Etiket ‘islam’
Kuran-ı Kerim İle ilgili Ayetler ve Hadîsi Şerîf ‘ler
Çarşamba, Şubat 24, 2010 15:55 İlk Yorumu Sen Yazmak İster misin?Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerim ile ilgili Ayet ve Hadisler ;
Ebû Hüreyre Hazretleri’nin, Kur’an okuyanların kazanacağı mânevî derecelerle ilgili olarak Peygamber Efendimiz’den rivayet ettiği şu hadîsi şerîf, mü’min gönüllerin heyecanla tutuşmasına vesile olacak güzelliktedir: “Kıyamet gününde Kur’an-ı Kerîm gelecek ve Allah Teâlâ’ya: ‘Yâ Rabbî! Kur’an okuyan kimseyi şeref süsüyle süsle!’ diyecek; bunun üzerine Kur’an okuyan kimse şerefle süslenecek.Yine Kur’an-ı Kerîm: ‘Allah’ım! Ona şeref elbisesi giydir!’ diyecek; hemen o zâta elbiselerin en değerlisi giydirilecek. Sonra Kur’an: ‘Rabb’im! Ona şeref tacı giydir!’ diye niyâz edecek; o kimseye şeref tacı giydirilecek. Sonunda Kur’an-ı Kerîm: ‘Yâ Rabbî! O kulundan razı ve hoşnut ol! Senin hoşnutluğundan üstün bir şey yoktur.’ diyerek Kur’an okuyan kimseyi mânevî mertebelerin en yükseğine ulaştıracak (Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’an 18; Dârimî, Fezâilü’l-Kur’an 1).
Yüce Kitab’ımızın, kendisini okuyanlara kazandırdığı güzelliklerin haddi hesabı yoktur. Mahşerde, güneşin tepeye dikildiği, herkesin kan ter içinde çırpındığı o dehşetli saatlerde, Kur’an’ın, kendisini okuyan ve buyruklarına göre yaşayan kimselere sağlayacağı büyük imkândan söz eden Efendimiz (sas) şöyle buyuruyor: “Kıyamet gününde, Kur’an-ı Kerîm ile Onun buyruklarını tutup yasaklarından kaçan mü’minler ortaya getirilecekler. Kur’an’ın önünde en uzun iki sûresi, Bakara ile Âl-i İmrân bulunacak. O sırada bu iki sûre, iki bulut gibi görünecek veya aralarında bir nur bulunan iki siyah gölgeliği andıracaklar, yahut bu iki sûre, kıyamet gününde sahiplerini savunmak üzere saf bağlayıp kanat germiş iki kuş sürüsü gibi gelecekler.” (Müslim, Müsâfirîn 253; Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’an 5).
Herkesin bir kurtarıcı beklediği mahşerin o dayanılmaz vakitlerinde Kur’an-ı Kerîm’in bir şefaatçi olarak ortaya çıkması ve kendisini okuyup ona göre yaşayanların elinden tutması, Allah’ım, ne güzel bir imkândır.
Kur’an öğrenmeyi geciktirmeyin!
Soru: “Önce, hayatımı düzelteyim, sonra Kur’an-ı Kerim’i öğrenirim diyorum. Bu doğru bir düşünce mi?”
Kur’an öğrenmeme yönündeki bu tarz mazeretleri nefis ve şeytan fısıldıyor. Halbuki yaşantımız ayrı, Kur’an-ı Kerim öğrenmek ayrı bir şeydir. Belki çevremiz bunu yadırgayacaktır; ama önemli olan çevremiz değil bizim Allah’la (cc) olan irtibatımızdır. Yarına çıkacak garantimiz var mı?
Kur’ân’ı okumak, mânâsı üzerinde düşünmek ve tefekkür etmek, onu ezberlemek, namazda kıraat etmek ibâdettir. Kur’ân’ı doğru yorumlamak ibâdettir. Kur’ân’ı anlamak ibâdettir. Kur’ân’ı öğrenmek ibadettir. Kur’ân’ı yaşamak ibâdettir. Kur’ân’ın doğru yorumları olan tefsirlerini mütalâa etmek ibâdettir. Kur’ân’ı hatim niyetiyle baştan sona okumak, bitirip yeniden başlamak, okudukça tefekkürü artırmak, okudukça feyiz almak, okudukça kulluğun sırrına ermek, ibâdetin inceliğine vâkıf olmak ibâdettir. Kur’ân ile A’dan Z’ye meşgul olmak ibâdettir.
