzerine “Niyyet” ile “Tertibe riayet’in farz olduğu ictihadında bulunmuştur. Niyyet, İmam Malik’e göre de farzdır. Ahmed bin Hanbel, tertibin farz olması hususunda İmam Şafii ile ictihad etmiş bulunmaktadır.
13 – Soru: Üzerinde ayet bulunan veya Allah (cc) adı bulunan bir parayı abdestsiz olarak almak nedir?
Cevap: Mekruhtur.
14 – Soru: Şia’nın abdestte ayaklarını mesh etmelerinin bir dayanağı var mıdır?
Cevap: Şia’nın hangi harekelinin sağlam bir dayanağı vardır ki, bunda mesned arayalım. Ehl-i sünnete muhalif kalmayı şiar edindikleri için her hususta muhalefeti şuur haline getirmişlerdir.
Şia, Maide suresinin altıncı ayetini “ve ercüliküm” şeklinde mecrur olarak okuyan kıraat imamlarının okuyuşundan hareketle kendisine ahkam çıkarmaktadır. Böyle okunması halinde, “Vemsehü bi rüüsiküm” cümlesi üzerine atıf olmakta, başınızı mesh ediniz, cümlesinin üzerine atfedilen kelimeye de onun hükmünü yükleyip ayaklara meshedileceği hükmünü vermektedirler. Önce şunu belirtmek isteriz ki, kıraat imamlarının hepsi böyle okumakta değildir. Nafi, İbni Amir ve Kisai, Nasb ile “Ve ercüleküm” okumaktadırlar. Mecrur olarak okuması halinde mana yönünden değil, lafız yönünden mütabeate binaen olmaktadır. (Nimetü’l-İslam, Kitabü’t-Taharet c. 66). Mecrur olarak okuma, “Cerri civari ve tenasüb-ü kelam içindir” Tefsir-i İbni Kesir, c. 2, s. 26) Mecrur okunduğu zaman meshin cevazı çıplak ayağa değil, ayakta mest varsa onun üzerine mesh etmekle kayıtlıdır. (Tefsir-i Kurtubi, c. 6, s. 93)
15 – Soru: Acaba Hz. Ali (ra) çıplak ayağının üzerine mesh etti mi?
Cevap: Bilakis Hz. Ali (ra), “Ayaklarınızı topuklara kadar yıkayınız” diye emir buyurmuştur. (Tefsir-i Kurtubi, c. 6, s. 93) Hz. Ali bir gün halkın arasında hüküm vermekte iken mübarek çocukları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’in abdest ayetinin ayaklarla ilgili cümlelerini mecrur olarak “Ve ercüliküm” ibaresiyle “Ve ercüleküm” okumuş ve şöyle devam etmiş ve “Kelamdan” (varid olanın) önü de sonu da budur” demiştir. Ashabın ulemasından bulunan Abdullah bin Mes’ud ve Abdullah bin Abbas (ra) da, “Ve ercüleküm” okurlardı. (Tefsir-i Kurtubi, c. 6, s. 93)
Nezzal bin Sebre, Hz. Ali (ra)’den naklederek demiştir ki: Ali (ra) öğle namazını kıldırdıktan sonra, Küfe meydanında halkın arasına oturmuştu. İkindi vaktine kadar orada kaldı. İkindi olunca bir su küpünün yanınaa vardı. Bir avuç dolusu su alıp onu yüzüne, ellerine, başına ve iki ayağına sürdü, sonra ayağa kalkıp onun artanını ayakta olduğu halde içti, sonra, “Halktan bazı kimseler, ayakta su içmeyi kerih görüyorlar. Resulullah (sav), benim yaptığımı muhakkak yapmıştır” dedi ve şöyle devam etti: “Bu, abdestini bozmayanın abdestidir” dedi.
Hazret-i Ali’ye (ra) nisbet edilen ve ayaklar üzerine meshetmekle ilgili bunun dışında bir beyan yoktur. Abdesti olanın eline, yüzüne, başına ve ayaklarına su sürmesi, serinlemek için olmaktadır. (Tefsir-i İbni Kesir, c. 2, s. 26)
İbni Arabi demiştir ki: “Ulema, ayağı yıkamanın vacip olduğu üzerinde ittifak etmiştir. Taberi’den başka bunu reddedeni bilmiyorum.” (Tefsir-i Kurtubi, c. 6, s. 91) Bu kelimeyi mecrud olarak “Ve ercüliküm” okuyanlardan bir kısmı “Ayakları mesihten murat, yıkamaktır” demişlerdir. Sahih olan da budur. Zira mesh kelimesi, sıvazlamak ile yıkamak arasında müşterek bulunmaktadır. Bazen yıkamada bazen de meshetmekte kullanıldığı olmuştur. (Tefsir-i Kurtubi, c. 6, s. 92)
Peygamber Efendimiz abdestlerinde ayaklarını yıkamış ve “Bu bir abdesttir ki, Allah bundan başkasını kabul etmez” buyurmuştur. (Tefsir-i İbni Ke-sir, c. 2, s. 26; Nimetü’l-İslam; Kitabü’t-Taharet, s. 66)
Abdullah bin Zübeyr’e (ra), Peygamber Efendimiz(sav)’in nasıl abdest aldığı sorulmuş idi. Bir kap su istedi ve onlara göstermek için Peygamber Efendimiz’in aldığı şekilde abdest aldı: Önce üç defa ellerini yıkadı, sonra üç defa mazmaza ve istinşak yaptı, sonra da üç defa yüzünü yıkadı, sonra dirsekleriyle birlikte üç defa kollarını yıkadı, sonra başını meshetti de ellerini bir defa öne, bir defa da geriye götürdü, sonra topuklarına kadar iki ayağını yıkadı. (Tefsir-i Kurtubi, c. 6, s. 96)
Şayet ayakta farz olan, mesih olsaydı veya mesih caiz bulunsaydı, yıkamayı terk etmek üzerine vaid (korkutucu beyan) vaki olmazdı. Zira meshetmek ayağın her tarafını kaplamak değil, ancak mestin üzerine olduğu gibi, bazı yerlere elin temas etmesidir. (Tefsir-i İbni Kesir, c. 2, s. 27)
Bir de Peygamber’in (sav) Buhari ve Müslim’de Abdullah bin Amr ile Ebu Hüreyre’den (ra) rivayet edilen hadis-i şeriflerinde “Abdestinizi ikmal ediniz. (Kuru kalan) ökçelerin vay ateşten haline” buyurmaktadır. Aynı metinle bir hadis-i şerifi Müslim, Hz. Aişe’den (ra) rivayet etmiştir. (Tefsir-i İbni Kesir, c. 2, s. 26) Peygamber (sav), abdest alan bir adamın ayağının üzerinde tırnak kadar bir yerin kuru kaldığını görmüş ve “Kuru kalmış ökçelerin vay haline” buyurmuştu. Hz. Enes (ra) nakletmektedir: Peygamber’e (sav) bir adam gelmiş, orada iken abdest almış ve ayağının üzerinde tırnak kadar bir yeri kuru kalmıştı. Bunu gören Peygamber (sav), “Dön de abdestini güzel al” buyurdu. (Tefsir-i îbni Kesir, c. 2, s. 27) Bu hususta daha fazla bilgi için gerek tefsir gerekse fıkıh kitaplarının geniş bilgi ihtiva edenlerim gözden geçirmeleri tavsiye olunur.
16 – Soru: Mesh ne demektir? Ve başın mesihteki mahalli neresidir?
Cevap: Mesh, başka tarafta kullanılmamış bir yaşlığı bir yere değdirmekten ibarettir. Başın, kulağın üst tarafında kalan yerin dörtte birini mesh farz olmaktadır.
17 – Soru: Kişi, abdest aldıktan sonra bazı yerlerin kuru kaldığına dair şek etse ne yapar?
Cevap: Kuru kaldığına dair kesin bilgisi yoksa şekke itibar yoktur.
18 – Soru: Gözler, yüz üzerindeki birer uzuv olduğu halde neden gözlerin içini yıkamıyoruz?
Cevap: Gözlerin içini yıkamak zarar vereceği için abdestte ve gusülde yıkanması caiz değildir.
19 – Soru: Abdest aldıktan sonra başını tıraş ettiren kimsenin yeniden başını mesh etmesi gerekir mi?
Cevap: Mesh etmesi lazım gelmez. Zira, saçlar kesilmekle hades (abdest bozulması) vaki olmuş değildir. İkincisi, başı mesh etme farzı sakıt olmuştur. Düşmüş olan bir mükellefiyet geri gelmez.
20 – Soru: Abdest veya gusülden sonra tırnak kesen kimsenin orayı tekrar yıkaması gerekir mi?
Cevap: Gerekmez. Sadece orayı yıkamak müstehab olur.
21 – Soru: Bir insan abdest almış, daha sonra kolunda bir kuru yer kaldığını görmüş olsa ve eliyle o kuruluğu gidermiş olsa, acaba bu abdest tamam olur mu?
Cevap: Abdestte her uzuv müstakil bir uzuv olarak kabul edilmektedir. Koldaki kuru yer, aynı koldaki yaşlılıkla giderilebilir. Böyle yaparak abdestini tamamlamış olur.
22 – Soru: Taharet-i suğra ne demektir?
Cevap: Abdestsizlik halini gidermek, yani abdest almak demektir.
23 – Soru: İştiyak ne demektir?
Cevap: Misvak kullanmak demektir.
23 – Soru: Teşvis ne demektir?
Cevap: Misvake bedel olarak dişleri parmakla temizlemek demektir.
24 – Soru: Teslis ne manasına gelmektedir?
Cevap: Bir fi’li üçlemek, üç defa yıkamak manasına gelmektedir.
25 – Soru: Tahlil ne demektir?
Cevap: (Parmaklarını) aralamak, parmak aralarını temizlemek demektir
Sual: Bir erkeğe, ana-babasının hala ve teyzesi, bir kadına da, ana-babasının amca ve dayısı mahrem midir? Kimler kimlerle evlenemez?
CEVAP
Önce usül ve füru meselesini bilmek gerekir.
Usül, ana-baba, bunların ana-baba, dede ve büyük anneler. [Ananın anası ve babanın anası, bunların anaları.]
Füru ise, evlatlar, bunların çocukları ve torunlarıdır.
İlmihallerdeki (Hala ve teyze ile evlenilmez) ifadesinden, ana-babanın da, hala ve teyzesiyle evlenilemeyeceği anlaşılır. Çünkü bir kadına, erkek ve kız kardeşlerinin oğulları ve bunların erkek torunları mahremdir. [Mahrem demek, evlenmesi haram demektir. Mesela annemiz, bacımız, halamız, teyzemiz bize mahremdir.]
Erkeğe de, erkek ve kız kardeşlerinin kızları ve bunların kız torunları mahremdir. Baba, halanın erkek kardeşidir. Halamıza, babamızın oğulları ve erkek torunları mahremdir. Teyzemize de annemizin oğulları ve erkek torunları mahremdir.
Erkeğe mahrem olan kadınlar
Soydan olan ve evlenilmesi erkeğe caiz olmayan yedi akraba şunlardır:
1- Analar:
Anası, ana-babasının anaları, onların da anaları mahremdir.
2- Kızlar:
Kızı, oğlunun ve kızının kızları ve torunlarının kızları mahremdir.
3- Kız kardeşler:
Ana-baba bir veya ana bir veya yalnız baba bir kız kardeşler de mahremdir.
4- Halalar:
Halası, ana-babasının halaları, dedelerinin, büyük annelerinin halaları da mahremdir.
5- Teyzeler:
Kişiye teyzesi, ana-babasının teyzeleri, dede ve büyük annelerinin teyzeleri de mahremdir.
6- Erkek kardeş kızları:
Ana-baba bir, sadece ana bir veya yalnız baba bir erkek kardeşin kızları ve bunların kız torunları da mahremdir.
7- Kız kardeş kızları:
Ana-baba bir veya sadece ana bir yahut yalnız baba bir kız kardeşin kızları ve bunların kız torunları da mahremdir.
Bu yedi kişi soydan olmayıp, süt ile de olsa yine mahremdir. Zina ile de olursa, yine haramdır. Mesela bir kimse, zina ettiği kadının kızı ile, torunu ile veya anası ile evlenemez. Sadece oğlunun sütkardeşi olan kız ile ve erkek kardeşin sütannesi ile evlenmek caizdir.
Nikah sebebi ile haram olanlar
Nikah sebebi ile sonradan akraba olan şu 4 kadınla da evlenmek erkeğe haramdır:
1- Kayınvalideler:
Kayınvalidesi haram olduğu gibi, kayınvalidesinin ve kayınpederinin anneleri de haramdır.
2- Üvey kızlar:
Hanımının, başka erkekten olan kızları, torunları, üvey oğlunun kızları ve torunları da haramdır.
3- Gelinler:
Oğlunun hanımı haram olduğu gibi, torunlarının hanımları da haramdır. Sadece üvey oğlun hanımı namahremdir.
4- Üvey analar:
Babasının hanımı, yani üvey annesi haram olduğu gibi, dedelerinin evlendiği bütün kadınlar da haramdır. Zina sebebiyle de olsa haramdır. Yani bir kimsenin, babasının veya dedesinin zina ettiği kadınla evlenmesi haram olur.
Amca kızı, dayı kızı, hala kızı ve teyze kızı ve yenge, yani kardeş zevcesi (Zirahm-i mahrem) değildir. Yani bu beş kadın, yabancı demektir. Bu beş kadın yabancı olduğundan, bunlarla evlenmek caizdir. Fakat, bunlardan ilk dördü ile evlenmek tenzihen mekruhtur. (K.Saadet)�teki, hadis-i şerifte, (Bunların çocukları zayıf, hastalıklı olur) buyuruldu. Fakat amca kızının kızı ve amca oğlunun kızı ile, hala kızının kızı veya hala oğlunun kızı ile, dayı oğlunun kızı ve dayı kızının kızı ile, teyze kızının kızı ve teyze oğlunun kızı ile evlenmek mekruh olmaz.
Bazı kimseler, Hazret-i Ali�nin amcasının kızı ile evlendiğini söylüyorlar. Bu yanlıştır. Peygamber efendimiz, Hazret-i Ali�nin amcası değil, amcasının oğludur. Yani Hazret-i Ali, amcasının oğlunun kızını aldı. Bu bakımdan tenzihen de mekruh olmadı.
Erkeğe neseb ile haram olanlar:
1- Anası
2- Büyük analar [Annesinin ve babasının annesi ve onların anneleri]
3- Kızı, oğlunun ve kızının kızları
4- Bacısı
5- Bacısının ve biraderinin kızları
6- Halası
7- Teyzesi.
Erkeğe süt itibariyle haram olanlar:
1- Süt anası
2- Süt büyük anaları
3- Süt kızı, süt oğlunun ve süt kızının kızları,
4- Süt bacısı
5- Süt bacısının ve süt biraderinin kızları
6- Süt halası
7- Süt teyzesi.
Erkeğe nikah sebebi ile haram olanlar:
Kaynanası, üvey kız, üvey anası, gelini.
Erkeğe geçici haram olanlar:
1- Hanımının bacısı,
2- Hanımının halası,
3- Hanımının teyzesi,
4- Hanımının erkek veya kız kardeşinin kızları,
5- Hanımının süt bacısı, süt halası, süt teyzesi, erkek veya kız süt kardeşinin kızları,
6- Kitapsız kâfir kadınları.
Sual: Annemin dayısı, amcası ya da babamın dayısı, amcası bana haram oluyor mu? Yani onlar benim öz dayım gibi oluyor mu?
CEVAP
Onlar sizin de öz dayınız, öz amcanız gibidir.
Sual: Hanımım üvey babam yanında bizimle benimle, bensiz annemle birlikte yemek yemek, sohbet etmek vb gibi nedenlerle bulunabilir mi?
CEVAP
Üvey babanız hanımınıza yabancıdır.
Sual: Dedemin üvey kızını nikah edebilir miyim?
CEVAP
Evet nikah edebilirsiniz. Babanızın üvey kızını da nikah edebilirsiniz. Çünkü baba ve anne tarafından sana akraba değil.
Sual: Gelinin kocası ölse, kayınpederine olan mahremliği devam eder mi?
CEVAP
Kayınpeder öz baba gibi mahremdir.
Sual: Torunun hanımı dedeye mahrem midir?
CEVAP
Torunun hanımı, dedenin gelinidir, yani mahremdir.
Sual: Annemin üvey annesi bana ve babama yabancı kadın mıdır?
CEVAP
Evet yabancı kadındır.
Sual: Benim amcam hanımıma yabancı erkek hükmünde midir?
CEVAP
Evet, yabancı erkek hükmündedir.
Sual: Kuzenlerle evlenmek caiz midir?
CEVAP
Kuzenden kastınız amca, dayı, hala ve teyze çocukları ise, hepsi ile evlenmek caizdir. Fakat tenzihen mekruhtur. Yeğene de kuzen denebiliyor. Onlarla evlenilmez.
Sual: Üvey oğlun hanımı mahrem mi?
CEVAP
Mahrem değildir. Yabancıdır.
Sual: Üvey kızın kızı da mahrem mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Benim üvey babam, hanımıma yabancı mı?
CEVAP
Evet.
Sual: Bir babanın üvey kızı, kendi öz kızı gibi mahrem midir?
CEVAP
Evet.
Sual: Gelin, insanın kendi kızı gibi midir? Nerelerine bakmak caiz, nerelerine bakmak caiz değildir?
CEVAP
Gelin, insanın kendi kızı gibidir. Kızının neresine bakması caiz ise, gelinin de aynı yerine bakması caizdir. Erkek, nikahla alması ebedi haram olan 18 kadının, mesela annesinin, kızının ve gelininin saçına, yüzüne, gerdanına, kollarına, dizden aşağı bacağına, şehvetten emin ise, bakabilir. Göğüslerine, koltuk ve yanlarına [böğürlerine], uyluk ve dizlerine ve sırtına bakamaz. (Bedayı)
Sual: Bir kadın, mürted amcanın yanında başı açık oturabilir mi?
CEVAP
Hayır.
Sual: Gayrı müslim kardeş, kayınpeder, mürted amca dayı yabancı sayılır mı?
CEVAP
Evet.
Sual: Kayınvalidenin annesi de, kayınvalide gibi mahrem mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Kardeş torunu mahrem mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Babamın teyzesi yabancı mıdır?
CEVAP
Kendi teyzeniz gibidir.
Sual: Damadımın yanında başı açık durabilir miyim?
CEVAP
Kayınvalide, aynen anne gibidir. Başınız açık, kollarınız açık, diz kapağınızdan altı yani bacaklarınız açık olarak damadınızın yanında durabilirsiniz. Hiç mahzuru olmaz. Ancak genç iseniz, fazla açık durmanız iyi olmaz
Sual: Kaç yaşındaki kadına ihtiyar kadın denir?
CEVAP
55 yaşından büyük olana ayise [ihtiyar kadın] denir.
Sual: Bir erkeğe, hanımı mahrem midir, yoksa namahrem midir?
CEVAP
Mahrem, nikah düşmeyen, evlenmesi haram olan demektir. Hala, teyze gibi evlenilmesi haram olan kadınlara mahrem denir.
Namahrem, yabancı, nikah düşen demektir. Evlenilmesi haram olmayanlar, başkalarının hanımları ve bütün yabancı kadınlar namahremdir.
Bir erkeğin hanımı, onun mahremi olmadığı gibi, namahremi de değildir. Onun nikahlısı, yani helalidir.
Sual: Bir kadını kendim, kızını da oğlum için almam caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Nikahlısını, halvet olmadan boşayan erkek, bu kadının kızı ile evlenmesi caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual: 16 yaşında baliğ olmayan, baliğ hükmünde midir?
CEVAP
Evet.
Sual: İki kız kardeşle aynı anda evlenmek caiz mi?
CEVAP
Caiz değildir. Caiz demek âyeti inkâr olur. Harama helal demiş olur. Kendi kız kardeşi ile evlenenin durumu da aynıdır. Annesi ile evlenenin durumu da aynıdır. Anne ile kardeş ile evlenmek caiz diyen kimse, Allah�ın bildirdiği âyeti inkâr etmiş olur. Harama helal demiş olur. Meşhur bir harama helal diyen de kâfir olur.
Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Analarınız; kızlarınız, bacılarınız, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, bacılarınızın kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir arada alarak evlenmek, size haram kılındı.) [Nisa 23]
Sual: Öz ablamın kızı ile evlenmem caiz midir?
CEVAP
Abla kızı da, aynen abla gibidir. Evlenmek asla caiz değildir. Nisa suresinin 23. âyet-i kerimesinde haram olduğu yazılıdır. Ablanızın kızının kızı ile de ve bütün torunları ile evlenmeniz caiz değildir.
Hıristiyanlık ve Yahudilikte bile abla kızıyla evlenmek caiz değildir. Amca ve dayı ile, hala ve teyze ile de evlenilmez. (Nisa 23)
Sual: Üvey ağabeyim ile üvey ablam evlenebilir mi? Yani Babamın hanımı ölünce, dul bir kadınla evlendi. Bu kadının bir kızı var. Babamın da ölen karısından bir oğlu var. Bu oğlan bu kız ile evlenebilir mi?
CEVAP
Evlenebilir. Çünkü hiç akrabalığı yoktur.
Sual: Çocuklu dul bir kadınla evlendim. Bu kadının oğlunun hanımı bana yabancı mı?
CEVAP
Evet, yabancıdır. Ama bu kadının kızları size yabancı olmaz.
Sual: Hanımımın üvey annesi, bana namahrem mi?
CEVAP
Evet yabancıdır.
Sual: Dul bir kadın ile kızı var. Kadın ile babam, kızı ile de ben evlenebilir miyim?
CEVAP
Evet evlenebilirsiniz.
Sual: Bir hoca, süt bacı, genç kayınvalide, başka bir kocadan olma kızı ve benzerleriyle halvetin caiz olmadığını bildiriyor. Bunlar mahrem değil mi, bunlarla halvet caiz olmaz mı?
CEVAP
Bu kadınlar ebedi mahremdir. Ebedi mahrem olan kadınlarla halvet caizdir. Süt kardeş ile, Genç kaynana ve Gelin ile, fitne şüphesi yani insanların suizan edip yanlış anlaması söz konusu olunca, mekruhtur. Fitne şüphesi olmayınca mekruh olmaz.
Sual: Bir erkeğin ölen hanımından olan kızı ile evli olan damadı, sonraki evlendiği hanımına mahrem mi, namahrem mi? Yani bir erkeğe, karısının üvey annesi mahrem midir?
CEVAP
Namahremdir yani yabancıdır.
CEVAP
Kurt, ayı, aslan, kaplan, pars, sincap, samur, sansar, maymun, sırtlan, fil, köpek, kedi, tilki, gelincik gibi avını köpek dişi ile yakalayan yırtıcı hayvan yenmez.[Şafii�de tilki, sırtlan, samur, sincap, gelincik yenir.] Avını pençesi ile yakalayan ve leş yiyen, çaylak, kartal, kerkenez, kuzgun, akbaba, leş kargası, yarasa, atmaca, şahin gibi kuşlar yenmez.
Haşarat, yani toprak içinde yuvası olan küçük hayvanlar helal değildir. Fare, akrep, yılan, kertenkele, kene, kurbağa, kaplumbağa, arı, sivrisinek, kara sinek, köstebek, kirpi, bit, pire gibi haşarat yenmez. [Şafii ve Maliki�de kirpi, kertenkele yenir.]