Kur’ân, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin ifâdesiyle yerin ve göğün sahibi olan Allah’ın tenezzül buyurup bizimle konuşmasıdır.(Şuâlar, s. 115.) Kur’ân Arş-ı Azam’dan, İsm-i Azam’dan, her ismin en büyük mertebesinden gelmiş; bütün âlemlerin Rabb’i unvanıyla Allah’ın kelâmıdır; bütün mevcûdatın İlâhı sıfatıyla Allah’ın fermanıdır; bütün semâvât ve arzın Hâlık’ı nâmına insanlara teveccüh buyurularak söylenmiş bir hitaptır, bir mükâlemedir, bir konuşmadır, bir ezelî hutbedir, Rabb-i Rahîm’in yüksek bir iltifâtıdır. (İşârâtü’l-İ’câz, S.15.)
Bundandır ki, namaz Kur’ân’la mümkündür, niyâz Kur’ân’la mümkündür, duâ Kur’ân’la mümkündür.
Bundandır ki, namazda Kur’ân okumak farzdır. Kur’ân’sız namaz sahih değildir. Çünkü Kur’ân, Allah’ın Kelâm sıfatından gelmiş ve halîfe-i rûy-i zemîn vasfıyla ve insan olarak bizim omuzlarımıza yüklenmiş en mukaddes, en muazzez, en temiz, en pâk, en kıymetli ve en mânâlı bir emânet-i İlâhî’dir. Bu emânete sahip olmak, kimliğimizi kavramak, nereden gelip nereye gideceğimizi öğrenmek, bu dünyâdaki vazîfemizi benimsemek ve buna göre davranış geliştirmek ancak Kur’ân’ı okumak ve öğrenmekle mümkündür. Cenâb-ı Hakk’ın, “Kur’ân’ı tane tane, açık açık oku!”(Müzzemmil Sûresi, 73/4.) emri kulaklarımızda çınlamalıdır.
* Hazret-i Âişe (ra) validemiz anlatır: Resûlullah Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: “Kur’ân’ı mâhir olarak (mahrecini, tecvidini, sesini, kıraatini bilerek) okuyan, şerefli, itaatkâr elçiler olan meleklerle berâberdir. Kur’ân’ı kendisine zor geldiği halde kekeleyerek okuyan kimseye ise iki kat sevap vardır.”(Riyâzü’s-Sâlihîn, 991.)
* Berâ b. Âzib (ra) diyor ki: Üseyd b. Hudayr (ra) iki uzun iple atını bağlamış, evinde Kehf Sûresini okuyordu. Okuyup dururken, üzerinde bir bulut peyda oldu, bulut yaklaştıkça yaklaştı. Nihâyet at ürktü, deprenmeye başladı! Üseyd: “Yâ Rab, âfetten emîn kıl!” diye duâ etmeye başladı. Sabah olduğunda Peygamber Efendimiz’e (asm) geldi ve bu hâli anlattı. Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm): “Oku ey adam! Durma oku! Bu tecellî sekînedir (sekînet, vakar ve rahmet yüklü ruhlar ve melekler). Kur’ân’ı dinlemek için, Kur’ân’a hürmeten inmiştir” buyurdu.(Buhârî, 9/ 306.)
Çocuklarımıza Allah kelâmını öğretebileceğimiz, öğrenmelerine kapı açabileceğimiz, yardımcı olabileceğimiz altın günlerin içinde bulunuyoruz. Çocuklarımız, kendi Yaratıcılarının öz kelâmıyla bire bir muhatap olsunlar; okusunlar, öğrensinler.
Câmilerimiz, Kur’ân Kurslarımız, dershanelerimiz hizmete hazır. Birbirinden değerli gönüllü Kur’ân öğreticilerimiz çocuklarımızı altın kalpleriyle kucaklayacaklar. Yeter ki biz gönderelim, ihmal etmeyelim, ilgimizi eksik etmeyelim.