İğrenç olmayan, leş yemeyen, avını pençesi ile yakalamayan kuşlar yenir. Mesela ördek, saksağan, kumru, bülbül, keklik, deve kuşu, bağırtlan kuşu, güvercin, bıldırcın, tarla kargası, tavus, kırlangıç, baykuş, papağan, turna, serçe ve sığırcık gibi kuşlar helaldir. Hüdhüd [ibibik] mekruhtur.
[Şafii�de kırlangıç, tavus, hüdhüd, papağan, yarasa yenmez. Leylek hariç, martı ve balıkçıl gibi deniz kuşlarının hepsi yenir.]
Zürafa, geyik, ceylan, tavşan ve evcil hayvanlardan sığır, davar ve kümes hayvanları yenir.
Tezek ve başka necis şeyleri yiyen hayvanın eti kokarsa yemesi mekruhtur. Temiz şey ile beslenip, pis kokusu kalmazsa caiz olur.
[Necaset yemiş olan tavuk, koyun ve sığırı hemen kesip yemek mekruhtur. Tavuğu 3, koyunu 4, sığır ve deveyi 10 gün hapsetmek, yani necaset yedirmeyip temiz gıda ile beslemek gerekir. Şafii�de ise deve 40, sığır 30, koyun 7, tavuk 3 gün hapsedilir.]
Yalnız süt emip başka bir şey yememiş olan küçük kuzuların öldükten sonra karınlarından çıkarılan peynir mayaları temizdir. Koyun, sığır gibi ölmüş hayvanların memelerinden çıkan sütler de temizdir.
Hasta veya bayıltılan bir hayvan, diri olup olmadığı bilinmiyorsa, boğazlanırken hareket ederse veya diri hayvandaki gibi kan çıkarsa yenir. Çünkü bunlar hayat alametidir. Hayat alameti yoksa yenmez.
Hayvanların akan kanı necistir. Etteki akmayan kanı, karaciğeri ve dalağı temizdir.
Çok kimse, bilmediği için, çekirge yenmez zanneder. Çekirgenin helal olduğu hadis-i şerifle bildirilmiştir. Dört mezhepte de yenir.
Besmelesiz kesilen hayvan yenmez. Besmele çekmek unutulursa yenir.
Şafii�de Besmelesiz kesilen hayvanı yemek de caizdir. Maliki�de, Besmele unutulursa da yenmez.
Dinsizlerin kestiği, hayvan yenmez. Kesmeyip de, bir yerine bıçak saplayarak, alnına vurarak veya boğarak veya ilaçlayarak, elektrikleyerek öldürülen kara hayvanları, leş olur. Bunları yemek haram olur.
Müslüman kasaptan alınan bir etin, nasıl kesildiği bilinmiyorsa, helal olmak ihtimali varsa, [yani, kesenler müslüman ve dinsiz karışık ise], yemek caiz olur. (Mizan-ül-kübra, Hadika, Berika, Mezahib-i erbea, Hayat-ül hayvan)
Sual: Eti yenen hayvanların yenmeyen yerleri nelerdir?
CEVAP
Eti yenen her hayvanın 7 yeri yenmez. Bunlar, akan kan, idrar aleti, hayaları [koç yumurtası], bezleri [guddeleri], safra kesesi, dişi hayvanın önü ve idrar kesesidir.
Sual: Martı yenir mi?
CEVAP
Hanefi ve Hanbeli�de yenmez. [Şafii ve Maliki�de martı ve balıkçıl yenir.]
Sual: At eti yenir mi?
CEVAP
At eti, tenzihen mekruhtur. [Şafii ve Hanbeli�de helal, Maliki�de haramdır.]
Sual: Denizden çıkan her hayvan yenir mi?
CEVAP
Hanefi mezhebinde balık şeklinde olmayanlar yenmez. Kalkan, sazan, Yunus balığı, yılan balığı yenir. Kalamar, mürekkep balığı, deniz hınzırı, deniz aygırı gibi hayvanlar ve yengeç, midye, istiridye, ıstakoz, kerevit, karides gibi deniz haşaratı yenmez.
Kara salyangozu hiç bir mezhepte yenmez. Deniz salyangozu sadece Hanefi mezhebinde yenmez. Diğer üç mezhepte ise, deniz ürünlerinin hepsi yenir.
[Şafii�de denizde yaşayan her hayvan yenir. Bir kısım Şafii âlimlerine göre ise, tab�an pis olanlar yenmez. Peygamber efendimiz, (Denizin suyu temizdir, meytesi [bir sebeple öldürülmüş olanı] helaldir) ve (Kendiliğinden ölüp de, su üstüne çıkan balığı yeme, su çekilip de açıkta kalarak ölmüşse onu ye! Böyle bir sebeple denizde öleni de ye!)
Su içinde kendiliğinden ölüp, karnı üst tarafta duran balık yenmez. Fakat ağ, saçma, ilaç, sarsıntı, dinamit veya herhangi bir madde ile ölen her balık yenir. Suyun açılıp kurumasında, fazla sıcaktan veya fazla soğuktan dolayı ölen veya kuşlar tarafından öldürülen, su içinde bağlı tutulmakla ölen, buz arasında sıkışarak ölen balıklar yenir. Deniz içinde ölen veya sudan çıkarılmadan tokmak ile vurulup öldürülen veya bıçakla başı kesilen balıklar yenir. Temiz olmayan suların içindeki balıkları yıkayıp yemek caizdir. Avlanan bir balığın içinden çıkan balık, sağlam ise yenir.
buyurdu.]
Sual: Buffalo, zürafa, zebra, kanguru, deve kuşu yenir mi?
CEVAP
Hepsi de yenir. Avını köpek dişi ile yakalayan hayvanın eti yenmez. Avını pençesi ile yakalayan, leş yiyen kuşların eti yenmez.
Bir hadis-i şerif meali:
(Azı dişi olan yırtıcı hayvanlar ve pençesiyle avlanan kuşlar yenmez.) [Müslim]
Buffalo, sığır gibi ot yer, geviş getirir. Zürafa ve zebra ceylan gibi ot yer, kanguru, tavşan gibi ot yer. Bunların köpek dişleri yoktur. Deve kuşu, hindi gibidir, avını pençesiyle yakalamaz, leş yemez. Yumurtası da yenir.
İhtiyaç halinde mezhep taklidi
Sual: İhtiyaç olunca diğer mezhepleri taklit ederek deniz haşaratı yenir mi?
CEVAP
Mezheplerdeki farklı hükümlerin rahmet olduğu hadis-i şerifle bildirilmiştir. Zaruret veya ihtiyaç olunca, başka mezhep taklit edilerek, o mezhepteki helal olan bir hayvan yenir. Mesela kirpi etinin ekzama, kaşıntı, sedef, baras gibi deri hastalıklarına ve gelincik denilen fil hastalığına iyi geldiği Hayat-ül hayvan kitabında yazılıdır. Hanefi ve Hanbeli mezhebinde kirpi eti yemek haramdır. Şafii ve Maliki mezhebinde caizdir. Tesirli başka mubah bir ilaç yoksa, hastanın, bu iki mezhepten birini taklit ederek kirpi eti yemesi caiz olur. Kirpinin başını besmele ile kesmek gerekir. Kirpi insanların yanında başını gizler, suya konunca başını çıkarır. Böylece başını kesmek kolay olur.
Aç kalıp kendi mezhebine göre helal olan yiyecek bulamayan kimse, başka mezhepte helal olan bir yiyeceği yer. Hiçbir mezhepte de çare bulamazsa, ölmeyecek kadar haram olan gıdadan yiyip içmesi caiz olur. (Hadika)
Yenmeyen hayvanlar
Sual: Bazıları, (Köpek, yılan, kartal gibi bütün hayvanlar helaldir. Domuzdan başka hiçbir hayvan haram değildir. Domuzun da yağı, derisi ve gerisi helaldir. Hiçbir hadise inanılmaz) diyorlar. Peygamber efendimiz 23 yıl dini tebliğ etmedi mi? 23 yıl içinde neyin haram, neyin helal olduğunu bildirmedi mi? Köpeğin helal olduğunu bildiren hiçbir kitap var mıdır? Bunlar Peygamber efendimizin bildirdiklerine niye inanmıyorlar?
CEVAP
Bir hayvan leş ise, eti pis, yağı ve kanı temiz olmaz. Kur�an-ı kerimde açıkça yazmıyor diye domuzun pisliğine helal denir mi hiç?
Bunların hadis-i şeriflere inanmamalarının birkaç sebebi olabilir:
1- Resulullahın yalan veya yanlış söyleyeceğini sanmış olabilirler. Peygamber efendimizin doğru, emin olduğu bir çok âyet-i kerime ile bildiriliyor. Hâşâ Allahü teâlânın helal ettiklerine haram demiş olsaydı, Allahü teâlâ müdahale etmez miydi? İşte bir âyet-i kerime meali:
(Eğer o [Peygamber] bize atfen, bazı sözler uydursaydı, biz onu kıskıvrak yakalayıp can damarını koparır, helak ederdik, hiçbiriniz de buna engel olamazdınız.) [Hakka 44-47]
Demek ki, Peygamber efendimizin Kur�an-ı kerime aykırı bir şey söylemediği, bu âyet-i kerime ile de sabittir. Şu halde, Resulullah efendimizin haram ettiği her şey Kur�ana uygundur. Ona uymak Kur�ana uymak olur. Birkaç âyet-i kerime meali:
(İhtilaflı bir işin hükmünü öğrenmek için Kur’ana ve Sünnete bakın!) [Nisa 59]
(İhtilaflı şeyleri insanlara açıklayasın diye bu Kitabı sana indirdik.) [Nahl 44, 64]
(Resulüme uyun ki, doğru yolu bulun!) [Araf 158, Nur 54]
(Resule itaat eden, Allah�a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]
(O nebi, güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar.) [Araf 157]
2- Eshab-ı kiramın yalan söylediğini sanıyorlardır. Eshab-ı kiram Tevrat�ta, İncil�de ve Kur�an-ı kerimde övülmüş, her birinin Cennetlik olduğu açıkça bildirilmiştir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Mekke�nin fethinden önce Allah için mal verip savaşanlar, daha sonra mal verip savaşanlarla eşit değildir. Onların derecesi, sonradan Allah yolunda harcayıp savaşanlardan daha yüksektir. Fakat Allah hepsine de en güzel olanı [Cenneti] vaad etti.) [Hadid 10]
Âyet-i kerimede, sapıklara fırsat vermemek için, ve küllen vaadallahü hüsna buyuruluyor. Yani Allah her birine Cenneti söz vermiştir buyuruluyor. Fazilet bakımından, Mekke�nin fethinden önce Müslüman olanlar, daha sonra Müslüman olanlardan elbette üstündür. Ama hepsi de Cennetliktir.
Hepsinin Cennetlik olduğuna dair başka bir âyet-i kerime meali:
(Muhacirlerin ve Ensarın [Muhacir eshaba yardım edenlerin] önce gelenlerinden ve bunların yolunda gidenlerden Allah razıdır ve bunlar da, Allah�tan razıdır. Allah bunlar için, altından ırmaklar akan Cennetler hazırladı. Bunlar Cennetlerde sonsuz olarak kalacaklardır.) [Tevbe 100]
3- Resulullah da, Eshab da doğru söyledi. Ama hadis âlimleri yalan söylemiş sanabilirler. Âlimlere itimat etmemizi Allahü teâlâ bildiriyor. (Bilmiyorsanız âlimlere sorun) buyuruyor. (Nahl 43)
Peygamber efendimiz de buyuruyor ki:
(Âlimlere tâbi olun.) [Deylemi]
(Alimler, Peygamberlerin vârisleridir.) [Tirmizi]
(Âlimler rehberdir.) [İ.Neccar]
Bu iddia sahipleri başka dinden olabilirler. Müslümanmış gibi gözüküp müslümanların itikadlarını bozmak istiyorlardır. Geriye, başka ihtimal kalmadı zaten.
Balık nasıl yenir?
Sual: Yalnız Kur�an diyenlere göre, balık avlayıp yemek caiz mi?
CEVAP
Kur�an-ı kerimde balık eti hakkında mealen buyuruluyor ki:
(Taze et [balık] yemeniz ve [inci mercan gibi] ziynet çıkarmanız için denizi emrinize veren Odur.) [Nahl 14]
Hangi hayvanların nasıl yeneceği de şöyle bildiriliyor:
(Meyte, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilenler size haram kılındı. Henüz ölmeden kesmeniz hariç, boğulmuş, vurulmuş, düşmüş, boynuzlanmış ve canavar tarafından parçalanmış hayvanlar haramdır.) [Maide 3]
Devamındaki âyette de, keserken Allah adının anılması, yani Besmele çekilmesi bildiriliyor.
Meyte, boğazlanmadan, dine uygun kesilmeden ölen hayvandır, leştir. Bir hayvan ötekini öldürse, dine uygun boğazlanmadığı için yenmez. Âyete bakınca, balığın da Besmele ile boğazlanması gerektiği anlaşılıyor. Ama balıkları hiç kimse kesmiyor. Âyetten anladığımıza uyarsak, balığı kesmeden yemek caiz olmaz. Fakat Peygamber efendimiz açıklıyor, (Balıkları kesmek gerekmez), hatta (Besmele çekmek de gerekmez) buyuruyor.
Balıkları dinamitle veya başka şeylerle öldürünce yine yenir. Hatta bir balık ötekini yese, her iki balık da yenir. Halbuki aslan bir geyiği parçalasa, o geyik yenmez. Peygamber efendimizin açıklaması olmadan bunları Kur’an-ı kerimden anlamak mümkün olmaz.
Âyette, kanın da haram olduğu bildiriliyor. Dalak da kandır. Âyete bakarak dalak yemenin de haram olduğunu söyleyen cahiller olmuştur. Peygamber efendimiz, iki kanın helal olduğunu bildirmiştir. Bu iki kanın birisi dalak, öteki de ciğerdir.
Namazlar ne zaman, nasıl kılınır? Namazın farzları, müfsitleri, vacipleri, sünnet ve mekruhları nelerdir? Bunları Kur�an-ı kerimden çıkarmamız mümkün değildir. Peygamber efendimiz bunların hepsini açıklamıştır. Onun açıklamasına uymayan, mezhep tanımayan kimseler büyük dalalet içindedir.
Başka mezhebi gözetmek
Sual: Kendi mezhebinde caiz, fakat başka mezhepte haram olan bir şeyi yememek evla değil midir? Mesela tilki eti Şafiide helal, Hanefide haramdır. Şafiilerin de yememesi uygun olmaz mı?
CEVAP
Elbette diğer mezhepleri de gözetmek müstehab olur, iyi olur. Mesela Şafiiler deniz haşaratı yemese iyi olur.
Şafiide kadına dokunmak abdesti bozar. Hanefiler de kadına dokununca abdest almaları müstehab olur, iyi olur. Almasalar da caiz ama, öteki hak mezheplere de uymak müstehab olur.
Tavşan eti yenir mi?
Sual: Peygamber efendimiz, çekirgeyi, idrar süzme organı olduğu için böbrekleri, kanlı olan dalak ve ciğeri yemediği gibi, yine bir kanlı hayvan olan tavşanı yemediği söyleniyor. Bunları haram olduğu için mi yememiştir?
CEVAP
Hayır, böbrek, ciğer, dalak haram değildir, helaldir.
Çekirge de helaldir. (Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud)
Başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyurmuştur:
(Çekirgeyi ne yerim, ne de, haram kılarım.) [İbni Mace, Ebu Davud]
Resulullah efendimizin yememesi onu haram kılmaz. Soğan sarımsak da yemezdi. Yenmesi için izin vermiştir.
Tavşan eti de helaldir. (Dürer, Mecma�ul-enhür)
Abdüllah ibni Abbas hazretleri buyurdu ki:
Resulullah ile otururken, bir köylü, tavşan kebabı hediye getirdi. Bize, (Yiyin) buyurdu.
Muhammed bin Safvan dedi ki: (İki tavşan yakaladım, kestim. Resulullaha sordum. İkisini de yememi emretti.) [Bedayi]
Hazret-i Enes anlatır:
Avladığımız tavşanı Ebu Talha�ya getirdim. O da, tavşanı keskin bir taşla kesti. �Şu budu Resulullaha götür� dedi. Hemen götürdüm. Resulullah onu yedi. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai)
Hazret-i Cabir anlatır:
Kavmimden biri, taşla kestiği tavşanı, Resulullaha soruncaya kadar bekletti. Efendimiz yemesini emretti. (Tirmizi)
Halid İbn-ül Huveyris hazretleri anlatır:
Bir adam, avladığı tavşanı Abdullah İbni Ömer�e, �bunun eti yenir mi� diye sordu. O da, “Bir tavşan Resulullaha getirildi. Ne yedi, ne de yenmesini yasakladı, tavşanın hayız gördüğüne inanıyordu” dedi. (Ebu Davud)
Bu hadis-i şerifler de, tavşanın helal olduğunu bildirmektedir.
1 - Oruçta farz olan niyet neden ibarettir?
Cevap: Oruçlu olduğunu kalben bilmektir.
2 - Soru: O halde oruca dil ile niyete lüzum var mı, varsa dil ile niyetin hükmü nedir?
Cevap: Dil ile niyetin hükmü sünnettir. Bu unutulacak olsa, orucun sıhhatine engel teşkil etmez.
3 - Soru: Bir kimse dil ile yaptığı niyette “İnşaallah” kaydını kullanırsa niyeti sahih olur mu?
Cevap: Bir kimse, “Ben inşa Allah yarın oruç tutacağım” diye niyet etse bu niyet ile tutulan oruç sahih olur.
4 – Soru: Bir kimse, “Davete çağırılırsam iftar etmeye, çağrılmazsam oruç tutmaya niyet ettim” dese bu niyet ile oruç sahih olur mu?
Cevap: Böyle bir niyet ile oruçlu olmaz.
5 - Soru: Niyetleri geceden yapılması ve tayin edilmesi şart olmayan oruçlar hangisidir?
Cevap: Ramazan edası, zamanı belirtilmiş adak orucu ve nafile oruçlardan ibaret olmak üzere üçtür. Bu oruçlara, gecenin herhangi bir cüz’ünden gündüzün yarısına kadar niyet edilebilir.
6 – Soru: Norveç’te yazın Ramazan’a yakın ve Ramazan içinde, geceler 2.5 saate kadar iniyor. İftarı yapınca sahura az bir vakit kalıyor. Oruca iftardaki yemekle mi niyetlenmek lazım, yoksa ayrı yemek mi yemek gerekir? İftardan iftara 24 saat oluyor. Bu durumda nasıl hareket etmemiz gerekir?
Cevap: Ertesi günü oruca dayanacak kadar yemek suretiyle orucunuzu tutunuz. İster iftar yemeğinde, ister sahur yemeğinde oruca niyet edebilirsiniz. Günlerin uzunluğu ve işlerin ağırlığı karşısında orucu tutmanızı zorlaştıran engelleri aşmalısınız. Çok çaresiz kalırsanız, izin alıp orucunuzu yine tutmanız gerekir. İş için ibadet ne ihmal ne de terk edilebilir.
7 - İbni Nüceym Fetvalarından: “Ramazan’da niyeti geceden yapmayı unutup, gündüz, zevalden önce niyet etse orucu sahih olur” (H.Ec. 1/23)
Açıklama: Niyet, orucun farzlarındandır. Bu niyetin ilk vakti imsak, son vakti ise zeval vaktidir. İmsaktan önce, geceleyin, hatta iftar sofrasında iken ertesi günün orucuna niyet edilebilir. Fakat, zeval vaktinden sonra niyet edilemez.
8 - İbni Nüceym Fetvalarından: “Oruç tutayım diye akşamdan niyet edip daha sonra oruç tutmamak üzere niyetinden dönse, bu dönüş sahih olup kaza lazım gelmez” (H.Ec. 1/22)
Açıklama: Tanyeri ağarasıya kadar niyete sebat edilebileceği gibi, karardan dönülebilir. İmsak vakti olduğunda hangi niyet üzere bulunuyor idiyse ona göre devam etmek gerekir. Niyetten dönüş, İmsaktan önce olduğu için kaza lazım gelmez.
9 – Soru: Hangi oruçların niyetlerinin geceden yapılması ve tayin edilmesi şarttır?
Cevap: Dört türlü oruç vardır ki, bunların niyetlerinin hem geceden yapılması hem de niyetlerinin belirtilmesi şarttır. Bunlar: Ramazan orucunun kazası, bozduğu nafile ile orucun kazası, her türlü kefaret oruçları ile mutlak adak oruçlarıdır.
10 - Soru: Oruçlu bir kimseye tayyare ile yolculuk yaparken, kendi memleketinin iftar saatine göre mi iftar edecektir?
Cevap: Tayyarede seyrederken güneşin batması ile olacaktır. Tayyare, hızla güneşin battığı istikamete doğru seyrederse, iftar da ona göre uzamış olacaktır. O kimse bir yerde kararlı olmadığı için, herhangi bir yerin iftar saat ve dakikası esas alınarak iftar edilmesi doğru olmaz. Tayyare yere inerse ve o mahallin arzına göre iftar vakti gelmiş ise veya biraz önce ifade ettiğimiz gibi tayyarenin seyri sırasında güneş batar, kaybolursa iftar yapılabilir.
Cevap: Ekseriyetle nişan merasimlerinden sonra oğlanın kız evine girip çıkmasını kolaylaştırmak için dini bir nikah yapıldığını işitmekteyiz. Bu akit, dinen muteber sayılacağından, eve girip çıkmasını kolaylaştırır, ama sonunda telafisine imkan bulunmayan durumlar da doğabilir. Nişanın bozulması halinde erkeğin dini nikahı da iptal etmesi ve kızı boşaması lazımdır. Aksi halde başkasıyla nikahlanması, dini esaslar dikkate alındığı zaman mümkün değildir.
2 – Soru: Nişanlı bir kız, Hollanda’da bulunan amcasının yanına gitmiş ve oradaki gayrimüslimlerin çocuklarına bakacak. Bu kızın orada kalması ve nişanlısının da onu beklemesi doğru mudur?
3 – Soru: Nişanlılar bir odada başbaşa kalabilirler mi?
Cevap: Yanlarında kimse bulunmaksızın nişanlıların bir odada başbaşa kalması asla caiz değildir. Bir kadın nişanlı bulunduğu erkeğe evlenme vaadinde bulunmakla nikahlı sayılamaz. Nişanlılar veya bunlardan biri, evlenmekten vazgeçse, mihre mahsuben verilen şeyler tamamen geri verilir. Elde mevcut hediyeleri de karşılıklı olarak iade gerekir.
4 – Soru: Köyümüzde nişan merasimlerinde, erkekler bir odada kadınlar da ayrı bir odada oturuyorlar. Nişanı yapılan kız, erkeklerin odasına gelip oradakilerin ellerini öpüyor. Böyle adet olmuş. Bunun bir mahzuru var mı?
Cevap: Bir kızın veya kadının, yabancı bir erkeğin elini sıkması veya tutup öpmesi caiz görülemez. Meğer ki o erkek, bahsi geçen kızın babası, dedesi, amcası gibi nikahı müebbeden haram olan yakın hısımlardan birisi olsun. Başka türlü caiz görülecek bir iş değildir.