Yarın mahşerde, “Annem veya babam bana dînimi öğretmedi, Kur’ân’ı öğretmedi. Allah’ım, senin kelâmını öğretmedi” şikâyeti bizi mahcup eder. Mahşerin mahcubiyeti bizi perişan eder.
Spor kursuna, resim kursuna, yüzme kursuna, müzik kursuna, tiyatro kursuna zaman ayırıp imkân bulduğumuz gibi; daha bir ihtimamla Kur’ân kursunu da ihmal etmemeliyiz. Aksi takdirde yalnız mahşerde değil; dünyada bile zarar etmiş oluruz.
Öyleyse, buyurun; Kur’ân öğrenmeyi ve öğretmeyi bir seferberlik haline getirelim.
KUR’AN-I KERİM ÂYETLERİNDE KUR’AN’IN FAZÎLETİ
1- “Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar (belli vakitlerde) namaz kıl; bir de sabah namazını. Çünkü sabah namazı şahitlidir. Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir nafile olmak üzere namaz kıl. (Böylece) Rabbinin, seni, övgüye değer bir makama göndereceğini umabilirsin” (İsrâ, 78, 79).
2- “O kitap (Kur’ân); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir” (Bakara, 2).
3- “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’ân’ın indirildiği aydır” (Bakara, 185).
4- “Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik” (Nisâ 174).
5- “Gerçekten size Allah’tan bir nur, apaçık bir kitap geldi. Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir” (Mâide 15, 16).
6- “Bu (Kur’ân), Ümmü’l-Kurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır. Ahirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını hakkıyla kılmaya devam ederler” (En’âm, 92).
7- “İşte bu (Kur’ân), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve Allah’tan korkun ki size merhamet edilsin” (En’âm, 155).
8- “Gerçekten onlara, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olarak, ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik” (A’râf, 52).
9- “Kitab’a sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte biz böyle iyiliğe çalışanların ecrini zayi etmeyiz” (A’râf, 170).
10- “Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin” (Arâf, 204).
11- “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir. De ki: Ancak Allah’ın lûtfuf ve rahmetiyle, işte bunlarla sevinsinler. Bu onların (dünya malı
olarak) topladıklarından daha hayırlıdır” (Yunus, 57, 58).
12- “Elif. Lâm. Râ. (Bu Kur’an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır” (İbrahim, 1).
13- “Biz, Kur’an okunduğu zaman, seninle ahirete inanmayanların arasına gizleyici bir örtü çekeriz. Ayrıca, onu anlamamaları için kalplerine bir kapalılık ve kulaklarına bir ağırlık veririz. Sen, Kur’an’da Rabbinin
birliğini yadettiğinde onlar, canları sıkılmış bir vaziyette, gerisingeri dönüp giderler” (İsrâ, 45, 46).
14- “Biz, Kur’an’dan öyle birşey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır” (İsrâ, 82).
15- “Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu Kitab’ın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri hem de
gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitab, Allah’ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz” (Zümer, 23).
16- “İşte böylece sana da emrimizle Kur’ân’ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin” (Şûrâ, 52).
17- “Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz” (Haşr, 21).
18- “Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır” (Kadr, 1, 2, 3).
19 – “İşte o apaçık delil Allah tarafından gönderilen ve en doğru hükümleri hâvî tertemiz sahifeleri okuyan bir elçidir” (Beyyine, 2, 3).
20- “Kur’an’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız” (Hicr, 9).-
HADİSLERDE KUR’ÂN-I KERİM’İN FAZÎLETİ
1- Müslim’de rivayet edilen bir hadiste; Ebu Umame (r.a)’den, Resulullah (s.a.v)’ın şöyle dediği rivayet olunmuştur: “Kur’an’ı öğreniniz. Şüphesiz o, kıyamet günü ehlin için çok iyi bir şefaatçı olacaktır.”
2- En-Nevvas b. Sem’an (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber’i şöyle derken duydum. “Kıyamet günü Kur’an-ı Kerim ve bu dünyada onunla amel edenler getirilirler. Önlerinde de kendilerini arkadaş edinenleri savunan Bakara ve Âl-i İmrân sûreleri bulunur” (Müslim).
3- Buhârî’de rivayet edilen bir hadiste; Osman İbn Affan (r.a)’dan, Resûlullah (s.a.v)’ın şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Aranızda en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.”
4- Hz. Aişe (r.anha) anlatıyor: Hz Peygamber (s.a.v): “Kur’an’ı okumak kendisine zor geldiği halde onu takılarak okuyana iki sevap vardır” buyurmuştur (Buhârî, Müslim).
5- Ebu Musa el-Eş’arî ( r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kur’an okuyan ve okuduğuyla amel eden mü’minin örneği, tadı güzel kokusu güzel turunç meyvesi gibidir. Kur’an okumayan, ancak onunla amel eden mü’minin örneği de tadı güzel ancak kokusu olmayan ham hurma gibidir. Kur’an’ı okuyan münâfığın durumu ise kokusu güzel tadı buruk reyhâne otu gibidir. Kur’an’ı okumayan münâfığın durumu ise kokusu olmyan, tadı da buruk olan acı yaban keleği gibidir”( Buhârî, Müslim ).
6- Hz. Ömer (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) “Allah Teâlâ bu Kur’an’la bazı kavimleri yüceltir bazılarını da batırır” buyurmaktadır (Buhârî, Müslim).
7- Müttefakun aleyh olan bir hadiste, İbn Ömer (r.a)’den Allah Rasûlü’nün şöyle dediği rivayet olunmuştur. “Haset (gıpta veya imrenme) sadece iki yerde olur. Biri Allah’ın kendisine Kur’an öğrenmeyi nasip ettiği kimsedir ki, onu gece gündüz okur, kendisini işiten komşusu: “Keşke komşuma verilen Kur’an nimeti bana da verilseydi de, gereği ile amel ettiği gibi ben de etseydim!” der. Diğeri de, Allahın kendisine mal verdiği kimsedir ki, onu hak yolda sarfeder. Bunu gören diğer biri: “Keşke şu hayırsever kişiye verilen mal gibi bana da verilseydi de, onun yaptığı gibi ben de hayır yapabilseydim!” diye imrenir.
8- el-Berâ b. Âzib (r.a) anlatıyor: Sahabilerden biri atı yanında iple bağlı olduğu halde Kehf Sûresi’ni okumaya başlar. Derken bir bulut çıkar ve sahabinin üzerine çökmeye yönelir. Hatta atı bu buluttan ürkmeye başlar. Sahabi sabah olunca Hz. Peygamber (s.a.v)’e gelip durumu anlatır. Hz.Peygamber (s.a.v): “O Kur’an için inmiş huzur bulutudur” buyurur (Buhârî, Müslim).
9- İbni Abbas (r.a) anlatıyor: Hz.Peygamber ( s.a.v): “İçinde Kur’an’dan bir şey bulunmayan kişi harabe ev gibidir” buyurmuştur (Hadis hasen-sahîhtir; Tirmizî).
10- Tirmizî’nin hasen ve sahih diye vasıflandırdığı, Ebu Davud’un da rivayet ettiği bir hadiste Abdullah b. Amr b. el-Âs ( r.a)’ın nakline göre Hz.Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kur’an ehline; Kur’an’ı oku ve yüksel, Kur’an’ı tıpkı dünyada okuduğun gibi tane tane tertil üzere oku, zira senin rütben, okuyacağın son âyetin yakınındadır” denilecektir.
11- Sahîh-i Müslim’de, Ukbe b. Âmir (r.a)’den şöyle bir hadis rivayet edilmiştir: “Biz, Suffa’da iken Resûlullah (s.a.v) dışarı çıkıp: “Günah işlemeksizin ve akrabalık bağını koparmaksızın Buthan’a yahut Akik’a kadar gidip oradan iri hörgüçlü iki deve getirmeyi hanginiz ister?” diye sordu. “Ya Resûlallah! Biz bunu isteriz” dedik. “Öyle ise sizden herhangi biri mescide gider de celil ve aziz olan Allah’ın kitabından iki âyet öğrenir yahut okursa bunlar onun için iki deveden daha hayırlıdır. Üç âyet onun için dört deveden daha hayırlıdır. Bu âyetlerin sayıları arttıkça, o kadar deveden daha hayırlıdır.”