5 – Soru: Nişan, nikah sayılmaz mı? Kuduri kitabında “nikah icap ve kabul ile mün’akit olur” diyor. Nişan yapılırken erkeğin ebeveyni, kızı istediklerinde kızın anne, babası da “Biz size kızımızı veriyoruz” diyorlar. Sonra kız ve erkek de beğenip nişan yapılıyor. Kanaatimce bu bir nevi nikah sayılmaz mı?
Cevap: Nişan, bir evlenme va’di veya kızını bir erkeğe vermek için vaadde bulunmaktan ibarettir. Nikahta ise, şahitlerin huzurunda ve mehir tesbiti suretiyle erkek ve kadının “aldım, vardım” diye kafi ifadeleriyle yapılan dini bir akittir. Tarifte yer alan unsurlar dikkatle incelendiği zaman nişanın nikah akdine benzeyen tarafları varsa da nikahın aynı sayılamaz. Bu itibarla:
a) Nişanlılardan birisi ölse, hayatta kalan, ölenin mirasından hisse alamaz.
b) Bir erkeğe evlenme vaadinde bulunan (nişanlı olan) kadın, araları bozulunca, erkeğin “seni boşadım” demesine ihtiyaç duymadan başka bir erkekle evlenebilir.
c) Nişanlı taraflar veya bunlardan bir taraf, nikah yapmaktan caysalar, elde mevcut hediyeler ve mehre mahsuben takılan bilezik vs.’yi tamamen geri verirler. İşte, ifadeye çalıştığımız bu hususlar dikkate alındığında, nişanın nikahla aynı şey olmadığı ortaya çıkar.
6 – Soru: Ben okulda iken babam beni nişanlamış. Benim üç dört ay sonra haberim oldu. Fakat dünyalar başıma yıkıldı. Çünkü nişanlımı sevmiyorum. Şimdi bir muskacıya vanp, bir şeyler yazdırıp, nişanlımın kız tarafından bozulmasını sağlayacağım. Bu işte dinen mahzur var mı?
Cevap: Dolambaçlı, hileli ve günah olan yollarla böyle bir teşebbüste bulunmak yerine, onunla evlenmek istemediğinizi açıkça ifade etmelisiniz. Sonunda geçimsizlik ve aile yuvasının yıkılması ile sonuçlanacak bir işe baştan girmemelisiniz.
7 – Soru: Bir gencin, şehvanî arzularını terk ederek, nişanlısı ile konuşmasında bir mesuliyet var mıdır?
Cevap: O kimsenin nişanlısı ile konuşması, şehvani hislerinin tahriki ile olmaktadır. Bu gibi hislerin olmadığını sanmak veya iddiada bulunmak, kendini aldatmak olur. Mahzuruna gelince, arada nikah bulunmadığı için, onun yabancı bir kadından farkı yoktur. Nişan; namzetlik devresi olup, nikah gibi, mahzurları ortadan silip kaldıran bir akit değildir.
8 – Behce Fetvalarından: “Zeyd, namzedine nişan (hediyesi) adıyla birtakım eşya verip onlar henüz kadında mevcut iken evlenmekten vazgeçse, Zeyd o şeyleri geri almaya muktedir olur” (H.Ec. 1/39)
Açıklama: Nişan, nikah mahiyetinde bir akit değildir. Bu sebeple, verilen hediyeler, iki tarafın arasına te’life yarayan şeylerdir. Ancak, aralarının bozulması halinde, iki taraf elde bulunan şeyleri geri vermek zorundadırlar.
9 – İbni Nüceym Fetvalarından: “Hind, nişanlı bulunduğu şahıstan başkasına kendini nikahlasa, caiz olur” (H.Ec. 1/29)
Açıklama: Nişanlı olmak, nikahlı olmak manasına gelmez. Nişanlı bir kız, kendisini başka bir erkeğe nikahlasa, yapılan akit geçerli olur.
10 – Netice Fetvalarından: “(Bir kadın) nişanlımdır, diyerek nikaha zorlanamaz” (H.Ec. 1/30)
11 – Netice Fetvalarından: “Nişanlı olan bir erkek ve kadından biri (ölse) diğeri ona varis olmaz” (H.Ec. 1/30)
12 – Soru: Zamanımızda nişan yapıldığı zaman, erkeğin kız evine gelmesi veya kız ile gezip tozmasını kolaylaştırmak için dini nikah yapılıyor. Bu doğru mu?
Cevap: Nişanı müteakip kıyılan bu nikah, dini şartlara uygun bir biçimde yapılmış ise, dinen makbuldür. Ancak akla gelen birtakım sorular var. Şöyle ki:
a) İleride bir anlaşmazlık yüzünden nişan bozulsa, erkek yapılan dini nikaha dayanarak boşama yapmasa, kadının başka bir erkekle nikahlanması, dini esaslara göre nasıl mümkün olacak?
b) Önceden nikah yapılmış olduğu için, nişan bozulduğu zaman kadının nikahta tayin edilen mehirdeki hakkını alması gerekir. Bu nasıl mümkün olacaktır?
c) Nikah yapılmış olduğu için, bu kadın veya erkekden biri, düğünden önce vefat etmiş olsa, hayattaki eş ona varis olur. Bu miras hükmü nasıl yerine getirilecektir? Buna benzer daha nice sorular aklı zorlamaktadır.
Kız ile erkeğin görüşmelerine zemin hazırlamak için yapılan bu nikah sonunda doğabilecek dini ve ahlaki mahzurlardan kurtulmak için, düğüne yakın yapılmalıdır.
———————
Kurban nedir? Kimler kurban kesmeli ? Kurban kesmenin dini hükmü nedir?
Kurban ne demektir?
Kurban, kelime anlamı ile yakınlaşma demektir. Buradan hareketle, kurban kesmek; Allah’a yakınlaşma gayesiyle, O’nun verdiği mallardan, kurban edilmesi mümkün olan birini, yine O’nun rızası için boğazlamak demektir.
Kurbanın dini dayanağı nedir?
Kurban kesmek, ilk insanla beraber başlamıştır. Hz. Adem’in çocukları Allah için kurban kesmişlerdi, ama birisinin niyeti halis olmadığı için onun kurbanı kabul edilmemişti. Kardeşinin kurbanı ise kabul edilmişti. Diğeri de onu kıskanmış ve öldürmüştü. Bu olayı bize Kur’ân-ı Kerim nakleder. (Mâide 5/27). Buradan hareketle kurbanda asıl olanın Allah rızası için kesme olduğunu da anlıyoruz.
Bunun dışında Kur’ân-ı Kerim’de pek çok yerde çeşitli vesilelerle önceki peygamberlere emredilen kurbanlardan, hacda kesilecek kurbanlardan söz edilir. Bütün dinlerde kurban vardır. Nihayet Kevser Suresi’nde ise Hz. Muhammed’e hitap edilerek onun ve ümmetinin kurban kesmesi emredilir. Hz. Peygamber de Medine’de sürekli kurban kesmiş ve hacda ise, muhtemelen altmış üç yıllık ömrünü esas alarak, 63 tane kurban kesmiştir. İbn Mâce’nin naklettiği hasen derecesinde bir hadisi şeriflerinde ise: “Kim imkân bulur da kurban kesmezse bizim namazgâhımıza yaklaşmasın” buyurmuştur.
Kurban kesmenin dini hükmü nedir?
Kevser Suresindeki emrin bir başka manaya da gelme ihtimalinden ötürü, alimlerin çoğu kurbanın kesin bir farz olmadığı kanaatine varmışlardır. Hanefiler ise bu emrin, kesin yapılması gereken bir talepte bulunduğu, ancak bu farklı yorum ihtimaline bakarak buna inanmayanın dinden çıkmayacağı kanaatine varmışlardır. Böyle yapılması kesin olarak istenen, ama mahiyeti konusunda başka yorumlar da yapılabilecek şeyler için Hanefîler “farz” değil de “vacip” kavramını kullanırlar. Bu sebeple kurban Hanefilere göre vaciptir. Yani imkanı olanlar onu kesmelidirler ama bunu başka yorumlara bakarak yumuşatmakta serbesttirler.
Şafiilere göre ise kurban sünnettir, ama sıradan bir sünnet değildir. Yapılması gereken bir sünnettir, yani “sünneti lazıme” dir. Bütün bu ve benzeri delillere bakıldığında kurbanın ‘sünnettir, olmasa da olur’ denecek bir sünnet olmadığını, hali vakti yerinde olanlar için gerçekten de Hanefilerin dediği gibi vacip olduğunu anlarız.
Müslim’in naklettiği bir hadisi şerife göre, Allah Rasulü Medine’de kurban bayram namazını kıldırmıştı. Bazı insanlar acele davranıp kurbanlarını kestiler. Hz. Peygamber’in kestiğini zannetmişlerdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) kendinden önce kesenlerin tekrar kurbanlarını kesmelerini emretti. Eğer kurban sadece isteyenlerin kesecekleri bir ibadet olsaydı, onların iade etmelerin emretmezdi.
Kurban ne için kesilir?
Hac Suresinde Allah (cc): “kurbanlarınızın etleri ya da kanları Allah’a ulaşmaz, ama sizin takvanız Allah’a ulaşır” (22/37).
Dendiğine bakıldığında, kurban kesmenin asıl amacının Allah’ın emrini yerine getirmek, böylece takvalı olduğunu göstermek olduğu anlaşılır. Bunun anlamı, Allah isterse en değerli malımızı dahi O’nun yoluna feda edebiliriz, demektir. Tıpkı Hz. İbrahim’in İsmail’i kurban etmeye karar vermesi gibi, gerekirse bizim de canımızı dahi kurban edebileceğimizi göstermektir. Bir bakıma da kurban malperestlik duygusunu kırmak, Allah’ın rızası karşısında her şeyimizden geçebileceğimizi göstermek anlamına gelir.
Kimler kurban kesmelidir?
Kısaca hali vakti yerinde olanlar, yani zenginler kurban keserler. Bunun ölçüsü ise temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra, kendisini zengin kılacak kadar malı mülkü bulunmaktır. Böyle olan malın mülkün üzerinden, zekatta olduğu gibi bir yıl geçmesi de gerekmez.
Ailede yeterli birikimi olan karı-kocadan ve çocuklardan her birinin kurban kesmesi gerekir mi?
Hanefiler, şahsi malı bulunan herkesi başlı başına bir mükellef sayarlar ve böyle olan birisi, ister kadın olsun ister erkek olsun kurban kesmelidir derler. Diğer mezhepler ise, her bir ferdin ne kadar parası bulunursa bulunsun, bir eve bir kurban yeter diye düşünürler.
Kadın kurban kestirebilir mi?
Bir önceki soruya verdiğimiz cevaptan da anlaşılacağı üzere, Hanefilere göre kadının da kendi malı mülkü, altını ya da parası varsa onun da kurban kesmesi gerekir. Hatta kadın evi bakmakla yükümlü olmadığı için, onun temel ihtiyaçlarını karşılayacak parasının bulunması aranmaz. Çünkü onları zaten erkek karşılayacaktır. Öyleyse zengin olan kadın kurban keser, ya da vekalet vererek kestirir.
Yolcunun kurban kesmesi gerekir mi?
Şerî ölçülerle yolcu sayılan bir insana kurban kesmek vacip değildir. Ancak bizzat kendisi keserse, ya da vekil tayin ettiği kişiye kestirirse güzel bir iş yapmış olur.
Kurban kesmek yerine sadaka vermekle bu ibadet yerine getirilmiş olur mu?
Hayır asla! Çünkü ibadetlerin cinsini ve keyfiyetini biz tayin edemeyiz. İbadetler tamamen Mabudun bildirdiği gibi olmalıdır. Başka türlü verme ibadetleri zaten vardır. Kişi onlardan yapması gerekenleri de yapacak, gerekiyorsa kurbanını da kesecektir.
Kurban ne zaman kesilir?
Vacip olan kurban, kurban bayramının birinci, ikinci ve üçüncü yani, Zilhicce ayının onuncu, on birinci ve on ikinci günlerinde kesilir. Güzel olan, kurbanların gündüzleri kesilmesidir. kurban Bayramın birinci günü kesmek ise daha faziletlidir. Diğer kurbanlarda ise herhangi bir vakit söz konusu değildir.
Bir kurbana kaç kişi ortak olur?
Büyük baş hayvanlara birden yedi kişiye kadar ortak olabilir. Hayvan kurban olacak yaşta ve özelliklerde bulunduktan sonra, etinin az ya da çok olması, ortak sayısını belirlemez. Küçük ve eti az olsa dahi büyük baş hayvanlara yedi ortak olabilir. “Bu kurban ancak beş kişilik, ya da üç kişilik olur” gibi ifadeler, kişi başına gelecek etin belli bir miktarda olmasını anlatmak için söylenir. Yoksa büyük baş bir hayvan kurban olma özelliklerini taşıdıktan sonra ona yedi kişi ortak olabilir.
Hangi hayvanlar kurban olarak kesilir? Bu hayvanlar hangi nitelikleri taşımalıdır?
Kurban ancak keçi koyun, sığır deve ve mandadan olur. Bunun dışındaki hayvanlardan kurban olmaz. Çünkü kurban bir ibadettir ve ibadetleri Hz. Peygamber nasıl öğretmişse ancak öyle yapılırlar.
Tavuktan, deve kuşundan vb. hayvanlardan kurban kesmeye kalkan, veya bunların kurban olabileceğini söyleyen, ya da bu hayvanlardan bir kurban adayan insan bir bidat işlemiş olduğu için günahkar olur. Hatta böyle bir iddiaya küfür diyen alimler dahi vardır.
Kurban kesilecek hayvanlar kendi cinsinin olgun yaşına geldiğinde ve ortalama bir büyüklükte olduğunda kurban kesilebilirler. Her hangi bir arıza ya da hastalık bunları ortalama değerden düşürmüşse kurban kesilemezler. Çünkü kurbanda bir bakıma şöyle bir mana vardır: Ya Rab! Ben senin rızan için bir koyun, ya da bir keçi vb kesiyorum”.
Durum böyle olunca normal bir keçi ya da normal bir koyun sayılmayan, arızalı bir hayvanı kurban etmek uygun olmaz. Bu konudaki ölçü şu hadisi şeriftir: “kurbanda belirgin kör, belirgin hasta, belirgin topal ve kemiklerinde iliği kalmamış kadar zayıf hayvanlar kurban olmaz”. Ayrıca tek gözü olmayan ve boynuzları kırılan hayvanların da kurban olmayacağı söylenmiştir. Çünkü bu arızalar bir hayvanı kendi cinsinin ortalaması olmaktan çıkarır. Ancak besili olsun ya da zarar vermesin diye küçükken boynuzları köreltilen hayvanlar böyle değildir. Çünkü bu durum hayvanın değerini düşürmez, aksine artırır.
Kurbanlık hayvanlardan hangileri ortak olarak kesilebilir?
Büyük baş hayvanlara birden yediye kadar ortak olunabilir. Küçük baş hayvanlardan ise ancak bir kurban olur.
Kurban keserken nelere dikkat edilmelidir?
1. Kurban keserken özellikle hayvana sıkıntı vermemeye dikkat etmelidir. Şehirlerde gördüğümüz ve hayvanların itilip kakılarak, dövülerek kurban edilmesi vahşiliktir, İslam ahlakına sığmaz: böyle eziyet eden insanlar sanki on günah işlemiş iki sevap almış gibidirler. Bu kadar günah almaktansa sevabı terk etmek daha iyidir. Müslümanlar kurban keserken hayvana nasıl şefkatle davranılacağını gösterme şansı yakalarlar. Bu şansı kaçırmamalı ve müslümanın merhametini ve diğerlerinden farkını göstermelidirler.
2. İkinci önemli mesele, temizlik ve insanları tiksindirmemedir. Şehirlerde gördüğümüz manzaralar, Müslümanlığın belirtileri değildir. Bizden Allah kurban kesmemizi ister, etrafı pisletmemizi değil. Ve Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurur: “Allah her şeyin ihsan ile yapılmasını şart koşmuştur. (İhsan, bir şeyi yapılabileceğinin en güzeliyle yapmaktır). Öyleyse boğazlarken de ihsan ile boğazlayın, bıçağınızı iyi bileyin ve hayvanınızı rahatlatın”. Bu konuya Müslümanlar çok ama çok dikkat etmeli ve her fırsatta dine ve dindarlara saldırmak isteyenlere fırsat vermemelidirler.
Kurban bayıltılarak kesilebilir mi?
Zorunlu bir sebep yoksa kurbanı bayıltarak kesmek sakıncalıdır, en azından mekruhtur. Çünkü kesimden mi bayıltmadan mı öldüğünü bilemeyiz. Sonra bayıltmanın hayvana ne kadar acı çektirdiğini de bilemeyiz. Ama zapt edilemeyen bir hayvanı bayıltmaktan başka çare yoksa, en sonunda bu yola da baş vurulabilir.
Kurban eti nasıl değerlendirilmelidir?
Kurban kesmekten asıl amaç, Allah için kan akıtmaktır. Bu yapıldıktan sonra kurban tamamdır, ancak elbette kurban kesmenin hikmetlerinden biri de fakir fukaranın et yemesidir. Bunu sağlamak ve kurban etini olabildiğince dağıtmak gerekir. Bunun bir ölçüsü yoktur. Kişi kendi vicdanına göre hareket eder.
Kurban bağışlanabilir mi?
Kurban elbette bağışlanabilir. kurbanını keser ve etini olduğu gibi bir şahsa, şahıslara, ya da kurumlara bağışlayabilir. Kendisi adına kurban kesilmek üzere kurbanının parasını da bağışlayabilir, yani birisini vekil kılabilir. Ancak kurban kesmek yerine onun parasını bağışlamakla kurban görevini yerine getirmiş olmaz.
Hayır kurumlarına vekalet vererek kurban kesilebilir mi?
Elbette güvendiği ve bu görevi hakkıyla yerine getirdiğinden emin olduğu kurumlara kurbanını verebilir, onları vekil ederek kesilmesini onlardan isteyebilir. Ancak kurbanın bir ibadet olduğunu bilmek gerekir. Bu sebeple kesilen kurbanların etlerinin günah olmayan şekilde ve müslümanca kullanılıyor olmasına dikkat etmeli ve bunu aynı zamanda takip etmelidir.
Hayır kurumlarına bağışlanan kurbanlar için de şükür namazı kılınır mı?
Kurban için kılınan iki rekat şükür namazı, kurbanını kendi kestiğinde de, başkasına kestirdiğinde de kılınmalıdır. Bunu kılmak şart/farz değildir ama kılınması sünnettir, sevaptır.
Taksitle kurban alınabilir mi?
Kurbanın peşin alınma zorunluluğu yoktur. Helal olan her türlü alışverişle kurban da alınır. Taksitle alış veriş caiz olduğuna göre kurbanı da taksitle almak caizdir.
Borç para ile kurban kesilir mi?
Borç para ile başka şeyler almak caiz olduğuna göre kurban almak da caizdir. Hatta hac gibi, kurban gibi şeyleri borç para ile almak bazen daha da güzel ve garantili olabilir. Çünkü borç alınan bir para asla haram değildir. Böylece kurbanını haram olmayan bir para ile kesmiş olur.
Ölmüş kişiler için de kurban kesilir mi?
Ölmüş kimseler için de kurban kesilebilir. Hz. Peygamber de (sav) ümmeti için kurban kesmişlerdi.
————-
Soru 1 : Kur’an’ı Kerim kaç yılda inmiş, tamamlanmıştır?
Cevap : Kur’an’ı Kerim 22 sene, 2 ay, 22 günde inmiştir.
Soru 2 : Allah(c.c.)’ın dilediği şeyleri Peygamberlerine bildirmesine ne denir?
Cevap : Vahy denir.
Soru 3 : Kur’an’ı Kerim’de bulunan, adetleri 114 tane olan müstakil bölümlerine ne denir?
Cevap : Sure ismi verilir.
Soru 4 : Kur’an’ı Azimüşşan’da bulunan sureleri meydana getiren cümlecik yada bir kaç kelimeden oluşan,
6666 adet varolan Allah kelamlarına ne ad verilir?
Cevap : Ayet denir.
Soru 5 : Kur’an’ı Kerim tek kitap olduğu gibi, tek ciltte toplanmıştır. Kur’an’ı Kerim’in sayfalarını toplayan
cilde verilen ve yalnız Kur’an’a ait olan özel isme ne denir?
Cevap : Mushaf adı verilir.
Soru 6 : Kur’an’ı Kerim ayet ayet, sure sure inerken o gün için mevcut bulunan kemik parçası veya düz,
yassı olan şeyler üzerine yazılırdı. Daha sonra tek bir kitap haline getirildi.
İşte yüce kitabımızı ilk olarak kim zamanında ve nasıl Mushaf haline getirildi?
Cevap : Hz. Ebu Bekir zamanında Zeyd b. Sabit tarafından Mushaf haline getirildi.
Soru 7 : Kur’an’ı Kerim insan gücünün imkan verdiği ölçüde anlamayı gaye edinen ve geniş şekilde açıklayan,
gerektiğinde yorumlayan eserlere ne ad verilir?
Cevap : Tefsir denir.
Soru 8 : Tefsir yapan alime ne ad verilir?
Cevap : Müfessir adı verilir.
Soru 9 : Tefsir çeşitleri kaçtır ve nelerdir?
Cevap : Tefsir çeşitleri ikidir;
a- Rivayet tefsiri : Ayet ve hadislerle açıklama yapılan tefsirlerdir.
b- Dirayet tefsiri : Ayet, hadis ve akli, felsefi, güncel yorumlarla yapılan tefsirdir.
Soru 10: Ayeti celilelerin mana ve ilahi işaretlerini, insan aklının imkanı ölçüsünde yapılan tercümelere ne ad verilir?
Cevap : Meal adı verilir.
Soru 11: Kur’an’ı Kerim Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e nerede ve ne zaman nazil olmaya başlandı?
Cevap : Mekke yakınlarında Hira mağarasında, 610 yılı Ramazan ayında nazil olmaya başladı.
Soru 12: Allah (c.c.)’ın varlığını ve birliğini, doğmadığını ve diğer özelliklerini özlü bir
şekilde anlatan ve buna kısaca Tevhit suresi denilen surenin adı nedir?
Cevap : İhlas suresi
Soru 13: Hz. Muhammed (s.a.v.)’e Nur dağında inmeye başlayan ve 23 senede tamamlanan, Arapça olarak indirilen
ve tevatür yoluyla bize ulaşan, okunması dahi ibadet olan, dünyevi ve uhrevi tüm meseleleri bildiren,
Allah (c.c.)’ın kelamına ne ad verilir?
Cevap : Kur’an’ı Kerim denir.
Soru 14: Kur’an’ı Kerim’de bir takım ayetler vardır ki; bunlardan birini okuyan veya işiten her mükellef için secde etmek vaciptir. Bu secdeye ne ad verilir ve Kur’an’da kaç defa zikredilmiştir?
Cevap : Tilavet secdesi denir ve Kur’an’da 14 defa zikredilmiştir.
Soru 15: Peygamber efendimiz (s.a.v.)’in 13 yıllık Mekke döneminde ve 10 yıllık Medine hayatında Kur’ân’ı Kerim’in tamamı indirilmiştir. Mekke ve Medine yaşantısında bildirilen surelere verilen isim nedir?
Cevap : Mekke döneminde inen surelere MEKKİ, Medine döneminde inen surelere MEDENİ sure adı verilir.
Soru 16: Kur’an’ı Kerim’de hakkında en çok ayet inen kavim hangisidir?
Cevap : İsrail oğulları.
Soru 17: Kur’an’ı Kerim’deki ilk surenin ismi nedir?
Cevap : Fatiha suresi.
Soru 18: Kur’an’ı Kerim’deki son sure hangisidir?
Cevap : Nas suresi.
Soru 19: Kur’an’ı Kerim’in kalbi olarak zikredilen surenin ismi nedir?
Cevap : Ya-sin suresi.
Soru 20: Kur’an’ı Kerim’deki en uzun sure hangisidir?
Cevap : Bakara suresi.
Soru 21: Kur’an’ı Kerim’deki en kısa sure hangisidir?
Cevap : Kevser suresidir.
Soru 22: Kur’an’ı Kerim’de besmele kaç defa zikredilmiştir?
Cevap : 114 defa.
Soru 23: Kur’an’ı Kerimde ismi geçen sahabe kimdir?
Cevap : Hz. Zeyd (r.a.).
Soru 24: Hurf’u Seb’a nedir?
Cevap : Kur’an’ı Kerim’in yedi harf üzerine inmesidir.
Soru 25: Kur’an’ı Kerim’in hangi suresinin her ayetinde “ALLAH” kelimesi vardır?
Cevap : Mücadele suresi.
Soru 26: Allah (c.c.) kelimesi Kur’an’da kaç defa zikredilmiştir?
Cevap : 2697 defa.
Soru 27: Kur’an’ı Kerim’de tek ismi zikredilmiş kadın kimdir?
Cevap : Hz. Meryem.
Soru 28: Kur’an’ı Kerim’in son inen ayeti hangi surenin kaçıncı ayetidir?
Cevap : Maide suresinin 3. Ayetidir.
Soru 29: Kur’an’ı Kerim’de surelerin başında besmele vardır. Ama bir surenin başında besmele yoktur.
Hangi surenin başında besmele yoktur?
Cevap : Tevbe suresi.
Soru 30: Hangi surede besmele iki defa zikredilmiştir?
Cevap : Neml suresi.
Soru 31: Kur’an’ı Kerim’i tefsir eden alimlerimizden üç tanesinin ismini yazınız.
Cevap : Ömer Nasuhi Bilmen, Seyyit Kutup, Bursalı İsmail Hakkı, Muhammet Ali Sabuni, Mevdudi,
Mahmut Ustaosmanoğlu, Elmalılı Hamdi Yazır, Konyalı Mehmet Vehbi Efendi.
Soru 32: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e göre hangi sureyi okumak Kur’an’ı Kerim’in üçte birini okumaya bedeldir?
Cevap : İhlas suresi.
Soru 33: Kur’an’ı Kerim’de konuştuğundan bahsedilen böcek hangisidir?
Cevap : Karınca.
Soru 34: Kur’an’ı Kerim’i usulüne göre okumayı belirleyen kuralların tümüne ne ad verilir?
Cevap : Tecvit.
Soru 35: Sahabeler karşılaştıklarında ve ayrılacakları zaman birbirlerine devamlı olarak okudukları bir sure vardı.
İmamı Şafi hazretleri “Kur’an’dan sadece bu sure nazil olsaydı, insanlara dünya ve ahiret mutluluğu için
yeterdi.” Diyerek manasını ve önemini anlattığı bu surenin ismini ve manasını söyleyiniz.
Cevap : Asr suresi. Manası; “Asra yemin olsun ki, muhakkak insanlar hüsran içindedir (zarardadır).
Ancak iman edip salih amel işleyenler, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bunların dışındadır.”
Soru 36: Kur’an’ı Kerim Peygamber Efendimize nerede ve ne zaman nazil olmaya başlamıştır?
Cevap : Mekke yakınlarında Hira mağarasında, 610 yılı Ramazan ayında nazil olmaya başlamıştır.
Soru 37: Ayet el Kürsi hangi surededir?
Cevap : Bakara suresinde.
Soru 38: Allah’ü Teala kimin suçsuz olduğuna dair ayet indirmiştir?
Cevap : Hz. Aişe (r.anh.).
Soru 39: Hüküm ayetleri Mekke’de mi yoksa Medine’de mi nazil olmuştur?
Cevap : Medine’de.
Soru 40: Kur’an’ı Kerim’de kaç cüz vardır?
Cevap : 30 cüz.
Soru 41: Kur’an’ı Kerim’deki en uzun ayet hangisidir?
Cevap : Bakara suresi 282. Ayetidir.
Soru 42: Kur’an’ı Kerim’in ilk okunduğu mescit hangisidir?
Cevap : Medine’de “Beni Zerik” mescidi.
Soru 43: Kur’an’ı Kerim’de “Cennet” kelimesi kaç defa zikredilmiştir?
Cevap : 66 defa.
Soru 44: Kur’an’ı Kerim’de “cehennem” kelimesi kaç defa zikredilmiştir?
Cevap : 126 defa.
Soru 45: Bakara suresinden sonra hangi sure gelir?
Cevap : Al-i İmran suresi.
Soru 46: Mekke’de Kur’an’ı Kerim’i ilk kez açıktan okuyan kimdir?
Cevap : Abdullah bin Mesut (r.a.).
Soru 47: Kur’an’ı Kerim’e göre insanlar ve cinler niçin yaratıldı?
Cevap : Yalnız Allah’a kulluk etmeleri için.
Soru 48: Kur’an’ı Kerim’de en yüce sure hangisidir?
Cevap : Fatiha suresi.
Soru 49: Kur’an’ı Kerim hangi halife zamanında “Mushaf” halinde toplandı?
Cevap : Hz. Ebu Bekir (r.a.).
Soru 50: Kur’an’ı Kerim hangi halife zamanında çoğaltılıp dağıtıldı?
Cevap : Hz. Osman (r.a.).
Soru 51: Kitap, Furkan, Mushaf, Bürhan, Hablullah, Hablülmetin, Kelamullah, Zikr, Hüda, Nur,
Şifa hangi kutsal kitabın isimleridir?
Cevap : Kur’an’ı Kerim’in.
Soru 52: “Hepiniz topyekün Allah’ın ipine sarılın, ayrı ayrı olmayın”. Ayette geçen “Allah’ın ipi” tabirinden kastedilen nedir?
Cevap : Kur’an, Kur’an hükümleri, Mesajullah.
Soru 53: Halife Hz. Ebu Bekir’in emriyle kitap haline getirilen Kur’an’ı Kerim’i toplama komisyonunun başkanı olan sahabe kimdir?
Cevap : Hz. Zeyd bin Sabit.
Soru 54: Kur’an’ı Kerim’de din kelimesi hangi manada kullanılmıştır?
Cevap : Ceza, mükafat, hüküm, hesap.
Soru 55: Fatiha suresinde sapanlar olarak nitelendirilenler kimlerdir?
Cevap : Hıristiyanlar.
Soru 56: Hz. Ömer Rasülullah’ın arkasında namaz kılarken hangi ayet okunurken hiddete kapılarak yüksek sesle
“Ben orada olsaydım, mutlaka Firavunun boynunu vururdum” demiştir?
Cevap : Naziat suresi.
Soru 57: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kendisine Fussulet suresini okurken sarılıp etkilenen ve İslam’ı kabul ederim korkusuyla, eliyle Peygamber (s.a.v.)’in ağzını kapayarak; “Aramızdaki yakınlık adına rica ederim,daha okuma” diyen kişi kimdir?
Cevap : Utbe b. Rabia.
Soru 58: Tebuk seferine katılmadığı için Peygamberimiz (s.a.v.) ve ashabın kendisiyle (hakkında ayet nazil oluncaya kadar)
50 gün konuşmadığı sahabe kimdir?
Cevap : Kab b. Malik.
Soru 59: İfk hadisesini açığa çıkaran ayet hangisidir?
Cevap : Nur suresi ayet 11 ve 12.
Soru 60: Bildiğiniz gibi Kur’an’ı Kerim 30 cüzden müteşekkildir. Her müslümanın yatarken okuması tavsiye edilen“Muavizeteyn” surelerinin isimleri nelerdir?
Cevap : Felak ve Nas sureleri.
Soru 61: Peygamberimiz (s.a.v.)’in genellikle yatsı namazında okuduğu sure hangisidir?
Cevap : Vettini suresi.
Soru 62: Peygamberimiz (s.a.v.)’in sıkıntı anında okuduğu sure hangisidir?
Cevap : Elemneşrah suresi.
Soru 63: Peygamberimiz (s.a.v.) kıyamet günü cennette bizzat okuyacağı sure hangisidir?
Cevap : Muhammed suresi.
Soru 64: Kıyamet günü Allah (c.c.)’ın bizzat okuyacağı sure hangisidir?
Cevap : Rahman suresi.
Soru 65: Ayeti kerimelerle iktidara yürüyüş ve gerçekleştirilmesi hangi surede ve kim örnek alınmıştır?
Cevap : Yusuf suresi ve Yusuf (a.s.) örnek alınmıştır.
Soru 66: Abdestin farz olduğunu belirten ayet hangisidir?
Cevap : Maide suresi 5 ve 6.
Soru 67: Osmanlı Devletinin son dönemlerinde yetişmiş İslam bilginlerindendir. Kadı yetiştiren Mektebi Nüvvab’ı bitirmiş,Beyazıt medresesinde dersler vermiştir. Meşihat Dairesi’ndeki görevinin yanında Mektebi Nüvvab,Mektebi Mülkiye, Medrese tül Vaizin ve Medrese-i Süleymaniye’de dersler vermiştir.
2. Meşrutiyetin ilanından sonra Antalya’dan mebus seçilmiş ve özellikle 2. Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle ilgili hal fetvasının yazılmasında oynadığı rolle tanınmıştır. İttihat ve Terakki cemiyetinin ilim şubesinde de görev almıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra Ankara İstiklal Mahkemesinde de yargılanmış ve berat etmiştir.Diyanet İşleri Başkanlığının kendisinden istediği Kur’an tefsirini Hak Dini Kur’an Dili adıyla yazmıştır.
Bu İslam alimi kimdir?
Cevap : Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır.
Soru 68: Seyyit Kutub’un tefsirinin adını söyleyiniz.
Cevap : Fizilali Kur’an.
Soru 69: Muhammed Hamdi Yazır’ın tefsirinin adını söyleyiniz.
Cevap : Hak Dini Kur’an Dili.
Soru 70: Kur’an’ı Kerim’in bir çok adı vardır. Furkan, Kitap, Zikir, Tenzil bunlar arasındadır. Kur’an’ın birde sıfatları vardır.Bunlardan bazılarıda, Mübin, Kerim, Nur, Hüda, Rahmet, Şifa, Mev’ize, Büşra, Beşir, Nezir ve Aziz’dir.Bu isim ve sıfatlara göre Kur’an’ı Kerim’in dikkat çeken beş hususu vardır. 1- Tedricen, ayet ayet, sure sureinmiştir. 2- Vahiy ile Cebrail vasıtasıyla getirilmiş olması. 3- Hem lafzı hem de manasıyla mucize olması.
4- Allah’ın kelamı olması, söylemediğimiz 5. Hususu da siz söyleyiniz.
Cevap : Kendisi ile ibadet edilmesi.
Soru 71: Allah’ü Teala her dönemde bir şeriat (bir kitap) indirmiştir. Kur’an’ Kerim son peygamberin kitabıdır.Büyün insanların barış içersinde insanca yaşayacakları bir ortamı meydana getiren ve ahiret saadetinin teminatı olan bu kitabın 114 suresi bulunmaktadır. Okundukça ve yaşandıkça insanlığı yücelten ayetler Mekki ve Medeni olarak ikiye ayrılır. Bütün insanlığın uymakla mükellef olduğu Mekki ve Medeni ayetlerin konusu nedir?
Cevap : Mekki ayetlerin konusu “İtikat”, Medeni ayetlerin konusu ise “Hüküm”dür.
Soru 72: Kur’an’ı Kerim’de “Zehraveyn”(iki çiçek manasına gelen) diye bilinen iki sure vardır. Bu surelerin ikiside Medeni surelerdir. Konusu ise hüküm ayetleridir. Bu iki surenin adını yazınız.
Cevap : Bakara ve Al-i İmran sureleridir.
Soru 73: Hanımı ve kendisi büyük İslam düşmanlarındandır. Karı koca bu iki kişinin dünyada iken kazandıklarının kendilerini kurtarmayacağını, cehennemde de kendilerinin elim bir ateşin vadedildiği ve adamın hanımının ise cehennemde odun taşıyılıcığı yapacağını konu eden sure hangi suredir?
Cevap : Tebbet (veya Mesed veya Lehep) suresidir.
Soru 74: Kur’an’ı Kerim Berat gecesi indirilmiştir. Hadid suresi 23. Ayette de “Dünyada olacak her şey, dünya yaratılmadan evvel, ezelde “oraya” yazılmış, takdir edilmiştir. Bunu size bildiriyoruz ki, hayatta kaçırdığınız fırsatlar için üzülmeyesiniz ve kavuştuğunuz kazançlardan, Allah’ın gönderdiği nimetlerden mağrur olmayasınız.” Denilmektedir. İfadelerde geçen “oraya” kelimesi neresi anlamına gelmektedir?
Cevap : Levh-i Mahfuz.
Soru 75: Sevapta ve günahta en küçük bir şeyin unutulmayacağı hangi ayetle anlatılır?
Cevap : Zilzal suresi 7 ve 8 ayetler
Soru 76: Mealini okuyacağımız ayet hangi surededir? Allah’ü Teala buyuruyor ki; “Ey insanlar! Zannın çoğundan sakınınız.Zira zannın çoğu günahtır. Birbirinizin suçunu araştırmayınız. Kimse kimseyi çekiştirmesin. Hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz. Allah’tan sakının. Şüphesiz Allah tövbeleri daima kabul
edendir, acıyandır.”
Cevap : Hucurat suresi.
Soru 77: Kur’an’ı Kerim İslam dünyasında 7 kıraat üzere okunmaktadır. Bizim şu anda elimizde bulunan ve okuduğumuz Kur’an’ı Kerim hangi kıraat imamının rivayeti üzerine yazılmıştır?
Cevap : Kıraatı Asım
Soru 78: Namaz mü’mini kötülüklerden alıkoyar. Kul Rabbine en yakın halini secdede yaşar. Ve o kulun miracıdır.Kul namazı ile terbiye olur. Kur’an’ı Kerim’de de Allah (c.c.), zekat, kurban ve benzeri ibadetleri namaz ile birlikte zikretmiştir. Çünkü kul namaz ile zekatını verir, kurbanını keser hale gelecektir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in gözümün nuru dediği bu güzel ibadet Kur’an’ın hangi suresinde Kurban ile beraber zikredilmiştir?
Cevap : Kevser suresi
Soru 79: 1632 yılında “dünya dönüyor” dediği için idamla yargılanan Galile Galileu’dan 1000 yıl önce dünyanın döndüğünü haber veren Kur’an ayeti hangisidir?
Cevap : Yasin 40
Soru 80: Aşağıda bazı özellikleri ile tanımaya çalışacağımız sure Kur’an’ı Kerim’de hangi suredir?
a-Bu sure Medenidir,
b-Ey iman edenler niçin yapmadığınızı söylersiniz,
c-Allah yolunda bir bütünlük içinde cihadı emreder,
d-İsa (a.s.) diliyle, Peygamberimizin Ahmet ismi ile müjdelenmesi,
e-Kafirler istemese de Allah (c.c.)’ın nurunu tamamlayacağı,
f-İman ve cihadın elim bir azaptan kurtaracak karlı bir ticaret yolu olduğu, bu surenin bazı özelliklerindendir.
Cevap : Saf suresi.
Soru 81: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir yılda en büyük destekçileri olan hanımını ve amcası kaybetmişti.Peygamber efendimiz (s.a.v.) ve bütün müslümanlar üzülmüşlerdi. Bu yıl siyer kitaplarında hüzün yılı olarak zikredilmiştir. Peygamberimizi ve müslümanları teselli etmek için Allah (c.c.) üç sure indirmiştir.Bu surelerin isimleri nelerdir?
Cevap : Yusuf, Hud ve Yunus sureleri.
Soru 82: Kur’an’ı Kerim’de yer alan bazı surelerin iki veya daha fazla isimleri vardır.
Bunlardan biri de Mü’min suresidir. Mü’min suresinin diğer ismi nedir?
Cevap : Gafir suresi.
Soru 83: Muavizeteyn surelerinin isimleri nedir?
Cevap : Felak ve Nas sureleri.
Yanılarak vacibin terkinden dolayı iki secde, bir teşeh-hüd ve selam vacib olur.
Sehiv secdesi yapılmasını gerektiren durumlar tekrarlanırsa dahi sehiv secdesi tekrarlanmaz. Bir sehiv secdesi hepsi için geçerlidir.
Sehiv secdesi namazdaki bir yanılgıdan dolayı meydana gelen noksanlığı telafi etmek için meşru olduğundan, namaz kılanın vacibi kasden ter-ketmesi durumunda hem günahkar olur, hem de bu noksanı telafi etmesi için namazı i-ade etmesi vacib olur.
Bilerek vacibin terkedilmesi durumunda sehiv secdesi yapılmaz. Ancak zayıf bir görüşe göre, üç şey bunun dışındadır.
1. İlk oturuşu terketmek,
2. Birinci rek’atın bir secdesini namazın sonuna bırakmak.
3. Bir rükün (üç kere sübhanALLAH) söyleyebilecek zaman mik-tarınca düşünceye dalarak bir şey yapmamak.
Sehiv secdesi selamdan sonra yapmak sünnettir. En doğru görüşe göre, sehiv secdesini sağ tarafına selam vermeden önce yapmak tenzihen mekruhtur.
Sehiv secdesini düşüren sebepler:
1. Sabah namazının selamından hemen sonra güneşin doğması.
2. İkindi namazında selam vermeden hemen önce güneşin renginin kızıllaşması.
3. Selamdan sonra namazı devam ettirmeye engel; gülmek, konuşmak, yemek-içmek gibi bir durumun bulunması.
Sehiv secdesi hususunda imama uyan ve imama sonradan yetişenin hükmü:
1. İmama uyanın yaptığı yanlışlıktan dolayı sehiv secdesi yapması gerekmez. Ancak imam bir yanlışlık yaparsa, imamla birlikte sehiv secdesi yapar.
2. İmama sonradan yetişen, imamla beraber sehiv secdesi yapar. Sonra namazdan geriye kalan kısmı kılmak için ayağa kalkar.
3. İmama sonradan yeti-şen, imam selamı verdikten son-ra namazdan kavuşamadığı rek’atları kaza ederken, sehiv secdesini gerektiren birşey yaparsa, bunun için de sehiv sec-desi yapar. Fakat lahik olan kişi (Lahik: Namaza imamla birlikte başladığı halde kendisine uyku, gaflet veya cemaatın çokluğundan dolayı bir zahmet veya abdesti bozan birşey arız olupta namazın tamamını veya bir kısmım kılmayan kişidir)kaçırdığı kısımları imam selam verdikten sonra tek başına kılarken yanılarak yaptığı bir yanlışlıktan dolayı sehiv secdesi yapmaz.
Cuma ve bayram namazlarında imam, sehiv secdesini gerektiren bir durum olduğu halde sehiv secdesi yapmaz.
Çünkü bu, cemaatin çok olması sebebiyle fitne ve karışıklığa sebep olur.
En doğru görüşe göre imam veya tek başına namaz kılan kimse, farz namazlarının ilk oturuşunu yanılarak terkedip üçüncü rek’ata kalkarken yanıldığını anlasa, tamamen doğrulmamış oturur ve bu kişiye sehiv secdesi lazım gelmez.
İmama uyan kimse ikinci rek’ata kalksa -tamamen doğrulmuş bile olsa- nafile namaz kılanın böyle bir durumda oturması gerektiği gibi oturur.
İmama uyanın oturması imama uymasının gerekliliğinden dolayıdır. Nafile namaz kılanın oturmasının gerekli oluşu ise, nafilenin her iki rek’atının bir namaz kabul edilip farz oturuşu terketme durumu olduğundandır.
4. Farz namazlarda imam veya tek başına kılan, birinci oturuşu terkedip üçüncü rek’ata kalkması durumunda a-yakta durmaya daha yakın; yani sırtı eğik olmakla beraber belden aşağısı düzelmiş bir durumda iken geriye dönerse sevin secdesi yapar.
Oturması haline daha yakın bir durumda iken geriye dönerse sehiv secdesi yapması gerekmez.
Tamamen doğrulduktan sonra yanıldığını anlayıp geriye döner ve oturursa, namazın bozulup bozulmadığı ihtilaflıdır. Bu iki görüş ayrı ayrı kitaplarda sıhhata nisbet edilmiştir. Sahih olan, namazın bozulduğudur diyenler illet olarak farz olan ayakta durmanın farz olmayan birinci o-turuş için terkedilmesini göstermişlerdir. Sahih olan namazın bozulmadığıdır diyenler ise, illet olarak bir rek’attan daha az olan şeyi namaza ilave etmenin namazı bozmayacağı esasını almışlardır.
5. İmam veya tek başına kılan son oturuşu yanılarak terkedip fazla bir rek’ata kalkarsa, o fazla rek’atı secde ile kayıtlamadıkça; yani namazına tam bir rek’at ilave etmedikçe oturmaya döner ve farz olan son oturuşu tehir ettiği i-çin sehiv secdesi yapar.
6. Son oturuşu yanılarak terkedip kalktığı fazla rek’atın secdesini yapması durumunda bütün namazı nafileye döner. dilerse -ikindi namazında olsa bile beşinci rek’ata altıncı rek’atı, sabah namazında ise ü-çüncü rek’ata dördüncü rek’atı ilave eder. Sahih olan görüşe göre, bu şekilde ilave yapmanın hiçbir kerahati yoktur. Ve sehiv secdesi gerekmez. Bu kıldığı namazlar nafile olduğundan farz namazları yeniden kılar.
7. Son oturuşu yaptıktan (teşehhüd miktarı oturduktan) sonra selamdan önce yanılarak ayağa kalksa oturur ve teşehhüdü i-ade etmeden sela verir. Şayet o (fazladan) rek’atın secdesini yaparsa farzı batıl olmaz. Fazla rek’ata, iki rek’atlı nafile olabilmesi için bir rek’at daha i-lave eder ve her iki durumda sehiv secdesi yapar.(1)
SORU
Namaz kılarken hangi rek’atı kıldığı konusunda şüphe eden kişi ne yapmalıdır?
NAMAZDA ŞÜPHE
Cevap:
Bir kimse kılmakta olduğu namazı tamamlamadan rek’at sayısında “mesela; üç mü yoksa dört mü kıldım şeklinde” şüphe etse bakılır; eğer şüphe olayı bu kişinin başına ilk defa gelmişse veya şüphelenmek kişinin adeti değilse, namazı batıl olur. Bu namazı yeniden kılar. Eğer kişi çoğu kez namazda kaç rek’at kıldığı konusunda şüpheye düşüyorsa galip olan bir kanaati yoksa, en az rek’atı esas alarak namaza devam eder. Çünkü en azı hakkında kesin bir bilgi vardır. Böyle bir kimse farz veya vacib olan oturuşu terketme ihtimalinden kaçınmak için namazın sonu olarak veya birinci oturuş yeri olarak vehmettiği rek’ata oturur.