12- İbn Mes’ud (r.a) Hz. Peygamber (s.a.v)’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Bir kavme, Allah’ın kitabını en iyi okuyanları imamlık eder” (Müslim).
13- Câbir b. Abdullah (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber, Uhud’da öldürülenlerden iki kişiyi biraraya getirdikten sonra: “Bunlardan hangisi Kur’an’la daha fazla haşır neşirdi?” diye sorar; birine işaret edilldiği takdirde, önce onun defin işlemini yapardı (Buhârî-Tirmizî, Nesaî, İbn Mâce).
14- İmrân İbn Husayn (r.a) anlatıyor: Bana Kur’an okuyan bir kadın uğradı, okudu sonra karşılık istedi ardından da bu isteğini geri alarak şöyle dedi: Hz.Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: “Kim Kur’an okursa karşılığını Allah’dan istesin. Bir zaman gelecek insanlar Kur’an okuyacaklar da karşılığını insanlardan isteyecekler” (Hadis hasendir, Tirmizî)
15- İbn-i Mes’ud ( r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) “Allah’ın kitabından bir harf okuyanın, okuduğu harfe karşılık sevabı vardır. Bir iyilik on katıyla değerlendirilir. Elif, Lâm, Mîm bir harftir demiyorum. Elif de harftir, lâm da harftir, mim de harftir” buyurmaktadır (Hadis hasen-sahîhtir, Tirmizî ).
660 Görüntülenme
Tevbe İle İlgili Seçme Hadisler !
Pazartesi, Kasım 23, 2009 16:10 İlk Yorumu Sen Yazmak İster misin?Hadis-i Şerifler- Tövbe etmek,Tevbe Etmek,Tevbe İle İlgili Hadis,Hadisler..
وعَنْ أبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ : « وَاللَّهِ إِنِّي َلأَسْتَغْفِرُ الله َ، وَأَتُوبُ إِلَيْهِ ، فِي الْيَوْمِ ، أَكْثَرَ مِنْ سَبْعِينَ مَرَّةً » رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ
Ebû Hureyre radıyallahu anh, kâinat onun yüzü suyu hürmetine yaratılan Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururlarken işittiğini söylemiştir:
“Allah’a yemin ederim ki ben her gün yetmiş defadan fazla O’ndan af diliyor ve O’na tövbe ediyorum.”
(Buhârî, Daavât 3. Ayrıca bk. Tirmizî, Tefsîru sûre (47) İbni Mâce, Edeb 57)
وَعَنِ الأَغَرِّ بْنِ يَسَارِ المُزَنِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : « يَا أَيُّهَا النَّاسُ تُوبُوا إِلَى اللَّهِ وَاسْتغْفِرُوهُ فَإِنِّي أَتُوبُ فِي اليَوْمِ مِائَةَ مَرَّةٍ.» رَوَاهُ مُسْلِمٌ
Eğarr İbni Yesâr el-Müzenî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, İnsanlığın İftihar Tablosu Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
“Ey insanlar! Allah’a tövbe edip O’ndan af dileyiniz. Zira ben günde yüz defa tövbe ediyorum.”
(Müslim, Zikir 42. Ayrıca Ebû Dâvûd, Vitir 26; İbni Mâce, Edeb 57)
وَعَنْ أبِي حَمْزَةَ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ الأَنْصَارِيِّ خَادِمِ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : لَلَّهُ أَفْرَحُ بِتَوْبَةِ عَبْدِهِ مِنْ أَحَدِكُمْ سَقَطَ عَلَى بَعِيرِهِ وَقَدْ أَضَلَّهُ فِي أَرْضٍ فَلاَةٍ)) مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in hizmetkârı olan Ebû Hamza Enes İbni Mâlik el-Ensârî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, İki cihan saadetinin vesilesi Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
“Issız bir çölde yolculuk yaparken devesi kaçıp kendisi ortada kalmış ve sonra ummadığı bir anda devesini karşısında buluvermiş birinin sevincini düşünün.. İşte kulunun tevbe etmesi karşısında Yüce Allah’ın (kendi şânına uygun) memnuniyet ve hoşnutluğu, diğeriyle kıyaslanmayacak derecede fazladır.”