Mesela: Öğle namazım kılan bu kişi namaz kılarken i-kinci rek’at mı, yoksa üçüncü rek’at mı olduğunda şüpheye düşse ve bu hususta galib-i zannı olmasa, kendisi az olan ikinci rek’atta kabul eder ve namaza öylece devam eder; yani o rek’atta oturur. Sonra üçüncü rek’ata kalkar, üçüncü rek’atın secdesinden sonra yine oturur. Çünkü vehmine göre bu rek’at dördüncü rek’at olabilir.
Şayet selam verdikten sonra rek’at sayısında şüphe edecek olursa, bu namazı yeniden kılması gerekmez. Ancak kişi namazdan sonra kesin olarak bir rek’at terkettiğine inanırsa, o zaman namazı yeniden kılması gerekir.(2)
1-2) Hasan bin Ammar bin Ali eş-Şurun bilali. Nur’ul İzah Merakı’l Felah ve Tahtavi ile beraber shf. 374-387.
SORU
Secde ayetleri hakkında bizi bilgilendirir misiniz?
SECDE ÂYETLERİ
Cevap: Secde ayetleri 14′tür.
1. Araf 206. ayet
2. Ra’d 15. ayet
3. Nahl 49. ayet
4. İsra 107. ayet
5. Meryem 58. ayet
6. Hac 18. ayet
7. Furkan 60. ayet
8. Neml 24. ayet
9. Secde 16. ayet
10. Şad 24. ayet
11. Fussilet 37. ayet
12. Necm 62. ayet
13. İnşikak 21. ayet
14. İkra 19. ayet
Bu ayetlerden birini okuyana ittifakla, sahih olan görüşe göre de dinleyene tilavet secdesi vaciptir.
Tilavet secdesini gerektiren ayet namazın dışında okunacak olursa, hemen ardından secde e-dilmesi gerekmez. Daha sonra yapılabilir. Ancak sonraya bırakılması ten-zihen mekruhtur. Arap-çadan başka bir dille secde ayetini okuyan bir kimsenin secde etmesi vaciptir.
Secde ayetindeki “secde” kelimesini önceki veya sonraki kelimelerden birisiyle beraber okumak, sahih olan görüşe göre ayetin tamamını o-kumak gibidir.
Tilavet secdesinin vacib olup olmadığı kişiler:
1. Maksadı Kur’an dinlemek olmasa bile, secde ayetlerinden birini işiten kimseye işittiği anda cünup dahi olsa, cünuplükten temizlendikten sonra tilavet secdesi yapması vacibtir.
Secde ayetini işiten hayızlı veya lohusa kadına secde vacib olmaz. Aynı şekilde cemaatla namaz kılarken imama uyanlardan bir kişinin secde ayetini okumasıyla ne imama ne de imama uyanlara tilavet secdesi namaz içinde ve namazdan sonra vacib olmaz. Çünkü; i-mam kıraat yaptığından dolayı imama uyanın kıraat yapması yasaklanmıştır. Buna rağmen kıraat ederse, bu kıraatin hür hükmü olmaz.
2. İmam ve cemaatı na-mazda iken secde ayetini na-mazda olmayan birinden işitseler, namazdan sonra secde ederler. Namazdan sonra tek-rar secde etmeleri gerekir.
3. İtimat edilen görüşe göre manasını anlamak şartıyla secde ayetinin Farsça; yani Arapçadan başka bir lisanla dinlemesiyle tilavet secdesi vacip olur.
4. Uyuyan veya deli olan bir kişiden secde ayetinin işitilmesiyle secdenin vacib olup olmayacağı ihtilaflıdır.
5. Bir kimse secde a-yetini papağan yahut kayıt aletlerinin şeritlerinden veya ses yankısından dinlerse secde vacib olmaz.
Tilavet secdesi ne zaman ve ne şekilde yapılır?
1. Namaz esnasında okunan secde ayetinden sonra üç veya daha fazla ayet okunup kıraat uza-tılacaksa, tilavet secdesi, secde ayetinden hemen sonra, namazın kendi ruku ve secdesinden başka bir ruku ve secde ile yerine getirilir. Sonra da kalkıp kıraata devam eder.
2. Namaz kılan, namazdaki kıraatini secde ayetleriyle sona erdirirse veya secde ayetinden sonra bir veya iki ayet o-kuyup kıraati uzatmaya-caksa, tilavet secdesini secde ayetinden sonra o-kunan bir veya iki ayetin peşinden niyet ederek namazın rukusuyla veya niyet etmeksizin namazın secde-siyle eda eder. Namazın kendi secdesi, tilavet secdesini yerine geçsin diye niyet edilmese de onun yerine geçer. Ancak namazdaki rüku’un tilavet secdesi yerine geçmesine niyet edilmesi lazımdır.
3. Bir kimse imamdan secde ayetini işitse ve o imama uymasa veya imamın secde ayetini okuduğu rek’atta değil de başka bir rek’atta imama uysa en zahir olan görüşe göre, bu kişi tilavet secdesini namazın dışında yerine getirir.
4. Namaz içinde okunan secde ayetinin secdesi namazın dışında eda edilmez.
5. Bir kimse namazın dışında bir secde ayetini okuyup secdesini yaptıktan sonra, aynı yerde namaza durup o ayeti o-kursa, yine secde eder. Şayet evvelki; yani namazın dışındaki ayetin secdesini yapma-mışsa, namazdaki secde iki tilavet secdesi için yeterli olur.
6. Aynı yerde aynı secde a-yetini tekrar tekrar okuyan kişiye bir secde yeterlidir.
Ancak, değişik yerlerde aynı secde ayetini tekrar kısa veya aynı yerde ayrı ayrı sureler-deki secde ayetlerini okusa bunlar için bir kere secde etmek yeterli değildir. Herbiri için ayrı secde yapmak gereklidir.
İçinde secde ayeti bulunan bir sureyi okuyup o sure içindeki secde ayetini atlamak mekruhtur. Aksi; yani sure içerisindeki secde ayetini okuyup surenin diğer ayetlerini okumamak mekruh değildir.
Secde ayetine evvelinden veya sonrasından bir veya daha fazla ayet eklemek menduptur.
Secde yapmaya hazırlıklı olmayanın yanında secde ayetini gizlice okumak menduptur.
Oturan kişinin tilavet secdesi için ayağa kalkıp sonra secde etmesi menduptur.
Tilavet secdesi şu şekilde yapılır:
Ellerini kaldırmaksızın tilavet secdesinin sünnet olan i-ki tekbiri arasında bir secde yapmaktır. Tilavet secdesinde teşehhüd ve selam yoktur.(1)
————–
ÎMÂN NEDİR?
Soru: Îmân nedir?
Cevap: Îmân, Muhammed aleyhisselâmın, Peygamber olarak bildirdiği şeyleri, akla, deneye ve felsefeye dayanmaksızın, kalb ile tasdîk ve i’tikâd etmek, inanmak, dil ile ikrâr etmek, söylemektir.
Îmân görmeden olur. Çünkü, görerek, düşünerek anlamaya kalkışarak inanmak, îmân olmaz, o şeyi bilmek, anlamak olur. Bu şey de, Allahü teâlânın yarattığıdır. Bunu, O’na ortak yapmış oluruz. Belki de, O’ndan başkasına îmân etmiş oluruz. Akla uygun olduğu için inanırsa, akla îmân etmiş olur. Peygambere îmân etmiş olmaz. Veya, Peygambere ve akla birlikte îmân etmiş olur ki, o zaman Peygambere güven tam olmaz. Güven tam olmayınca, îmân olmaz. Çünkü, îmân parçalanamaz.
Soru: Îmânı korumak için ne yapmak lâzımdır?
Cevap: Îmânı korumak için îmânı ve îmânı gideren şeyleri, farzları ve harâmları ya’nî dînin emir ve yasaklarını öğrenmek ve bunlara uymak şarttır.
Soru: Müslüman kimdir?
Cevap: Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği şeylere tereddütsüz îmân edene, müslüman denir. İnandığı hâlde, dînin emir ve yasaklarını yerine getirmiyen mü’min olsa da müslümanlığı tam değildir.
Soru: Îmânla amelin birbiri ile ilişkisi nedir?
Cevap: Îmân, muma benzer; dînin emir ve yasakları, koruyan fener gibidir. Mum ile birlikte fener de, “İslâmiyet” tir, İslâm dînidir. Fenersiz, muhâfazasız mum çabuk söner. Îmânsız, İslâm olamaz. İslâm olmayınca, îmân da yok olur. Amelsiz, ibâadetsiz îmân sâhibinin, âhirete îmânla gitmesi güç olur.
Îmânın şartları
Soru: Îmânın şartı kaçtır?
Cevap: Îmânın şartı altıdır. Bunlar Allaha, Meleklere, Kitaplara, Peygamberlere, Âhiret gününe, Kazâ-kaderin Allahtan olduğuna inanmaktır. Buna kısaca Âmentü denir.
Soru: İnanılacak işlerde öncelik var mıdır?
Cevap: Her müslümanın önce îmânın altı şartını bilmesi ve inanması gerekir. Çünkü bir kimsenin düzgün bir îmânı, i’tikâdı yoksa, bu kimsenin yaptığı bütün ibâdetlerin, iyiliklerin hiçbir faydası olmaz. Doğru, düzgün bir i’tikâda sahip olduktan sonra, dînin yasak ettiği şeylerden kaçınıp, dînin emrettiği şeyleri yapmak gerekir. Bu sıraya dikkat edilmezse daha sonra yapılanlar faydasız olur, bir işe yaramaz.
Allahü teâlâya îmân
Soru: Âmentü billâhi ne demektir?
Cevap: Âmentü billâhi ifâdesi, Allahü teâlânın varlığına ve birliğine inandım, îmân ettim, demektir. Allahü teâlâ vardır ve birdir. Ortağı ve benzeri yoktur. Mekândan münezzehtir, ya’nî bir yerde değildir. Ayrıca Allahü teâlânın sıfatlarını da bilmek şarttır.
Allahü teâlânın sıfatları ikiye ayrılır: Sıfât-i zâtiyye, sıfât-i sübûtiyye.
Allahü teâlânın sıfât-i zâtiyyesi altıdır. Bunlar:
1- Kıdem, evveli yoktur.
2- Bekâ, sonu yoktur.
3- Kıyâm bi-nefsihi, hiç kimseye muhtaç değildir.
4- Muhâlefetün lil-havâdis, hiç kimseye benzemez.
5- Vahdâniyyet, birdir ortağı, benzeri yoktur.
6- Vücûd, var olmasıdır.
Allahü teâlânın sıfat-i sübûtiyyesi ise sekizdir. Bunlar:
1- Hayât, diridir.
2- İlm, herşeyi bilir.
3- Semi, işitir.
4- Basar, görür.
5- İrâde, dileyicidir. Yalnız O’nun dilediği olur.
6- Kudret, herşeye gücü yeter.
7- Kelâm, söyleyicidir.
8- Tekvîn, hâlıktır, yaratıcıdır. Her şeyi yaratan, yoktan var eden O’dur. O’ndan başka yaratıcı yoktur.
Allahü teâlânın görmesi, işitmesi, insanların görmelerine, işitmelerine benzemez.
Meleklere îmân
Soru: Îmânın ikinci şartı nedir?
Cevap: Îmânın ikinci şartı, meleklere îmândır. “Ve melâiketihi”, ben Allahü teâlânın meleklerine inandım, îmân ettim, demektir.
Soru: Meleklerin özellikleri nelerdir?
Cevap: Melekler yiyip içmezler. Günâh işlemezler. Meleklerde, erkeklik, dişilik olmaz. Piyasada birçok yerde kanatlı kadına benzer resimler var. Böyle resimler, Hıristiyan hurâfeleridir. Bize Hıristiyanlardan geçmiştir. Hıristiyanlar, melekleri hâlâ Allahın kızları olarak bilirler, böyle inanırlar.
Bu şekilde inanmak, böyle resimlere hürmet edip, yukarı asmak çok tehlikelidir.
Meleklerin en üstünleri ve peygamberleri Cebrâil, Mikâîl, İsrâfîl, Azrâîl aleyhimüsselâmdır.
Kitaplara îmân
Soru: Îmânın üçüncü şartı nedir?
Cevap: Îmânın üçüncü şartı kitaplara îmândır. Âmentüdeki, “Ve kütübihi” ifâdesi, Allahü teâlânın kitaplarına inandım, îmân ettim, demektir.
Soru: Kaç kitap gelmiştir?
Cevap: Kur’ân-ı kerîmde bildirilen, yüzdört kitaptır. Yüzü küçük kitaptır. Bunlara (suhuf) denir. Ve dördü büyük kitaptır. Bunlardan Tevrât, Mûsâ aleyhisselâma; Zebûr, Dâvüd aleyhisselâma; İncîl, Îsâ aleyhisselâma; Kur’ân-ı kerîm, Muhammed aleyhisselâma nâzil olmuş ya’nî gönderilmiştir. Kitapların hepsini, Cebrâil aleyhisselâm getirmiştir. En son, Kur’ân-ı azîm-üş-şân nâzil olmuştur.
Soru: Kur’ân-ı kerîmin özellikleri nelerdir?
Cevap: Kur’ân-ı kerîm gönderilince, diğer kitaplar neshedilmiş, ya’nî yürürlükten kaldırılmıştır. Kur’ân-ı kerîm, kıyâmete kadar geçerlidir. Nesholmaktan, ya’nî geçersiz olmaktan ve tebdîl ile tahrîften ya’nî insanların değiştirmelerinden korunmuştur.
Kur’ân-ı kerîmde eksiklik veya fazlalık olduğuna inanan dinden çıkar. Hattâ Kur’ân-ı kerîmi Allahü teâlâ tarafından gönderilen kitap kabûl ettiği hâlde, diğer semâvî kitapların da hâlen yürürlükte olduğunu zannedip, bunlara göre amel edenlerin de, Cennete gireceğine inananlar da İslâm dînine îmân etmiş olmaz.
Peygamberlere îmân
Soru: Îmânın dördüncü şartı nedir?
Cevap: Îmânın dördüncü şartı, Peygamberlere îmândır. Âmentüdeki “Ve rusulihi” kelimesi, “Allahü teâlânın Peygamberlerine îmân ettim” demektir.
Peygamberlerin ilki Âdem aleyhisselâm ve sonuncusu, bizim Peygamberimiz Muhammed Mustafâ “sallallahü aleyhi ve sellem”dir. Bu ikisinin arasında, çok peygamber gelmiş ve geçmiştir. Peygamberlerin sayısı kesin belli değildir. Kitaplarda, 124 binden ziyâde peygamber geldiği bildiriliyor. Bunlardan 313 veya 315 adedi Resûldür.
Peygamberlerden meşhûr olanlar: Âdem, İdrîs, Şît, Nûh, Hûd, Sâlih, İbrâhîm, Lût, İsmâîl, İshak, Ya’kûb, Yûsüf, Eyyûb, Şu’ayb, Mûsâ, Hârun, Hıdır, Yûşa’ bin Nûn, İlyâs, Elyesa’, Zülkifl, Şem’un, İşmoil, Yûnüs bin Metâ, Dâvüd, Süleymân, Lokmân, Zekeriyyâ, Yahyâ, Uzeyr, İsâ bin Meryem, Zülkarneyn ve Muhammed aleyhi ve aleyhimüssalâtü vesselâmdır.
Bunlardan, yalnız 28′nin isimleri Kur’ân-ı kerîmde bildirilmiştir. Şît, Hıdır, Yûşa’, Şem’un ve İşmoil bildirilmemiştir. Bu 28′den Zülkarneın ve Lokmân ve Uzeyr’in Peygamber olup olmadıkları kesin belli değildir.
Peygamberlerin sıfatları
Soru: Peygamberlerin sıfatları nelerdir ve bunların ma’nâları nedir?
Cevap: Peygamberler de diğer insanlar gibi yer, içer, hasta olur, vefât eder. Hiçbiri aslâ dünyaya muhabbet etmez. Ya’nî dünyayı sevmez. Ancak onları diğer insanlardan ayıran sadece onlara mahsûs ba’zı sıfatlar, özellikler vardır. Peygamberler hakkında bilmemiz lâzım olan sıfatlar ya’nî peygamberlere mahsûs olan özellikler yedidir: Sıdk, Emânet, Tebliğ, İsmet, Fetânet, Adâlet, Emn-ül azl
Bunların kısaca ma’nâları da şöyledir:
1- Sıdk: Bütün peygamberler, sözlerinde sâdıktır, ya’nî doğrudur.
2- Emânet: Peygamberler emânete aslâ hıyânet etmezler.
3- Tebliğ: Peygamberler, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını ümmetlerine bildirirler.
4- İsmet: Peygamberlerin hepsi, büyük ve küçük, bütün günâhlardan uzaktırlar.
5- Fetânet: Bütün Peygamberler, diğer insanlardan daha akılıIdır.
6- Adâlet: Peygamberler âdildir, kimseye zulmetmezler, doğru hüküm verirler.
7- Emn-ül azl: Peygamberlerden, peygamberlik vazîfesi geri alınmaz.
Âhiret gününe îmân
Soru: Îmânın beşinci şartı nedir?
Cevap: Âmentünün beşinci şartı, âhyret gününe inanmaktır. Âmentüdeki, “Vel-yevmil âhyri” ifâdesi, “Ben, âhiret gününe inandım, îmân ettim” demektir.
Herkes ölüp dirilecektir. Cennet ve Cehennem ve mîzân ya’nî sevâbların ve günâhların tartıldığı terâzî ve Sırât köprüsü, haşr ya’nî toplanmak ve neşr ya’nî Cennete ve Cehenneme dağılmak, hep kıyâmet gününde olacaktır.
Soru: Kıyâmetin büyük alâmetleri nelerdir?
Cevap: Îsâ aleyhisselâm yeryüzüne inecek, Hz.Mehdî’ çıkacak, Deccâl, Ye’cûc ve Me’cûc gelecek. Güneş batıdan doğacak. Dabbe-tül-erd denilen büyük bir hayvan çıkacak. Büyük bir duman her tarafı kaplayacak. Medine-i Münevvere harap olacak ve Ka’be-i Şerîf yıkıIacak. Biri Arabistan’da diğerleri doğuda ve batıda olan üç yer batacak. Yemen’de büyük bir ateş çıkacak. Ve nihâyet Sûrun üflenmesi ile dünya hayatı son bulacaktır.
Kabirdeki sorular
Soru: Kabirde ne sorulacaktır?
Cevap: Kabirde sorulacak şeyleri herkesin bilmesi, çocuklarına da öğretmesi lâzımdır. Kabirde şu sorular sorulacaktır:
Rabbin kim? Dînin nedir? Kimin ümmetindensin? Kitâbın nedir? Kıblen neresidir? İ’tikâdda ve amelde mezhebin nedir?
Müslümanlar bu sorulara şöyle cevap verirler:
Rabbim Allah, Dînim, İslâm dînidir. Muhammed aleyhisselâmın ümmetindenim. Kitâbım, Kur’ân-ı kerîmdir. Kıblem, Ka’be-i Şerîftir. İ’tikâdda mezhebim Ehl-i sünnet vel-cemâ’attir. Amelde ise Hanefî, Şâfi’î, Mâlikî, Hanbelî mezheplerinden hangisinde ise onu söyler.
Soru: Kimler kabir sorularına cevap verecek, kimler veremiyecek?
Cevap: Îmân ile ölen cevap verecek, îmânsız ölen cevap veremiyecektir.
Doğru cevap verenlerin kabri genişliyecek, buraya Cennetten bir pencere açılacaktır. Sabah ve akşam, Cennetteki yerlerini görüp, melekler tarafından iyilikler yapılacak, müjdeler verilecektir.
Bu suâllere cevap veremiyenler, kabirde azâb görecektir. Cehennemden bir pencere açılacak, sabah akşam Cehennemdeki yerini görüp, mezarda, mahşere kadar, acı azâbları çekecektir.
Soru: Îmânın altıncı şartı nedir?
Cevap: Îmânın altıncı şartı, hayır ve şerrin Allahtan olduğuna inanmaktır. Âmentüdeki, “Ve bil-kaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ” demek, “Hayır ve şer, iyilik ve kötülük, olmuş ve olacak şeylerin cümlesi, Allahü teâlânyn takdîriyle, ya’nî ezelde bilmesi ve dilemesi ve vakitleri gelince yaratması ile ve levh-i mahfûza yazmasıyla olduğuna inandım, îmân ettim. Kalbimde, aslâ şüphe yoktur” demektir.
Bu, kazâ kadere inanmak demektir. Kader, bir insanın doğumundan, ölümüne kadar, başına gelecek, işlerdir. Kazâ da, bu işlerin başa gelmesidir.
Soru: Âmentüdeki, Kelime-i şehâdetin ma’nâsı nedir?
Cevap: Kelime-i şehâdetin kısaca ma’nâsı da şöyle:
Ben şehâdet ederim ki, Allahü teâlâdan başka ilâh yoktur ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm O’nun kulu ve resûlüdür.
Soru: Îmânın geçerli olması için ne gibi şartlar lâzımdır?
Cevap: Îmânın sahîh, makbûl ve geçerli olması için gerekli şartlardan ba’zıları:
1- Îmânda sâbit olmak: Meselâ üç yıl sonra dînimi bırakacağım diyen, hemen kâfir olur.
2- Havf ve recâ arasında olmak: Ya’nî Allahü teâlânın azâbından korkup rahmetinden ümit kesmemek. Her zaman korku ile ümit arasında olmak.
3- Can boğaza gelmeden îmân etmek: Ölürken, âhiret hâllerini gördükten sonra kâfirin îmânı kabûl olmaz. Fakat o ânda da, müslümanın tevbesi kabûl olur.
4- Güneş batıdan doğmadan önce îmân etmek: Artık o zaman tevbe kapısı kapanır.
5- Gaybı yalnız Allahü teâlâ bilir: Gaybı Allahtan başkası bilemez. Bir de Allahın bildirdiği peygamber, evliyâ veya başka bir kimse de bilebilir.
6- Îmândan bir hükmü reddetmemek: Küfrü gerektiren şeylerden kaçmak.
7- Dînî bir hükümde şüphe etmemek: Meselâ acaba namaz farz mı, içki harâm mı diye şüphe etmemek.
8- İ’tikâdını, inancını İslâm dîninden almak: Târihçilerin, felsefecilerin değil, Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği şekilde îmân etmek lâzımdır.
9- Hubb-i fillâh, buğd-i fillâh üzere olmak: Allah için sevmek Allah için düşmanlık etmek. Allah düşmanlarını sevmek, onları dost edinmek, Allah dostlarına düşman olmak küfrü gerektirir.
10- Ehl-i sünnet vel cemâ’ate uygun i’tikâd etmek.