(Buhârî, Daavât 4; Müslim, Tevbe 1, 7, 8 )
وَ فِي رِوَايَةٍ لِمُسْلِمٍ: لَلَّهُ أَشَدُّ فَرَحًا بِتَوْبَةِ عَبْدِهِ حِينَ يَتُوبُ إِلَيْهِ مِنْ أَحَدِكُمْ كَانَ عَلَى رَاحِلَتِهِ بِأَرْضٍِ فَلاَةٍ فَانْفَلَتَتْ مِنْهُ وَعَلَيْهَا طَعَامُهُ وَشَرَابُهُ فَأَيِسَ مِنْهَا فَأَتَى شَجَرَةً فَاضْطَجَعَ فِي ظِلِّهَا قَدْ أَيِسَ مِنْ رَاحِلَتِهِ فَبَيْنَا هُوَ كَذَلِكَ إِذَا هُوَ بِهَا قَائِمَةً عِنْدَهُ فَأَخَذَ بِخِطَامِهَا ثُمَّ قَالَ مِنْ شِدَّةِ الْفَرَحِ اللَّهُمَّ أَنْتَ عَبْدِي وَأَنَا رَبُّكَ ,أَخْطَأَ مِنْ شِدَّةِ الْفَرَحِ
Müslim’in başka bir rivayeti de şöyledir:
“Herhangi birinizin tevbesinden dolayı Allah’ın duyduğu hoşnutluk ıssız çölde giderken üzerindeki yiyecek ve içeceği ile birlikte devesini kaybetmiş ve tüm ümitlerini de yitirmiş halde bir ağacın gölgesine uzanıp yatan, derken devesinin yanına dikiliverdiğini gören ve yularına yapışarak aşırı sevin-cinden dolayı ne söylediğini bilmeyerek Allah’ım sen benim Rabbim ben de senin kulunum diyeceği yerde, sen benim kulumsun ben de senin Rabbinim diyen kimsenin sevincinden çok daha fazladır.”
(Müslim, Tevbe 7)
وَعَنْ أبِي مُوسَى عَبْدِ اللَّهِ بنِ قَيْسٍ الأَشْعَرِيِّ ، رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ ، عََنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: « إِنَّ اللهَ تَعَالَى يَبْسُطُ يَدَهُ بِاللَّيْلِ لِيَتُوبَ مُسِيءُ النَّهَارِ وَيبْسُطُ يَدهُ بالنَّهَارِ لِيَتُوبَ مُسِيءُ اللَّيْلِ حتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِن مغْرِبِها » رَوَاهُ مُسْلِمٌ
Ebû Mûsâ el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
“Gündüz günah işleyenin tövbe edebilmesi için geceleyin Yüce Allah elini açar (tövbesi ertesi güne kalmasın diye tövbe kapısını açık bırakır). Gecenin günahkârı tövbe edebilsin diye de gündüzleyin elini açar (sonraya kalmasın diye tövbe kapısını açık bırakır). Güneş battığı yerden doğuncaya (kıyamet ânına) kadar bu böyle devam edip gider.”
(Müslim, Tevbe 31)
وَعَنْ أبِي هُرَيْرةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : « مَنْ تَابَ قَبْلَ أَنْ تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِنْ مَغْرِبِهَا تَابَ اللهُ عَلَيْه » رَوَاهُ مُسْلِمٌ
Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Hazreti Ahmed ü Mahmud u Muhammed Mustafa Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
“Kim Güneş batıdan doğmadıkça tövbe ederse, Yüce Allah onun tövbesini kabul eder.”
وعَنْ أبِي عَبْدِ الرَّحْمنِ عَبْدِ اللَّهِ بنِ عُمرَ بْنِ الخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا عَنِ النَّبيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِنَّ اللهَ عزَّ وجَلَّ يَقْبَلُ تَوْبَةَ الْعبْدِ مَالَمْ يُغَرْغِرْ» رَوَاهُ التِّرْمِذِي وقَالَ: حدِيثٌ حسنٌ
Abdullah İbni Ömer İbni’l-Hattâb radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Nebiler Serveri Resûl-i Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
“Bir kul can çekişmeye başlamadıkça, Yüce Allah onun tövbesini kabul eder.”