————–
İstihare Namazı
İstihare “hayırlı olanı istemek” anlamına gelir. İnsanlar, kendileri için önemli olan bir karar verecekleri veya bir seçim yapacakları zaman, bazan belki eldeki verilerin yetersizliği sebebiyle veya çeşitli sebeplerle dünya ve ahiret baımından kendileri için hangi seçimin hayırlı olacağını kestiremezler ve bunu bilmek için çeşitli çarelere başvururlar. Mesela, Peygamber imiz’in nübüvetle görevlendirildiği sıralarda Araplar’dan bir kimse yolculuğa şıkmak istendiğinde, bu yolculuğun kendisi için hayırlı olup olmadığını anlamak için fal oklarına başvururdu. Peygamberimiz bu adeti kaldırarak onun yerine istihareyi getirmiş ve şöyle buyurmuştur: (1)
” Biriniz bir iş yapmaya niyetlenince farzın dışında iki rek’at namaz kılsın ve şöyle desin: Ey Allahım, ilmine güvenerek senden hakkımda hayırlısını istiyorum, gücüme güç katmanı istiyorum. Sınırsız lutfundan bana ihsan etmeni istiyorum, gücüme güç katmanı istiyorum. Ben bilmiyorum, ama sen bilyorsun, ben güç yetremem ama sen güç yetirirsin. Ey Allahım! Yapmayı düşündüğüm bu iş, benim dinim, dünyam ve geleceğim açısından hayırlı olacaksa, bu işi benim hakkımda takdir buyur, onu bana kolaylaştır, uğurlu ve bereketli eyle. yok eğer benim, dünyam ve geleceğim için kötü ise, onu benden, beni ondan uzaklaştır. Ve hayırlı olan her ne ise sen onu takdir et ve beni hoşnut ve mutlu eyle!” (2)
Namazda, makbul olanı; ilk rekatta Fatiha ve Kafirun Suresi, ikinci rekatta ise Fatiha ve ihlas suresi okumaktır. İki rek’at namaz kılıp bu duayı yaptıktan sonra, kalbe doğacak istek veya nefretle, yahut yapıcı veya engelleyici sebeblerle işin hayırlı olan tarafı gerçekleşmiş olduğuna kanaat beslenir ve buna rıza gösterilir. Namazı kıldıktan sonra dünya kelamı etmemek, sağ tarafa ve kıbleye doğru yatmak, uymaya çalışırken kalpten “Allah Allah” demek güzel olan şeylerdir. Bu namazı buradan okuyup, tatbik etmek isteyenlerden bir dileğimiz olacak, Yukarıdaki Peygamber efendimizin yukarıdaki duasını kendi sıkıntısına, problemine uyarlayıp kalbinden okuduktan sonra;
3 ihlas ve 1 Fatiha’yı da başta Peygamberimize, sevdiklerine ve Zamanın Sahibine hediye eylesin. Onların yüzü suyu hürmetine bu aciz kulunun anlayacağı şekilde her şeyi aşikar göstersin, perdeleri aralasın diye Allah’a dua etsin. Dua esnasında:
Allah ile konuşur gibi dua etsin,
Etrafını saran melekleri hissetsin,
Dua esnasın da gözlerini kapatsın,
Boynunu büksün,
Allah’ın aciz bir kulu olduğunu hisssetsin.
Birinci defada sonuç alınamazsa üç kere veya yedi defa tekrarlanabilinir.
Sammi olarak yapıldığı takdirde, kalbe doğuş olabilir, istihare sonucu bir ferahlık ve rahatlık olursa o işin hayırlı olacağına, sıkıntı ve darlık olursa olumsuz olacağına işaret edilir. Gündüz yapılacağı gibi, iyice konsantre olunabilmesi için geceleyin yatmadan hemen önce yapılması tavsiye edilir. İstihare için uykuya yatma ve rüya bekleme şartı olmadığıda unutulmasın. Allah bunu samimi olarak isteyenlere bir işaret veya ipucu verir.
O kapısına geleni geri çevirmez. O’nun kapısı umutsuzluk kapısı değildir.
1) İlmihal 1, İman ve İbadetler, Türkiye Diyanet Vakfı, 1999
2) Buhari, Teheccüd, 25
Bismillâhir rahmânir rahîm…
Elhamdü lillâhi rabbil âlemîn… Ves salâtü ves selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ ve mevlânâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahüm biihsânin ilâ yevmil cezâ…
Kàlellàhu teâlâ:
(Felyevme lâ tuzlemu nefsün şey’en ve lâ tüczevne illâ mâ küntüm ta’melûn)
Bugün amelin, işin, çalışmanın, icraatın İslâm’daki önemi üzerinde bilgi vermeye başlayacağım. Hepimizin şimdiye kadar İslâmî kültürümüzden zihnimize yerleştirdiğimiz bir husus var ki, sadece bilmek yetmiyor. İnsanın bildiğini uygulamaya geçirmesi gerekiyor.
–Namaz kılmak iyidir.
–İyi ama, sen namaz kılmıyorsun, kılmayınca olmaz!..
–Ramazanda oruç tutmak farzmış, biliyorum. Ayette var, hadiste var…
–İyi ama, sen tutmuyorsun. Tutmayınca vebâlin artıyor. Hem biliyorsun, hem yapmıyorsun…
–Hacca gitmek çok iyiymiş…
–Ama gitmiyorsun, olmuyor!..
Bilgi yetmiyor. Ne kadar alim olursa olsun, bilgi insanı kurtarmıyor. Zâten, “İslâm’da İlim” diye bir konuyu açtığımız zaman, bu konuya mutlaka temas etmek gerekiyor. İslâm’da bahsedilen, kuru bilgi de değil… Hattâ, sadece geniş mânâsı ile bilgi de değil… Yâni biyoloji, astronomi, fizik, kimya da değil… Asıl önemli olan ilâhî hakîkatler, mânevi hakîkatler, uhrevî hakîkatler… Ahirette insanı kurtaracak, insana yarayacak gerçekler… Bir de bu bilgilere sahib olduktan sonra bu bilgileri uygulamak; lafta, teoride kalmamak, bilgisini icraata geçirmek…
Bunun önemine dair bir çok ayetler ve hadisler var… Mutlaka çalışmak lâzım, mutlaka icraata geçmek lâzım!.. Amel diyorlar ona… Amele de çalışan demek… Yâni, ilmiyle amel etmek demek, ilmin gereği olan çalışmayı yapmak demektir. İslâm’da ilmiyle âmil olan alim makbuldür.
Alim ama, nasıl bir alim?.. Hocadır, deryadır, bilgilidir, görgülüdür vs. ama, hâli nasıl?.. çocuğu, hanımı, ailesi, yaşayışı nasıl?.. Muamelâtı, insanlarla olan münâsebetleri nasıl?.. Münâsebetlerindeki tavırları nasıl?.. Oradan sıfıra gidebilir. Bilmek yetmez, uygulamak gerekir. Bu konuda çok geniş, tereddüde meydan vermeyecek malzeme var…
Yâsin Sûresi’nden hepimizin bildiği, ahireti anlatan şu ayet-i kerime:
(Felyevme lâ tuzlemü nefsün şey’en ve lâ tüczevne illâ mâ küntüm ta’melûn) Kısaca açıklayalım: “İşte bak, kabirden kalktınız… Ahiret oldu, haşir oldu, mahşer yerinde toplandınız… Mahkeme-i Kübrâ kuruldu, insanlar hesaba çekilecekler. İşte bugün (lâ tuzlemu şey’en) hiç bir can, hiç bir kişi, hiç bir mükellef varlık, zulme uğramaz, haksızlığa mâruz kalmaz!”
Haksızlığa nasıl mâruz kalınır?.. Ya hak ettiği kendisine verilmez… “Ben senin dükkânında çalıştım!” diyor; öbürü hakkını vermiyor. “Ama, sana şu kadar iş yaptım!” diyor; yine vermiyor… İşte bu zulüm olur. İnsanın hak ettiği verilmezse, zulüm olur. Ahirette, verilmeme tarzında zulüm olmayacak!..
Bir de, “Yürü hapse, gir şuraya!.. Otur, kıpırdama!..” gibi şeylerde, hak etmediği bir şeyi yaptırmakta zulüm olur.
Hiç bir canlı, hiç bir insan kıyamet gününde hesap gününde zulme uğramayacak. Ne yapmadığı bir şeyden dolayı cezâ görme, ne de yaptığının hakkını alamamazlık olmayacak. Bunu daha iyi açıklamak için, ayetin devamında buyuruluyor ki:
(Ve lâ tüczevne illâ mâ küntüm ta’melûn) “Neyi işlediyseniz, dünyada neyi uyguladıysanız, çalışmanız hangi sahadaysa, icraatınız neyse; işte, ancak onun karşılığını göreceksiniz. Mükâfat veya cezâ, iyi veya kötü… İyi iş yaptıysan, iyilik göreceksin; kötü iş yaptıysan, mutlaka kötülük göreceksin!..”
Bu cümle, başka bir ayet-i kerimeyi hatırlatıyor:
(Femen ya’mel miskàle zerretin hayran yerahû ve men ya’mel miskàle zerretin şerren yereh) “Zerre kadar hayrı işleyen, onun karşılığını görecek; aynı miktarda, küçücük, onun ihmal edileceğini sandığı kadar küçük günah işlemişse, onun karşılığını görecek!..” Cezâ ve mükâfat, kişinin yaptığının karşısında böyle olacak…
İcraat yapmak şart… Yerinde oturup ensesini şişirmek veya sırtını dayamak, bacak bacak üstüne atıp oturmak, ukelâlık etmek, insana hiç bir şey kazandırmaz. Bildiğini uygulayacak, sözünün eri olacak, düşüncesinin uygulayıcısı olacak!..
Kimisi bol keseden atar, tutar; fakat, hiç bir şey çıkmaz elinden… Biz üniversitede iken, bir grup çalışması yapıyorduk. İngilizcemiz ilerlesin, dînî bilgimiz gelişsin diye, İslâmî bir kitap tercüme edelim dedik. Küçük bir broşür var elimizde… Çeşitli büyük şahsiyetlerin niçin müslüman olduğunu, İslâm’ı niçin seçtiğini anlatan cümleler var içinde… Edebi cümlelerle, bir kaç satır halinde özetlemiş. Herkes, niçin müslüman olduğunu anlatıyor. Arkadaşlara:
“–Bunu okuyalım! Müslüman olmayan bir insanın, İslâm’ı neden beğendiğini bilmemiz bizim için çok önemli… Onu bilirsek, bizim için fevkalade faydalı olur, çalışmalarımıza temel teşkil eder. Onun için, bunu tercüme edelim!” dedim.
Küçücük bir kitaptı. Otuz veya kırk sayfa, cep kitabı, küçük ebatlı… Bir arkadaş dedi ki:
“–Ben bunu bir kaç günde yaparım!”
Ben:
“–Bu bir kaç günde, öyle kolay olmaz! Bu tercümeyi öyle kolayca, bir kaç günde yapamazsın!” dedim.
“–Yok hocam!” dedi. “Benim Siyasal Bilgiler’de su gibi İngilizce bilen, İngilizcesi çok mükemmel bir akrabam var… Ona bir akşam giderim, tercümeyi çarçabuk bir kenara atarız. Hani fotokopi makinasının bir tarafına koyup öbür tarafından çıktığı gibi… Yâni, bu kadar kolay yaparız!” dedi.
Ben güldüm. Dedim ki:
“–Sen üç gün diyorsun; ben sana bir hafta müsaade edeyim!.. Bir hafta değil, bir ay müsaade edeyim… Yalnız, bir ay sonra tamamlanmış, tercüme edilmiş şekilde isterim!”
Ne kadar zaman sonra bilmiyorum, kitabı aldı getirdi; “Hocam! Biz bu kitaptan hiç bir şey anlayamadık!” dedi ve iade etti.
Edebî cümle tabii… Nükte yapıyor. Yunus’un şiirini, Fuzûlî’nin şiirini kaç kişi anlar?.. Necib Fâzıl’ın bir şiirini derinlemesine kaç kişi anlar?.. “Anlayamadık!” dedi getirdi. Aciz kalmış. Su gibi İngilizce bilen, Siyasal’daki asistan akrabası demiş ki:
“–Vallàhi ben bundan hiç bir şey anlayamadım!”
Konuyu bilmeyince anlayamaz, çıkartamaz.
Bir başka misal: Edebiyat Fakültesi’nde Ordinaryüs Profesör Zeki Velidî Togan vardı. Başşehri Kazan olan Tataristan’da başkanlık filân yapmış, çok kıymetli bir insan… Hindistan Pencab Üniversitesi’nden rektör Âsaf Ali Feyzî Asgar diye bir profesör, onun tanıdığıymış. Edebiyat Fakültesine misafir gelmiş. Bizim profesör de bir konferans tertipledi. Herkes geldi. Oturduk. Çok da büyük bir anfi idi. Âsaf Ali mikrofona geldi. Uzun boylu, Hint müslümanlarından bir profesör… İngilizce konuşacak. Edebiyat Fakültesi’nin İngilizi Dili ve Edebiyatı bölümünün doçenti olan bir hoca geldi; o da tercüme yapacak.
Zeki Velidî Togan ve diğer meşhurlar ön sıraya oturdular. Ben Edebiyat Fakültesi’nde talebeyim. Âsaf Ali konuşmaya başladı, bir cümle söyledi. Tercüman tercüme edecek…
“–Sorry, tekrar et!..” dedi. Bilmem ne…
Beceremedi, anlayamadı, tercüme edemedi. Zeki velidî Togan, oturduğu yerden ona fısıldadı; şöyle, böyle diyerek bir cümleyi tamamladı. Âsaf Ali tekrar konuşmaya başladı. İkinci cümleyi de hiç anlayamadı. Üçüncü cümlede Zeki Velidî Togan kalktı. Doçent kıpkırmızı kesildi. Dersleri İngilizce veren, imtihanları İngilizce başarmış olup da, doçent olmuş olan kimse tercümeyi beceremedi. Kolejden mezun olmuş, Şekspir’i ve sâireyi ezbere biliyor, İngiltere’de kalmış, şâhâne telaffuzu var; amma, İslâmî bir konferansı anlamıyor.
Tradition kelimesi geçiyor, rivâyet diyor. Rivâyet değil ki; tradition, hadis-i şerif demek… İslâmî bir konferansta “The tradition of the prophet” demek, Peygamberimiz’in hadisi demek… An’ane, rivâyet falan diyor; tutmuyor. Daha başka şeyleri anlayamıyor. Olmadı.
Şimdi, insanlar mutlaka yaptığının mükâfatını ve cezâsını görecek. Amel, icraat, iş olmadan olmaz; bu kesin…
–Fakat acaba, benim yaptığım iş, icraat, fiil, çalışma beni kurtarmaya yetecek mi?.. Tamam, ben namaz kıldım, oruç tuttum, zekât verdim, hacca iki defa gittim. Haydi Allah’a ısmarladık, ben cennete gidiyorum…
–Sen icraat yapıyorsun ama, o icraatın seni cennete götürmeye yetecek mi; işte o belli değil!.. Neden belli değil?.. Çünkü, bir kere yaptığın ibadeti güzel yaptın mı?.. Şartlarına uygun yaptın mı, bir şeye benzedi mi, makbul oldu mu?.. Çarşıya pazara çıkartsan, satılıp alınabilecek gibi güzel bir şey mi; yoksa çürük, bozuk, sakat, kusurlu mu?.. Kokmuş mu?.. Yırtık pırtık mı?.. Yaptığın amelin ne olduğunu bilmiyorsun. Allah günahlarına ne kadar ceza verdi, sevaplarına ne kadar mükâfat aldın, bunun sonucu nedir; onu da bilmiyorsun!..
Onun için, insanın yaptığı amele, ibadete güvenmesi ve “Tamam, bu kadarı yeter!” demesi de çok yanlış olur. Buna bizim özel tabirimizle ameline mağrur olmak deniliyor. Mağrur, gururlanmak mânâsına değil, aldanmak demek… Şaşırmak, bilmemek, aldanmak mânâsına geliyor mağrur kelimesi… Yani, insanın ibadetine, ameline mağrur olması demek; yaptığı ibadetin, amelin hesabını yanlış yaparak ona güvenmesi demektir. Bu, tevâzûya da uygun olmuyor.
O bakımdan insanın ameline mağrur olmaması lâzım!.. Kibir gurudan öteye, çok iyi bir şey yaptığını sanıp da, ona güvenip yan gelip yatmaması lâzım!.. Tâ vefatına kadan insanın ibadet ve tâatte koşturması, “Acaba kabul oldu mu?” diye korkması lâzım!.. “Acaba Allah affetti mi, affetmedi mi?” diye, günahları için ömrünün sonuna kadar endişe etmesi lâzım!..
Geçen gün evliyâullahtan bir zâtın menâkıbını okudum, çok hoşuma gitti: Abdest alacak halde değil, hasta, ölmek üzere… Abdest aldırıyorlar. Abdest aldırdıktan sonra diyor ki:
“–Parmaklarımı hilallemeyi unuttunuz!”
Mâlum, elleri yıkarken parmakların arasını yıkamaya hilallemek tabir ediliyor. Ayak parmak araları için de bu aynıdır. Ayak parmaklarının da arasına su gitmeyebilir. O zaman abdest olmaz.
Yine, Hayrünnessâc isimli bir zâtın hikâyesini okudum: Başkaları bir şey görmüyor ama, o elini kaldırarak, “Sen orada dur!” diyor.
“–Sen de emir kulusun, ben de emir kuluyum. Benim görevim geçiyor. Bak, akşam namazının vakti geçiyor, neredeyse yatsı olacak!.. Ben kulum. Bu akşam namazını vaktinde kılmazsam mes’ul olurum. Ama, sen biraz bekleyebilirsin, senin vazifen geçmez. Senin için illâ şu vakitte olacak diye bir şart yok… Sen orada biraz dur!” demiş.
Güzelce abdestini almış, akşam namazını kılmış, yatağına uzanmış. Kelime-i şehâdet getirmiş, ruhunu teslim etmiş. Yâni en son ana kadar ibadete devam…
Peygamber SAS mescide nasıl geldi?.. İki koluna yardımcılar girdiği halde… Vefatına yakın günlerde, en son günlerinde namaza geldi. Gelemediği zaman içerde kıldı. İmamlığı Ebûbekr-i Sıddîk RA Efendimiz’e havale etti. Ama en son ana kadar ibadette, tâatte, duada… Geceleri sabahlara kadar secdede, namazda, niyazda; ayakları şişinceye kadar ibadette, gayrette idi. Yâni, çalışacağız, çabalayacağız; ama, ona güvenmek, ona aldanmak yok… Şaşırmak, şımarmak, kibirlenmek, böbürlenmek yok…
Amellerin kabul olmama durumları vardır. Kabul olmamasının sebeplerini de öğrenmek lâzım!.. Abdest almayı öğrendin, namaz kılmayı öğrendin, oruç tutmayı öğrendin; aferin… Ama, namaz ne zaman kabul olur, ne yaparsan kabul olmaz?.. Oruç ne zaman kabul olur, ne yaparsan kabul olmaz?.. Sadaka, hac ne zaman kabul olur ne zaman kabul olmaz?.. Bunları da bilmek lâzım!..
Bunları bilemezsen, “Ha bir kuru emektir.” diyor Yunus Emre… “Sen kendini bilmedin, ha bir kuru emektir.” Yâni, yaptığın iş boşuna demek istiyor. Onun için, insanın yapması gereken görevleri bilmesi lâzım!.. Görevlerin kabul olmaması, yaptığı halde makbul olmamasının sebeplerini de iyice öğrenmesi lâzım!.. Bunu da tasavvuf öğretiyor. Bir çok şey için tasavvufa ihtiyaç oluyor. Onu yapmadı mı kıymeti olmuyor.
–Bir ibadeti, bir hasenâtı yaptığı halde kabul olmaması mümkün mü?..
–Evet, mümkün!.. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki: “Nice Kur’an okuyan insan vardır; Kur’an ona lânet eder.” Kimbilir nasıl, ne maksatla okuyor?.. Kimbilir durumu nasıl ters ki, Kur’an ona lânet ediyor.
İstanbul’da birisiyle tanışmıştık; mevlidhanmış. Altın dişli, altın köstekli saatli, zengin, arabası filân var… Bizim fakültedeki arkadaşlarla tanışmış. Onlarla beraber Boğaz’da gezmeğe filân da gittiler.
Sonradan duydum ki, mevlidi güzel okumaları için, coşmaları için, utanmamaları için, mevlid okuyacakları yere bir kaç kadeh içer, öyle giderlermiş. O ne, bu ne?.. Gittiğin iş ne, yaptığın iş ne?..
“Nice Kur’an okuyan vardır, Kur’an lânet ediyor ona… Nice oruç tutan vardır, akşama elinde kâr yoktur. Akşama kârı, aç ve susuz kalmaktan ibarettir.” diye buyuruyor Peygamber Efendimiz SAS…
Sabahtan akşama oruç tuttu ama, gıybet etti, harama baktı. Halbuki Allah su içmeyi, yemek yemeyi başka zamanlarda helâl kıldı. Yâni su içmek, yemek yemek helâl; şarap gibi haram değil… Ama, oruç tuttuğun zaman, helâl olan bir şeyi yapmıyorsun. Peki, helâl olan bir şeyi yapmıyorsun da, zâten ramazanın içinde de dışında da haram olan öteki günahı, oruçlu iken niçin işliyorsun?.. Mâdem, helâli bile yapmayacak kadar fedâkârsın, niye her zaman haram olanı yapıyorsun; gıybet ediyorsun, harama bakıyorsun, şu günahı bu günahı işliyorsun… Onlar orucun sevabını götürüyor. Adam kendini oruç tuttu zannediyor; akşama aç ve susuz kalmaktan başka kârı yok… Peygamber Efendimiz söylüyor.
Başka bir hadis-i şerifte: “Nice namaz kılan vardır ki, kıldığı namaz onu Allah’a yaklaştırmaz; Allah’tan uzaklaştırmağa yarar.” buyruluyor. Yaklaştırmak şöyle dursun, Allah’tan daha uzak, daha koğulmuş bir kul haline gelmesine sebep oluyor. Demek ki, yapılan işin yapılmış olması yeterli değil… Böyle bir durumun olmamasına da dikkat etmek gerekli oluyor.
Bu amelleri, ibadetleri hebâ eden, sevabını iptal eden veya ibadetin kendisini iptal eden, ifsad eden, yok durumuna getiren sebepler nelerdir?.. Bu çok önemli bir konudur, genişçe anlatılması lâzımdır. Birkaç sebebi şöyle:
1. Her ibadetin şartları, farzları vardır. Onları yerine getirmezsen, kabul olmaz.
Misâl: Haccın önemli olan işlerinden birisi Arafat’a çıkmaktır. Adam hacca gitse, “Yâhu, bu sıcakta oraya gidilir mi?.. Hem orada ne binâ, ne de su varmış. Fazla izdihamlı imiş. Üstelik çadırda kalınıyormuş. Ben oraya gitmiyorum!” dese, olmaz. Haccın önemli bir rüknü Arafat’a çıkmak olduğu için, orada vakfe yapmak olduğu için, Arafat’a çıkmayınca hacı olmaz.
–Peki, harcanan paralar boşuna mı gitti?.. Otele, uçağa, girişe yapılan masraf boşa mı gitti?..
–İyi ama, farzını yerine getirmedin, şartını yerine getirmedin!..
Veya tavaf etmiyor. Böyle acâib insanlar çok… Meselâ, ihramın şartı traş olmamak, koku sürünmemek… Herkesin Arafat’ta ihramlı olması gerekiyor. Kıl koparmaması, traş olmaması, koku sürünmemesi lâzım!.. Birisi Arafat’ta çeşmenin başına oturmuş, sabununu fırçasını getirmiş, fırçasını suya banıyor, yüzünü güzel sabunluyor, traş oluyor. Demişler ki:
“–Ne yapıyorsun?..”
“–Traş oluyorum.” demiş.
“–Traş olunmaz, ihramdasın!” demişler.
O da demiş ki:
“–Benim öyle şeye aklım ermez!”
Adam albaymış. Orduda alıştırmışlar onu, her sabah sinekkaydı traş olmaya… Orada da biraz sakalları uzayınca, keyfine aykırı geliyor albayın… Ondan sonra, “Benim aklım öyle şeye ermez!” diyor. Allah böyle yanağı düz, sinekkaydı traş olanı mı sever diye düşünüyor, artık nasılsa; ikaz ettikleri halde, aklı ermediği için traş oluyor. Tabii ki hacı olmaz, ibadeti kabul olmaz, bu kafada olursa… Haccın mânâsını anlayamamış. Hac süslenme yeri değil… Hac, ihtiyacını arzetme yeri, Allah’ın dergâhına yalvarma yeri… Fakirlik, yoksulluk, boyun bükme, ağlama yeri… O onu anlayamamış, süslenecek…
Namaz için de öyle… Bektâşî’ye demişler ki:
“–Erenler, kalkın namaz vakti geldi!”
“–Peki…” demiş uysal adam… Namaz kılmışlar. Ötekisi demiş ki:
“–Yâhu, sen tuvalete gitmiştin, abdest almadın. Kalk namaz kıl dedik; abdestsiz kıldın namazı!..”
O da demiş ki:
“–Dediniz ‘Namaz kıl!’; ben de namaz kıldım. ‘Abdest al!’ deseydiniz, abdest de alırdık.”
Tabii ki, onun namazı olmaz! Çünkü, abdestsiz namaz olmaz. Namazın şartı abdest…
Demek ki, İslâm’ı bilmemiz gerekiyor. “İbadetleri nasıl yaparsak tamam olur? Yapmazsak, neresi eksik kalır? Hangi eksikliği yaptığın zaman, ibadet boşa gidiyor?” Kimisi tamir edilebilir, kimisi de edilemez hatâ oluyor; yerine göre… İşte bunları mutlaka bilmek gerekiyor. Buna fıkıh ilmi diyoruz. İnsanın mutlaka ilmihal mâlûmatına sahib olması, fıkhî bilgiye sahib olması lâzım ki; amelleri işleyip de emeği boşuna gidenlerin durumuna kendisini düşürmesin!..
2. Bu hususta Peygamber SAS diyor ki: “Allah bid’at ehlinin namazını, orucunu, umresini, haccını vesâiresini kabul etmez!” Bid’at ehli oldu mu, kabul etmiyor. Namaz kıldı, oruç tuttu ama, bid’at ehli… O zaman kabul etmiyor.
Bid’at nedir?.. Rasûlüllah SAS’in zamanında olmayan, dinin aslında olmayan bir şeyi, sonradan din diye, dinin bir erkânıymış, usûlüymüş gibi ortaya çıkarmaktır. Bid’at ehli dini bozuyor. Dini Rasûlüllah’ın öğrettiği çerçevesinden çıkartıyor, değiştiriyor.
Onun için, bid’at çok büyük bir günah… Bid’at ehlinin farzını, nafilesini, ibâdet ve tâatını, haccını, umresini, namazını, orucunu, hiç bir şeyini Allah’ın kabul etmediğini Peygamber SAS bildiriyor. O halde insan, nasıl olmalı?.. Bid’atten şiddetle sakınan, Rasûlüllah’ın izinden çok dikkatle giden bir insan olmalı!..
Bid’atler nelerdir? Ne yaparsan bid’at olur? Ne yaprsan bid’at ehli olmaktan kurtulabilirsin?.. Bunları mutlaka bilmen gerekir. Çünkü, kabul olmuyor.
3. Haram lokmayla beslenen insanın ibadetini Allah kabul etmiyor. Haram parayla hacca giden bir insanın haccını kabul etmiyor.
Haram parayla hacca giden bir insan, (Lebbeyk, allahümme lebbeyk…) “Buyur yâ Rabbi! Emrine imtisâlen geliyorum. Sen davet ettin diye o beldeyi ziyaret ediyorum. Emrettin diye hac yapmağa geliyorum. Emrindeyim. Emret, buyur yâ Rabbi!..” diye lebbeyk çekerken; Allah ona, (Lâ lebbeyke ve sa’deyke) “Sana lebbeyk ve sa’deyk yok!..” der. Yâni, kabul etmez, reddeder, koğar dergâhından…
Demek ki, haram parayla hac mümkün değil, haram parayla hayır mümkün değil… Çok önemli!.. Hattâ bazı takvâ ehli insanlar, kendi parası olduğu halde, bu korkudan dolayı, arkadaşından borç para alırmış.
–Bana Allah rızası için üç milyon para verir misin?..
–Veririm.
Çünkü, borç para helâl… kendisi zengin, hacca gidecek durumda; fakat, borç para helâldir diye, arkadaşından borç alıyor.
Haccını helâl parayla yapmak için, borç parayı alır, haccını yaparmış. Gelince de kendi parasından ödermiş. O duruma düşmemek için bir kurnazlık, çâre… Ne yapsın?.. Haram parayla hacca gidip de, ondan sonra, “Senin haccını kabul etmedim, yüzüne çalınsın!” diye bir muameleye mâruz kalmaktansa, böyle düşünerek bir çâre bulmaya çalışmışlar.
Bazı evliyâullahın hayatını anlatıyorlar: Lokmam haram olmasın diye, adamcağız tarlayı kendisi sürermiş. Sürmek değil de bellermiş belki de… Öküze de minnet etmiyor, öküzü de sabana koşmuyor; onun da hakkı geçmesin diye… Tohumunu kendisi atarmış. Kendisi biçermiş, kendisi harmanlarmış. Kendisi eldeğirmeninde buğdayı öğütürmüş. Kendisi hamur yaparmış, kendisi pişirirmiş. Ondan yermiş. Haram olmasın, elimin emeği olsun, helâl minallah olsun diye gayret edermiş.
İbadetlerin boşa gitmemesi için tedbirlerden bir tanesi de budur. Görüyorsunuz, bu şeylerin hiç birisi önemsiz değil… Hepsine bizim de dikkat etmemiz gerekiyor. Yâni, lüzumsuz bir titizlik değil… Gerçek bir nokta, önemli bir nokta…
4. Riyâ ile, ihlâssızlıkla yapılan ibadetleri Allah kabul etmiyor:
(İnnalàhe azze vecelle lâ yukbelu minel ameli illâ mâ kâne lehû hâlisen livechih) “Allah ibadeti, ancak kendi rızâsı için yapılırsa kabul ediyor. İbadet riyâ için, gösteriş için yapılırsa, bu ibadeti kabul etmiyor.”
Bu bölüm, ihlâs bölümü, hadis-i şerif kitaplarında büyük bir bölümdür. Riyâ bölümü de büyük bir bölümdür. Et-Terğîb vet-Terhîb, Buhârî, Tirmizî vs. hangi kitabı açarsanız, bu konularda sayfayarca hadis görürsünüz.
İhlâsla olacak! Yapılan şey ihlâsla olmazsa, sırf Allah rızâsı için olmazsa, gösteriş için olursa, riyâ ile olursa, şöhret için olursa, Allah onu da kabul etmiyor. Riyâ da büyük bir günah… Riyâya gizli şirk denmiş. Adam kendisini müslüman zannediyor, namaz kılıyor, “Lâ ilâhe illalah” diyor ama; içinde şirk-i hafî, gizli şirk var…
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
“–Ben en çok, ümmetimin şirk-i hafîye, gizli şirke düşmesinden korkarım!”
“–Gizli şirk nedir?” diye sorulunca;
“–Riyâdır!” buyuruyor.
Peygamber SAS Arabistan yarımadasını kasdederek diyor ki:
“–Artık şeytan ümidini kesmiştir; bu yarımadada kendisine, puta tapacak insan yoktur. Burada insanları Allah’tan gayriye taptırmaktan, şeytan ümitsizliğe düşmüştür. Artık olmaz diyor. Yalnız, onun bir ümidi vardır: İnsanları riyâya, gizli şirke düşürmek… Çünkü bu, karıncanın adımından daha sessizdir.”
Karınca yürüyünce, burada konuşmayı keserek takır tukur bir şey yürüyor diye korkar mıyız?.. Hiç sesi duyumaz. Karıncanın ayak sesinden daha gizlidir bu şirk-i hafî… Bu şu demek: Çok dikkatli olmalıyız. Aman, işiniz gösteriş olmasın!.. Riyâ, süm’a, şöhret için, reklâm için olmasın!..
Bunların hepsine çok dikkat etmek lâzım!.. Bu da tasavvufla olur. İhlâsı öğrenmek, sırf Allah rızâsı için iş yapmak, riyâdan kurtulmak; o da tasavvufun işi… Görüyorsunuz, namaz kıldım demek, oruç tuttum demek yetmiyor; fevkalâde önemli noktalar var…
5. Kötü huy ve sû-i edeb, edepsizlik de amellerin kabul edilmemesine sebep olur. Adam kötü, şirret, edepsiz, küstah… İşte o zaman ibadeti kabul olmuyor. Meselâ, Rasûlüllah SAS buyuruyor ki:
(El hasedü ye’külül hasenâti kemâ te’külün nârul hatab) “Hased insanın yaptığı iyilikleri kül eder, yakar, bitirir, işe yaramaz hale getirir, sıfıra indirir.” Adam bir hasetçi olmasından dolayı mahvoldu.
Kur’andan misâli:
(Lâ tübtılû sadakàtiküm bil menni vel ezâ) “Verdiğiniz hayırları, paraları, başa kakmak, minnet ettirmek, ezâlandırmak sûretiyle iptal etmeyin, sıfıra indirmeyin!”
Demek ki, adam başa kaktı mı, minnet ettirdi mi, verdiği kimseyi cezâlandırdı mı; işte o zaman sevabı gidiyor.
Bir hadis daha var ki:
(Matlul ganiyyi zulmün) “Zenginin fakiri kapıda bekletmesi, hayrını tehir etmesi, geciktirmesi bile zulümdür.” Şıp diye verecek.
Ne diye fakiri mahv ü perişan ediyorsun?.. Bekle babam bekle, bekle Allah’ım bekle kapısında… Zenginin gönlü olacak da, zekâtın verecek de; bu fukaracık da alacak, çoluk çocuğuna yemek yapacak, yedirecek…
Demek ki, kötü huylar da sevapları iptal ediyor. Bunlar şu anda aklıma gelen şeyler ama, hepsi önemli…
Özetlersek: Fıkıh bilmemek, ibadetlerin şartlarını bilmemek, ibadetlerin kabul olmamasına sebep olur. Adam kendisi uydurarak bid’atçi olursa, ibadetleri kabul olmuyor. Haramla yapıyorsa, kabul olmuyor.
Köroğlu’nu kahraman gibi anlatıyorlar. Gidermiş, zenginlerden döğe döğe alırmış, fakirlere verirmiş… Bunun ibadeti ibadet mi?.. Hayır!.. Komünistler kahraman gibi gösteriyorlar. Haramdan hayır olmaz. Sen adama zulmet, işkence yap, bıçak sok, yarala, ellerini bağla, parasını al; öbür taraftan fukaraya ver…
–Fukaraya niçin veriyorsun?..
–Gönlü hoş olsun diye…
–Peki, bunun gönlünü niye yıkıyorsun?.. Niye buna ezâ veriyorsun?..
Haramla ibadet olmaz!.. Haram, bid’at, fıkıh bilmemek, riyâ, kötü huy amelleri ifsad ediyor. Sevapları kalmıyor, bütün amellerini bunlar iptal ediyor.
Demek ki muhterem kardeşlerim, oturup kalkıp Allah yolunda hizmet edeceğiz!.. Çalışıp çabalayacağız, ama şu şartlara riayet ederek: Riyâ ile değil, Allah rızâsı için… Haram ile değil, helâl ile… Cahillik ile değil, ilim ile… Edepsizlikle değil, nezâketle, tatlılıkla…
Şâirin birini –Neyzen Tevfik’i– anlatıyorlar. Çok güzel ney çalarmış. Mehmed Akif Ersoy’un da ahbabıymış. Fakir adam, bekâr… Pis, pasaklı bir evde oturuyormuş. O kadar pismiş ki… Mehmed Akif’i bir akşam iftara çağırmış. Hanımı, çoluğu çocuğu yok… Elini yıkamış, iftar sofrasına oturacaklar. Artık ne ikram edecekse Mehmed Akif’e, bir şeyler yiyecekler. Elini yıkamış Mehmed Akif… Neyzen Tevfik havlu tuttmuş ve:
“–Al, sil!” demiş.
O da:
“–Yok, silmeyeceğim!” demiş.
“Al, sil!” diye ısrar etmiş. Öbürü yine yok filân demiş. Biraz daha ısrar edince; Mehmed Akif de şair, nükte yönü de var, şaka tarafı var:
“–Silmem, elim kirlenir!” demiş.
Havlu çok kirli tabii…
Bu Neyzen Tevfik, yolda gidiyormuş. Onurlu insan, sanatkâr insan… Birisi arkadan:
“–Üstad bir dakika!..” diye seslenmiş. Dönmüş. “Siz düşürdünüz galibâ, buyrun!” demiş, bir altın vermiş.
Almış; bir adama, bir paraya bakmış:
“–O yere düşen, sizin altın kalbiniz!” demiş.
Yâni, iyi niyetle, güzel bir tarzda vermiş. Darıltacak bir tarzda değil… Kimisi sessizce koyuveriyor cebine… Kimisi sessiz yapıyor, kimisi kimse görmesin diye gece yapıyor.
Evliyâullahtan bir kimse, borçluluğundan dolayı hapse düşmüş. Bu mübarek insanlar borç alırlarmış, ihvânına ziyâfet çekerlermiş. O borcu ödemek için de uğraşırlarmış. Alacaklısı bastırmış. Parasını hemen isteyince, o da verememiş ve hapse düşmüş. Başka bir şehirden de onun hocası, evliyâullahtan başka bir zat geliyor; daha yaşlı… Soruyor:
“–Falanca nerede?..”
“–Hapiste…”
“–Ne suç işledi?”
“–Borcunu ödeyemediği için hapse girdi, suç filân işlemedi.” demişler.
O da borcunu ödeyivermiş; hiç ziyaret etmeden, kendisine görünmeden kalkmış, gitmiş. Adam hapisten çıkartılmış. “Niye çıkartıyorsunuz?” diye sorunca, “Borcunu birisi ödedi.” demişler.
“–Kim ödedi?”
“–Belli değil…”
Neden yapıyor?.. Allah rızâsı için… Niye kendisi görünmüyor?.. “Teşekkür etme zahmetine, minnet altına sokmayayım.” diye… Kalkıp gidiyor. Güzel ahlâk çok hoş şey… Güzel ahlâkı tasavvuftan öğreneceğiz. Jestleri, Allah’ın hoşuna gidecek işleri ve güzel tarzda yapmayı oradan öğreneceğiz.
Şimdi çalışmanın, icraatın, teoride kalmamanın, uygulamada da müslüman olarak yaşamanın; sadece kafamızda nazarî olarak, hayal olarak müslüman değil, hayatımızda ve işlerimizde müslüman olmak; evimizde kocalığımızda, hanımlığımızda müslüman olmak, İslâmî olmak; ticaretimizde müslüman olmak, her şeyimizi düzgün yapmak; arkadaşlarımızla ictimâî, beşerî münâsebetlerimizde müslüman olmak; her şeyi Rasûlüllah’ın sünnetine uygun yapmak gerektiğini anlıyoruz. Bunların hepsi icraat, hepsi önemli… Ama, icraatın kabul olmama tehlikeleri var… Onları öğreneceğiz, onlardan kendimizi koruyacağız.
–İcraat ne kadar? Neler icraat?..
İcraat çok çeşitlidir. Sevap kazanma yolları çok çeşitlidir. Hattâ onun için, evliyâullah tasavvuf kitaplarında yazmışlardır ki, “Allah’ın rızâsını kazanma yolları, insanı Allah’a götüren, kavuşturan yollar, kulların nefesleri sayısı kadardır.” Yâni, o kadar çok…
Allah bazen, bir kanadı kırık kuşu tedâvi ediyorsun diye sever, rahmetine erdirir… Bazen bir kediye eziyet etti diye cehenneme sokar… Hadis-i şerifte var, sahih hadis-i şerif: “Bir kadını Allah cehennemlik eyledi…” Sebebi: Kediyi bir yere kapatmış… Kızmış; ne yaptıysa… Belki ortalığa pislemiştir, belki yırtmıştır, belki tırmalamıştır, belki perdeyi filân yırtmıştır… Ne yaptıysa artık… Kediyi bir yere kapatmış, yemek de vermemiş. Dışarıya çıkmasına da müsaade etmemiş. Kedi orada bağıra bağıra ölmüş.
“Bir kediyi hapsedip ölmesine sebep olduğu için — bir yemek vermediği için; bir de dışarı çıkarsa kuş avlar, av avlar, gıdasını temin eder, ona da müsaade etmediği için– bir kadın bu yüzden cehenneme girdi.” diye bildiriliyor.
Bir kediden ne olacak? Bir sürü kedi var, kedi insan değil ki!.. Sen burda bir kedi öldürsen Avustralya kanunları bir şey yapar mı?.. Yapmaz. Ama, Allah o kediyi öldürmekteki duygudan dolayı, merhametsizlikten dolayı; o kulun zihin yapısının çirkinliğinden dolayı, onu cehennemlik ediyor.
Bununla tam ters, bir aksi misal: Allah bir kötü kadını, bir köpeğe su verdi diye cennetlik ediyor. Hadis-i şerifte var… Kadın düşkün, kötü yola düşmüş, günahkâr bir kadın… Çölde giderken çok susamış, bir su kaynağı bulmuş. Ama, su kaynağı çölün içinde kazılmış bir kuyu… Çöl olduğu için tabii, nerde ip, nerde kova?.. İnmiş kuyuya… Hani böyle tuta tuta iniyorlar ya… Kuyunun dibinde bir iki yudum su içmiş. Çok bir su da değil belki… susuzluğu gitmiş. Yüzünü yıkamış. Yukarı çıkmış kuyudan…
“Yukarıda ağzından dili sarkmış bir köpek gördü.” diyor hadis-i şerifte… Köpek bitmiş, sıcaktan sürünerek geliyor, dili sarkmış. Kadın ona acımış. “Ben nasıl susuzdum! Aşağı indim, suyu içtikten sonra canlandım. Bunun da canı su ister. Dur şuna bir iyilik yapayım!” demiş. Tekrar kuyuya inmiş. Kap yok, kacak yok, kova yok, bakraç yok… Pabucunu çıkarmış, suya daldırmış. Pabucuyla yukarı çıkmış, koymuş köpeğin önüne… Köpek de pabucundan suyu içmiş, susuzluğunu gidermiş.
Peygamber Efendimiz’in hadisinde bu olay zikrediliyor ve “Bundan dolayı, Allah o kadını cennete soktu.” deniliyor.
Bir kediden dolayı bir kadın ceheneme giriyor, bir köpeği sulamaktan dolayı bir kadın cennete giriyor. Yâni, Allah’a makbul gelecek bir işi yaptın mı, cennete giriyorsun. Nitekim, geçen gün de bir başka hadis-i şerifte okumuştuk. Allah bir kulu bir sebepten dolayı mağfiret etti mi, o mağfiret onun cennete girmesine sebep olur. Çok önemli!..
Onun için, hem sevinmemiz lâzım, hem korkmamız lâzım!.. Bir kediye o kadının ezâ ettiği gibi, bizim ezâlarımız yok mudur?.. Allah saklasın, bir sürü ezâlarımız vardır. Çocuğumuza ezâmız, karımıza ezâmız vardır. Kadının kocasına ezâsı vardır. Duyuyorum: Kadın kocasını evine almıyormuş. Avustralya kanunları da müsâit… “Gelmesin evime!..” deyince, gelemiyor. Kadın kaçmış, eve gelmiyor…
Kavga etmiyor mu aileler?.. Ediyorlar… Kadını kocası döğmüyor mu?.. Döğüyor… Çocuklar arasında çeşitli sıkıntılar olmuyor mu?.. Oluyor… İnsanlar arasında çeşitli kavgalar olmuyor mu?.. Oluyor. Sokakta bakıyorsun, yumruk yumruğa girişiyorlar, yaralıyorlar.
Bir gün Süleymâniye Kütüphanesi’nden çıktım. Elimde çanta, geliyorum. Şehzâdebaşı’nda bir kalabalık gördüm. Yavaş yavaş da geliyorum. Zâten akşama kadar çalışmışım, kafam kazan gibi şişmiş… Kalabalık birden bire açıldı. Bir baktım ki, adamın birisi, başı sargıyla bağlı… Herhalde daha önceden yaralanmış. Ama, iri kıyım bir şey… Elinde de bir bıçak var, kasap bıçağı… Böyle elinde bir bıçak bir adam, bir de karşısında bir adam… Delikanlı, ondan daha genç, daha uzun boylu… O da çevik…
Adam bıçakla ötekisinin üzerine hücum etti. Benden uzaktalar… Karşı duvar kadar var… Ben sadece karşıdan manzarasını görüyorum. Bir de baktım, olduğum yere yığılacağım. Heyecandan dizlerimin bağı çözüldü. Çünkü, bir yaralama göreceğim; neticede koca kasap bıçağı hart diye adamın karnına girecek, boynuna gelecek… Neresine gelecekse?.. Yâni, onun heyecanından bir de baktım, ayakta durmağa dermanım kalmamış.
İnsanlar birbirlerini yaralıyorlar, döğüyorlar, sövüyorlar, kırıyorlar… Çeşitli zulümler… Parasını alıyor, vermiyor… Çeşitli haksızlıklar…
Geçen gün evliyâullahın menâkıbında okudum: Güzel giyimli birisi karşıdan geliyormuş. Arabistan’a göre mal iyi, keten kumaş… Makbul, sıcağı geçirmeyen güzel bir şey… Bu tarafta adam bakmış, onu yabancı görmüş. Üzerindeki elbiseleri de beğenmiş.
“–Bana bak! Çıkar bakalım o elbiselerini!..”
Soyacak yâni… Tabii, elbisesi böyle dikimli miydi, harmâniye miydi, çarşaf gibi miydi; nasıldı, bilmiyoruz. “Çıkar elbiselerini!” demiş.
“–Yapma bu işi, en iyisi!..”
“–Yok! Çıkar, canın gider!..”
Şahıs sakin sakin soruyor:
“–İlle olacak mı bu iş?..”
“–Çâre yok, çıkaracaksın!..”
Uzaktan şöyle bir işaret etmiş, hırsızlık yapmak isteyen adamın iki gözü gitmiş. Uzaktan bir işaret, yâni gözüne sokmak değil…
Bir başka zâtın hâlini okuyorum; yine o Hayrünnessâc Rahmetullahi Aleyh… Allah şefâatine erdirsin… Çarşıda çalışmış, dokuma dokumuş, dokuduğunu satmış, parayı almış, kuşağına koymuş, eve getirmiş. Birisi de o parayı görmüş, onun peşine düşmüş. Girmiş eve, almış parayı…
Biraz sonra, kendisi gelmiş kuzu kuzu, adamın karşısına… Eli böyle kapalı, açamıyor. Paralar içinde… Demiş ki: “Ben senin mal sattığını gördüm. Eve girdim, parayı çaldım. İşte elim açılmıyor.” Açmak istiyor ama, açamıyor. Mânevî bir hâl… Dua etmiş, eli açılmış, paraları vermiş. “Haydi git! Bir daha böyle edepsizlik yapma!” demiş.