(Tirmizî, Daavât 98. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 30)
وَعَنِ ابْنِ عَبَّاس وأنَسٍ بْنِ مَالِكٍ رَضِي الله عنْهُمْ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ : « لَوْ أَنَّ ِلابْنِ آدَمَ وَادِياً مِنْ ذَهَبٍ أَحَبَّ أَنْ يَكُونَ لَهُ وَادِيَانِ ، وَلَنْ يَمْلَأَ فَاهُ إِلاَّ التُّرَابُ ، وَيَتُوبُ اللَّهُ عَلَى مَنْ تَابَ » مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ
İbni Abbas ve Enes İbni Mâlik radıyallahu anhüm’den rivayet edildiğine göre, Mirac Şehsuvarı Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
“İnsanoğlunun bir vadi altını dahi olsa, bir ikincisini ister. Onun gözünü neticede sadece bir avuç toprak dolduracaktır (hırs ve emellerinin sonu yoktur). Neyse ki Allah, (bu ihtiraslardan) tövbe edenin tövbesini kabul ediyor.”
(Buhârî, Rikak 10; Müslim, Zekât 116-119. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 27, Menâkıb 32, 64; İbni Mâce, Zühd 27)
585 Görüntülenme
Bu Gece Beraat Kandili ! 5 Ağustos 2009 Çarşamba
Çarşamba, Ağustos 5, 2009 3:19 İlk Yorumu Sen Yazmak İster misin?Beraat Kandiliniz Kutlu Olsun..
5 Ağustos 2009 Çarşamba gününü Perşembe’ye bağlayan yani bu gece Berat Kandilini idrak edeceğiz İnşaallah..
Kurtuluş, af ve arınma gibi anlamlara gelen, ayrıca Mübarek Ramazan Ayının da bir müjdecisi olan Berat gecesi, inananlara, kulluk bilinci ve hesap verme şuuruyla suç ve yanlışlardan kaçınmaları, günahlardan arınmaları ve Yüce Yaratıcı’nın sonsuz rahmet ve merhametine iltica etmeleri gerektiğini bir kere daha hatırlatır.
Beraat Kandiliniz Kutlu Olsun..
En Güzel Beraat Kandili Mesajları İçin ; TIKLAYINIZ
265 Görüntülenme
Mübarek ”Kadir Gecesi” Hakkında !
Salı, Ağustos 4, 2009 8:43 3 YorumBin Ay’dan daha hayırlı olan Kadir Gecesi hakkında..
Cenabı Hak Kuranı Kerimde Kadir Gecesi Hakkında Kullarına Şöyle Buyurmuştur..
Şüphesizki Kuranı Kerimi Kadir gecesinde biz indirdik. Ey habibim Kadir gecesi nedir , bilirmisin ? Kadir gecesi diğer bin aydan Daha Hayırlıdır. Bu gece melekler ve Ruhul Kudus Rablerinin izniyle her işten peyderpey yeryüzüne inerler . O gece fecrin doğuşuna kadar selamettir… (Kadir Suresi )
Kadir kelimesinin Lügat manası güç getirmek , hüküm ve kaza , şeref ve azamet ,tazyik demektir.Bu manalara göre müfessirler Kadir Gecesini şu vehiclerle tefsir etmişlerdir…
1- Takdiri ilahide hükmolunmuş işlerin ayırt edildiği Mubarek gece demektir
2- Azamet ve şeref gecesidir…
3- Tazyik manasındadır ki , tazyik gecesi demek olur . Çünkü o gece inen meleklere yeryüzü dar gelir denilmiştir.
İşte Kadir Gecesinde Her 3 mana mevcuttur…
Yeryüzüne Nur saçan , alemi zulmetten nura gark eden ve insanlığa ebedi saadeti bahşeyleyen Kuranı azimüşşan bu mubarek gecede nazil olmuştur.
Kadir Gecesi Bütün sene içerisinde gizli olup en ziyade Ramazan ayın da ve 27. gecesi olması kuvvetli ihtimaldir. Bu gecede amel , ibadet ve mücahede suretiyle erişilecek hayır ve sevab onsuz bin ay kazanılacak hayır ve sevab dan çok daha ziyade hayırlıdır. Bu hudut ve miktar tayin edilmeyecek kadar pek hayırlıdır.