–İbadetlerin çeşitleri çoktur. Bunların en kıymetlileri, en fazîletlileri hangileridir?.. Hangisiyle meşgul olacağız?..
Neden böyle bir fikir atıyoruz?.. Çünkü, ömür kısa, yapılacak işler çok… Önemliyle meşgul olalım!.. Yâni, “Şu dükkânda çalışırsan, günde on dolar alırsın; şu işte çalışırsan, elli dolar alırsın.” deseler, elli doları tercih eder insan… Aynı zamanda daha çok para kazanacağı tercih eder. Onun için, amellerin, ibadetlerin en hayırlıları, en efdali nelerdir; onları anlamamız ve onlarla meşgul olmamız lâzım!..
Bugünkü derste, iş yapmanın, amel yapmanın gereğini öğrendik, tehlikelerini bildik… Yarın da sağ olursak, hangi ibadetler daha fazîletlidir; onu anlatalım!.. Yâni, hepimiz gidip de kuyudan köpeğe su mu çıkartalım?.. Olmaz! Her şey yerine göre… Yerine ve tam tavına göre… Hangi şey daha sevaplıdır; onu da önümüzdeki derste açıklayacağız.
Bu bilgiler, Allah’ın sevdiği ibadetleri yaparak ömrümüzü geçirmemize vesîle olsun…
S 3. İbadetin faydaları nelerdir ?C 3.İbadetler ruhumuzu yüceltir, bizi kötülüklerden sakındırır, ahlakımızı olgunlaştırır ve en değerli varlığımız olan imanımızı korur. İnsan ibadet sayesinde Allah’a yaklaşır, onun rahmetine sığınırve huzura kavuşur. İbadetin ayrıca bedeni ve sosyal bir çok faydaları da vardır.
S 4. Mükellef kime denir?C 4. Dinin emir ve yasaklarından sorumlu kişilere denir.
S 5. Mükellefin şartları nelerdir?C 5. a) Akıllı olmak, b) Ergenlik çağına gelmek.
S 6. İslamın şartları nelerdir?C 6. a) Kelime-i Şahadet getirmek, b) Namaz kılmak, c) Oruç tutmak, d) Zekat vermek, e) Hacca gitmek.
S 7. Farz nedir?C 7. Farz: Dinimizce yapılması kesinlikle emredilen hü- kümlere denir. Örnek; Namaz kılmak, Oruç, tebliğ…
S 8. Farzın hükmü nedir?C 8. Farz görevini yerine getiren sevap kazanır. Özürsüz yapmayan azabı hak etmiş olur. Farzı inkâr eden Kâfir olur.
S 9. Vacip ve vacibin hükmü nedir?C 9. Farz kadar kesin olmamakla birlikte kuvvetli bir delil ile yapılması emredilen şeydir. Örnek; bayram Namazı…
S10. Sünnet ve sünnetin hükmü nedir?C10. Farz ve vacipten başka Peygamberimizin ibadet niyetiyle yaptığı şeylerdir. Hükmü: Sünneti yapan sevap alır ve Peygamberimizin şefaatini kazanır. Sünneti bile bile terk eden azarlanır.
S11. Mihrab nedir?C11.Camilerde kıble yönünde bulunan ve imamın Namaz kıldırırken durduğu girintili bölüm.
S12. Minber nedir?C12. Camilerde imamın cuma ve bayram hutbelerini okuduğu yüksekçe basamaklı yer.
S13. Kürsü nedir? C13. Camilerde vaaz verilen yüksekçe oturma yeri.
S14. Minare nedir?C14. Camilerin bitişiğinde ezan okumak için yapılan kule şeklindeki yüksek yapı.
S15. Şerefe nedir?C15. Minarelerde çepeçevre ve çıkıntılı olarak yapılan ezan okuma yeri.
C16. Minarelerin tepesinde bulunan hilal (ay) şekli.
S17. Namaz kimlere farzdır?
C17. Müslüman, akıllı, ve ergenlik çağına gelmiş kişilere.
S18. Namazın şartları nelerdir?
C18. 1- Hadesten Taharet: Abdestsizliğin giderilmesi.
2- Necasetten Taharet: Beden, elbise ve Namaz
kılınacak yerdeki pislikleri temizlemek.
3- Setri avret: Erkeklerin göbek ile diz kapağı arasını,
Kadınların el ve yüzü hariç tüm bedenini örtmesi.
4- İstikbal-i Kıble: Namaz kılacak kişinin yüzünü,
kıbleye dönmesi.
5- Vakit: Namazları vakitleri içerisinde kılınması.
6- Niyet: Hangi Namazı kıldığını bilmesi, dil ile
söylemek ise sünnettir.
S19. Mevlid kandili nedir?
C19. Peygamberimizin doğduğu gecedir (Rebiül evvel ayının 12. Gecesi)
S20. Regaib gecesi nedir?
C20. Recep ayının ilk cuma gecesi, yani perşembeyi cumaya bağlayan geceye “Regaib gecesi” dir.
S21. Mirac gecesi nedir?
C21. Peygamberimizin göklere yükseldiği ve Namazın farz kılındığı recep ayının 27. gecesidir.
S22. Berat gecesi nedir?
C22. Şaban ayının 15. Gecesidir. Berat kurtuluş anlamındadır.
Bu geceyi uyanık geçirip günahlardan af dilemeliyiz.
S23. Kadir gecesi nedir?
C23. Bin aydan hayırlı olan Ramazan ayının 27. Gecesidir.
S24. Cuma kimlere farzdır?
C24. a) Erkek olmak, b) Hür olmak, Mukim olmak,
d) Sağlıklı olmak, e) Yürümeye gücü yetmek.
S25. Cuma Namazı kaç rekattır.
C25. Cuma Namazı: On rekattır. 4 rekat ilk sünnet, 2 rekat hutbeden sonra cemaatle kılınan farz,
4 rekat farzdan sonra kılınan son sünnet.
S26. Teravih Namazı kaç rekattır?
C26. Teravih Namazı yatsı Namazından sonra, vitir Nama-zından önce kılınan 20 rekat Namazdır
2′şer rekat veya 4′er rekat olarak kılınır.
S27. Zekàtın tarifi nedir?
C27. Dinin tarif ettiği ölçülere göre zengin olan Müslümanların yılda bir defa malının kırkta birini fakir olan Müslümanlara vermesidir.
S28. Zekàtı kimler verir?
C28. a)Müslüman, b) Akıllı, c) Erginlik çağına gelmiş,
d) Hür, e) Asıl ihtiyaçlarından ve borçlarından başka “nisab” miktarı mala sahip, f) Malının üzerinden bir yıl geçen kimselere zekat farzdır.
S29. Zekàt verilmesi gereken mallar nelerdir?
C29. a) Altın: 80,18gram veya daha fazlası.
b) Gümüş: 560 gram veya fazlası.
c) Para: 80 gr. Altın miktarına eşit para.
d) Ticaret malları: Para ölçüsünde.
e) Koyun ve keçi: 40 taneden fazla.
f) Sığır ve manda: otuz sığır veya manda olursa.
g) Deve: Beş deve ve fazlası.
S30. Zekât verilmesi gerekmeyen mallar nelerdir?
C30. Kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin ihtiyacı olan şeylerden zekât verilmez.
Oturulan ev, ev eşyası, binek arabaları, ticaret için olmayan kitap ve aletler, yiyecek ihtiyaçları.
S31. Zekât kimlere verilir?
C31. a) Fakirler, b) Yoksullar, c) Borçlular, d)Yolda kalanlar, e)Allah yolunda cihad yapan, f) ilim öğrenenler…
S32. Zekât kimlere verilmez?
C32. a) Anne-Baba, büyük Anne, büyük Baba, çocukları, torunlarına.
S33. Fıtır sadakası ne demektir?
C33. Borcundan ve asli ihtiyaçlarından başka en az nisap miktarı mala veya onun değerinde paraya sahip olan Müslüman fıtır sadakakası verir. Fıtır sadakası bayramdan önce verilen bir sadakadır. Çocukların sadakalarını babaları verir.
S34. Fıtır sadakası hangi cins yiyeceklerden verilir?
C34. Buğday = 1460 gr. , Arpa = 2920 gr. , Kuru üzüm = 2920 gr. , Hurma = 2920 gr. ,
veya bunların karşılığı para.
S35. Oruç nedir?
C35. Oruç: Tanyerinin ağarmasından (imsak vaktinden), akşam güneşi batıncaya kadar yemek, içmek ve cinsi ilişkiden uzak durmaktır.
S36. Oruç kimlere farzdır?
C36. Müslüman, akıllı ve ergenlik çağına
girmiş olan kişilere farzdır.
S37. Oruca niyet ne zaman yapılır?
C37. Orucun sahih olması için niyet şarttır. Niyetsiz oruç kabul olmaz.
Ramazan orucuna akşamdan itibarenkuşluk vaktine kadar niyet edilebilir.
S38. Farz olan oruç ne demektir?
C38. Ramazan ayında tutulan oruçtur. Ramazanda tutulamayan orucun kazası ve kefaret oruçları da farzdır.
S39. Vacip olan oruç ne demektir?
C39. Adak oruçları ile bozulan nafile orucu kaza etmek vaciptir.
S40. Sünnet olan oruç ne demektir?
C40. Muharrem ayının 9 ve 10. veya 10 ve 11. günleri oruç tutmak sünnettir.
S41. Müstehab olan oruç ne demektir?
C41. Kameri ayların 13, 14 ve 15. günleri ile haftanın pazartesi ve perşembe günleri ve Ramazandan sonra şevval ayında altı gün.
S42. Kaza orucu ne demektir?
C42. Herhangi bir özürden dolayı tutamadığı oruçları, özürü bittikten sonra herhangi bir günde tutmak.
S43. Kefaret orucu ne demektir?
C43. Özürsüz olarak bozulan Ramazan orucunun yerine altmış gün peşpeşe ara vermeden tutulan ceza orucudur.
S44. Orucu başka zamanda tutmayı mubah kılan özürler nelerdir?
C44. a) Hastalık, b) Yolculuk, c) Ölümle veya zor bir durumla karşı karşıya gelmek, d) Şiddetli açlık ve susuzluk, e)Yaşlılık ve düşkünlük.
S45. Fidye ne demektir?
C45. Fidye: Oruç tutmaya gücü yetmeyen düşkün ve yaşlı kimseler ile iyileşme ümidi olmayan hastalar,Ramazan ayının her günü için fakire bir fidye verirler.
S46. Orucun faydaları nelerdir?
C46. a) Oruç ahlakımızı güzelleştirir, b) İnsanın merhamet ve yardım duygularını geliştirir,
c) İnsana nimetlerin değerini öğretir, d) İnsanı sağlıklı yapar,
e) Sabırlı olmayı öğretir…
S47. Haccın edasının şartları nelerdir?
C47. a) Vücutça sağlıklı olmak, b) Hacca gitmesine bir engel bulunmamak, c) Yol güvenliği olmak,
d) Kadının yanında kocası veya evlenmesi caiz olmayan bir akrabası olmak.
S48. Hac kimlere farzdır?
C48. a) Akıllı olan, b) Erginlik çağına giren, c) Müslüman olan, d) Hür olan, e) Hacca gidip gelinceye kadar kendisinin ve ailesinin geçinebileceği maddi güce sahip olan.
S49. Haccın farzları nelerdir?
C49. a) İhrama girmek, b) Arafat’ta Vakfe durmak, c) Kàbe’yi tavaf etmek.
S50. Kaç çeşit Hac vardır?
C50. a) Haccı İfrad , b) Haccı Temettü , c) Haccı Kıran
S51. Haccı İfrad ne demektir?
C51. Umresiz yapılan Hac demektir. Hacı adayı ihrama girerken sadece Hacca niyet eder ve Hac vazifelerini yerine getirir. İfrad Haccı yapanlara kurban vacip değildir.
S52. Haccı Temettü ne demektir?
C52. Umre ve Haccı ayrı ayrı ihrama girerek yapmaktır Hacı adayı önce umre için ihrama girer, umre vazifesinden sonra, ihramdan çıkar. Günü gelince yeniden ihrama girer Hac vazifesini tamamlar. Kurban kesmek vaciptir.
S53. Haccı Kıran ne demektir?
C53. Umre ve Haccı bir ihramda yapmaktır. Hacı adayı İhrama girerken hem umreye hem de Hacca niyet eder. Önce umreyi sonra Haccı yapar. Kurban kesmek vacip.
S54. İhram nedir?
C54. Hac ve Umre yapacak olan kimsenin diğer zamanlarda helal olan bazı fiil ve davranışları belli bir süre kendisine haram kılmasıdır. (İhram;erkekler için iki parça beyaz havludur. Kadınlar için kendi elbiseleridir,uzunca bir entari şeklinde olursa daha efdaldir.
S55. Umre nedir?
C55. Belirli bir zamana bağlı olmadan usulüne göre ihrama girdikten sonra tavaf etmek, sa’y yapmak ve ihramdan sonra tıraş olmaktan ibarettir. Umre sünnettir belli bir zamanı yoktur.
Arefe ve onu izleyen kurban bayramı günlerinde umre yapılmaz.
S56. Vakfe nedir?
C56. Hacda Arafat ve Müzdelife denilen yerlerde belirli zamanlarda bir süre kalmaktır. Arafat vakfesi farz, müzdelife vakfesi vaciptir.
S57. Tavaf nedir?
C57. Kabe’nin etrafını usulüne göre yedi defa dönmektir.
S58. Sa’y nedir?
C58. Kabe’nin yakınında bulunan Safa ile Merve tepeleri arasında gidip gelmektir.
Bu gelişler, Safa’dan Merveye dört Merve’den Safa’ya üç olmak üzere yedi defadır.
S59. Telbiye nedir?
C59. İhramlı olarak ve yüksek sesle: “Lebbeyk, Allahümme lebbeyk,
lebbeyke la şerike leke lebbeyk, inne’l-hamde ve’nnimete leke ve’lmülk, la şerike lek” demektir.
Sual: Yılbaşı ile Noel hakkında bilgi verir misiniz? Yılbaşı kutlanır mı?
CEVAP
Yılbaşı ile Noel birbirinden farklıdır; fakat Noel kutlamalarının devamı sayılabileceğinden yılbaşı gecesi onlar gibi eğlenmek, çam kesip evi çamla süslemek caiz olmaz. Çünkü bayramlarında onlar gibi eğlenmek, onlara benzemek olur.
Din kitaplarında buyuruluyor ki:
Noel günü ve gecesinde, kâfirlerin paskalya ve yortularında, onlar gibi bayram yapan küfre girer.
Yılbaşı münasebetiyle Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli yerlerinde milyonlarca çam fidanı Noel hurafesi uğruna kesilip yok edilmektedir. Hıristiyan ülkelerde olduğu gibi, Müslüman ülkelerde de bu cinayetler işlenmemeli. Hıristiyanlara benzememek için yılbaşı gecesi hindi yememeli! Yenirse mekruh olur. Birkaç gün sonra yenebilir. Kumar oynamak, tombala çekmek gibi oyunlar ise zaten her zaman caiz değildir. Bu gece, gayrı müslimlere benzemek gayesiyle çeşitli yiyecek, içecek almak da caiz olmaz.
Her zaman ne alınıyorsa onları almakta mahzur yoktur. Bu geceye ayrı bir önem vermemelidir.
Yalnız Hıristiyanların değil, Yahudilerin ve bütün bâtıl dinlerin ibadetlerini yapmak, onlara benzemek olur. Mesela 21 Martı Nevruz Bayramı diyerek kutlamak da böyledir. Kâfirlerin ibadetleri ve çirkin işleri hariç, mubah olan âdetlerini yapmakta mahzur yoktur. Yani onlara benzemiş olunmaz.
Noeli kutlamak asla caiz değildir. Bir zaruret olursa, caiz olur. Mesela devletlerarası protokolde zaruret olduğu için kutlamak caiz olur. Fakat, Noel ile ilgisi olmayan yılbaşında bir Müslümana tebrik kartı yazıp, yeni bir yılın insanlık için, Müslümanlar için hayırlı olmasını dilemek günah değildir. Yahut, (yeni yılın kutlu olsun) diyene, (seninki de kutlu olsun) demek günah olmaz. Bu inceliği anlamalıdır!
Müslüman her gece neleri yapıyorsa, bu gece de onları yapmalıdır! Sanki mübarek geceymiş gibi mevlid okutmak, sohbetler düzenlemek uygun değildir. Bu gecenin diğer gecelerden farkı yoktur. Bu geceye değer veriyormuş gibi hareket etmek doğru değildir. Müslüman her gece neleri yapıyorsa, bu gece de onları yapmalıdır!
Sual: Hıristiyanlar, Hazret-i İsa’nın yılbaşında geleceğine inandıkları için mi yılbaşını kutluyorlar?
CEVAP
Hıristiyanların, Hazret-i İsa’nın yılbaşında geleceğine dair bir inanışları yoktur. Onlar Hazret-i İsa’nın çarmıhtan öldüğüne inanırlar. (İnsanları günahtan kurtarmak için Tanrı, oğlu İsa’yı öldürdü) derler. Bazen İsa aleyhisselam için (Oğul Tanrı) bazen de (Tanrı üçtür. Üç tanrı birdir) derler. Bu saçmalıklar da İncillerde yapılan tahrifattan ileri gelmektedir. Hıristiyanların eğlenceleri, Noel Baba dedikleri hayali varlık içindir.
Kur’an-ı kerimde, Nisa suresinin 157 ve 158. âyet-i kerimelerinde, İsa aleyhisselamın öldürülmediği, öldürülen [Çarmıha gerilen] kimsenin başka birisi olduğu, İsa aleyhisselamın göğe kaldırıldığı bildirilmektedir. Al-i İmran suresinin 54. ve 55. âyetleriyle, başka surelerde de bu hususta bilgi vardır. İsa aleyhisselam, Hazret-i Mehdi [ve Deccal] zamanında gökten inecektir. (Mektubat-ı Rabbani c.2, m.67)
Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:
(Ruhum yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, Meryem’in oğlu İsa, adil bir hakem olarak aranıza inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak, İslam’dan başka şeyi kabul etmeyecektir.) [Buhari]
(Vallahi Meryem’in oğlu adil bir hakem olarak inecek, haçı parçalayacak, domuzu öldürecek, kin, nefret ve haset ortadan kalkacaktır.) [Müslim]
(İsa inecek, İslamiyet yolunda savaşacaktır. Onun zamanında Allahü teâlâ, müslümanlardan başka herkesi helak edecektir. Deccal da helak olacaktır. İsa, kırk yıl yeryüzünde yaşayacak, sonra ölecektir. Cenazesini müslümanlar kaldıracaktır.) [Ebu Davud]
(İsa benim yanıma gömülecektir.) [Tirmizi]
[AÇIKLAMA: Hadis-i şeriflerde geçen, Domuzu öldürecek demek, domuz avına çıkacak demek değildir. "Domuz eti yemeyi yasaklayacak" demektir. Haçı kıracak, yani Hıristiyanlığı kaldıracaktır. Başka bir hadis-i şerifte (Mizmarları kıracak) buyurulmuştur. Yani her çeşit çalgıyı yasak edecektir.]
Sual: Miladi yılbaşında tebrik kartı satmak caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Yılbaşında hıristiyanlara tebrik kartı yazmak caiz mi?
CEVAP
Yılbaşı için caiz, Noel için caiz değildir.
Sual: Bir hıristiyan Noel gününde, öncesinde veya sonrasında Noel maksadı ile bir müslümana (arkadaşına veya akrabasına) hediye verse, bu müslümanın bu hediyeyi alması ve kullanması caiz olur mu?
CEVAP
Noel maksadı ile verilmez yılbaşı maksadı ile verilmiştir. Noele saygı gösteren kâfir olur.
Verilen hediyenin mahzuru olmaz. Yiyecek ise yılbaşından iki üç gün sonra yenebilir.
Sual: Yılbaşında bazı aileler evlerinde TV izleyip, aile efradlarıyla oturup vakit geçiriyorlar, yiyip içiyorlar. Bunlardan haram işleyenlerin (mesela içki içen oynayıp zıplayan, piyango çeken, tombala oynayan falan) kâfir olma tehlikesi var mıdır? Bunları yapmadan normal aile görüşmelerini bu güne denk getirmenin bir mahzuru olur mu?
CEVAP
Kâfir olmak, niyete bağlıdır. Kâfirlerin Noelini kutlamak niyetiyle ise küfür olur. Yılbaşı eğlencesi şeklinde olursa küfür olmaz. Elbette içki, kumar ise zaten haramdır.
Sual: Yılbaşını yeni yıl geldi diye kutlayan, hediyeleşen, sevinen Müslüman kâfir olur mu?
CEVAP
Niyetleri önemli, yeni bir yıl geldi diye sevinip hediyeleşirlerse küfür olmaz.
Sual: Bir başkasının bu geceye özel olarak pişirdiği mubah yemekleri (hindi gibi) yemek uygun mu?
CEVAP
Özel yiyecekleri o gece yemek mekruh olur. Birkaç gün sonra yemekte mahzur olmaz.
Sual: Hicri şemsi ve kameri yılbaşı ne zaman başladı?
CEVAP
16 Temmuz 622 de başladı. 1 Muharrem yılbaşı oldu. Hicri şemsi yılbaşı ise 20 Eylül 622 dir.
Her sene 1 Muharrem müslümanların yılbaşı günüdür.
Sual: Kâfirleri taklit etmek nasıl olur?
CEVAP
Kâfirlere ibadette benzemek haram veya küfürdür. Ama âdetlerde benzemek caizdir. Uçağa, trene, arabaya binmek, pantolon giymek caizdir. Peygamber efendimiz papaz ayakkabısı, Rum cübbesi giymiştir. Kâfirin dinine benzemek caiz olmaz, haç takmak, zünnar takmak gibi. Noeli kutlamak caiz değildir. Ama yılbaşı farklıdır. Noeli kutlayan kâfir olur. Yılbaşında birisine yeni yılın kutlu olsun, yeni yılın müslümanlara hayır ve bereket getirsin demek caizdir. Herkes için yeni bir yıldır. Noel ise hem herkes için değil, hem de Hıristiyanların bayram günüdür.
Sual: Yeni yıl için e-mailler geliyor. Acaba bunlara ne ile mukabele etmeliyiz?
CEVAP
Yeni yılı kutlamak caiz. Sizin de yeni yılınız hayırlara vesile olsun gibi bir ifade kullanmak caizdir.
1.712 Görüntülenme
Hiç Görülmemiş Titanic Resimleri ! Titanic İle İlgili Merak Edilen Herşey !
Cuma, Eylül 4, 2009 7:17 İlk Yorumu Sen Yazmak İster misin?Titanic resimleri,Titanic ile ilgili bilinmeyenler,Titanic ile ilgili herşey…
1912 yılında buzdağına çarparak batan Titanic‘i bulmak için uzun yıllar araştırmalar yapıldı..
(daha fazla…)
4.449 Görüntülenme