Bu gece inen meleklerin çokluğundan arz dar gelir . Bu melekler Vacib Teala Hazretlerinin Salih Kullarına Rahmet ve Selametler Getirirler . Bu gece Kainat Allahın Rahmetine Mazhar olur ve her taraf Nura kavuşur….
Allah Azle Ve Celle Bu gecede Yapacağınız İbadetlerinizi İhlaslı Kılsın Ve Dergahı izzetinde Kabul Eylesin.
441 Görüntülenme
Eyy duaları geri çevirmeyen Yüce ALLAH..
Salı, Ağustos 4, 2009 7:14 İlk Yorumu Sen Yazmak İster misin?Ey duaları geri çevirmeyen Rahman !
Sana bütün gücümle, bütün kalbimle ve kalbimin tercümanı olan gözyaşlarımla yalvarıyorum.
Seni tanımayan biçarelere de göster kendini. Tattır onlara sevgini.
Bilsinler ne büyük bir aşk olduğunu.
Bilsinler Senin alemlere Rahmet olan Rasülünü.
Bilsinler Senin affediciliğini. Onlar da gelsin Senin mağfiret kapına.
Onlar da istesin Seni bizim istedigimiz gibi.
Rabb’im hayatında hiç Sana ibadet etmemiş, içinde hiç Allah aşkı olmayan,
imana susamış ama susuzluğunun kaynağını bilmeyen bu insanlara hidayet nasip et ne olur!
Ne olur Allah’ım;..
Senin içime koyduğun sevgiyle sevdim ben onları. Senin rızan için arkadaş dedim onlara.
Rabbim ben sadece bu dünya icin sevmiyorum.
Sevdiğim herkesi ahirette de birlikte olayım diye seviyorum.
Sana gelirken onlarla birlikte geleyim diye seviyorum. Yani herkesi seviyorum Sen;den ötürü.
Allah’ım! Ya sarılırsa yakama, ya bana derse o Büyük Günde, Neden anlatmadın bana Rabbini?
Neden anlatmadın bana cennet-cehennemi? Neden Rahmet Peygamberinden söz etmedin?
Neden bu ilahi düğüne beni de davet etmedin?
Sen benim arkadaşım değil miydin?
Hani arkadaslar birbirlerine herşeyi anlatırlardı. Sen bana neden anlatmadın?
Bana neden bugünden haber vermedin? Neden, neden, neden?”
Allah’ım!! Ben ne yaparim bu soruların karşılığında? Ne cevap veririm, nasıl dayanırım?
Omuzlarım kaldırır mı bu yükü?
Öyle bir yük, öyle bir yük ki Sana ve Rasülüne kavuşmanın sevincini yaşatmayacak bana.
Çünkü bir şeyleri eksik bırakmışım ben dünyada. Haketmemişim ben bu sevinci..
Tam Sana kavuştum derken bu arkadaşımın hakkının altından nasıl kalkarım,
nasıl öderim bu vebali?
Rabbim Sen istersen, Sen ol dersen ne olmaz ki!ALLAH’ım onları da aramıza kat.
Onları da Sana yönelt. Onlar da sevsin Seni. Seni sevince zaten bulacak bütün güzelliği,
bütün doğruluğu.
Seni sevince ölümü de sevecek, peygamberleri de sevecek. Herşeyi, herkesi sevecek.
Seni seven neyi sevmemiş ki? Ben acizim, birşey yapamıyorum duadan baska.
Elimden fazlası gelmiyor. Senin sevgini yine ancak Sen koyarsın onların kalbine.
Sen yöneltirsin onları kendine.
Allah’m! Yapabildiğim tek şey şu anda gözyaşlarımla birlikte elimi açıp sana yalvarmak.
Yalvarıyorum hidayet nasip et onlara.
Asıl mutluluğu ver onlara ve onlar gibilere.
Ver onlara Allah’im sevgini!
Yağdır Rahmetini!
Ve beni de bütün müslüman kardeşlerimi de affet Rabbim..
(Amin…)
801 Görüntülenme


