Etiket ‘Hadisi Şerif’
Kuran-ı Kerim İle ilgili Ayetler ve Hadîsi Şerîf ‘ler
Çarşamba, Şubat 24, 2010 15:55 İlk Yorumu Sen Yazmak İster misin?Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerim ile ilgili Ayet ve Hadisler ;
Ebû Hüreyre Hazretleri’nin, Kur’an okuyanların kazanacağı mânevî derecelerle ilgili olarak Peygamber Efendimiz’den rivayet ettiği şu hadîsi şerîf, mü’min gönüllerin heyecanla tutuşmasına vesile olacak güzelliktedir: “Kıyamet gününde Kur’an-ı Kerîm gelecek ve Allah Teâlâ’ya: ‘Yâ Rabbî! Kur’an okuyan kimseyi şeref süsüyle süsle!’ diyecek; bunun üzerine Kur’an okuyan kimse şerefle süslenecek.Yine Kur’an-ı Kerîm: ‘Allah’ım! Ona şeref elbisesi giydir!’ diyecek; hemen o zâta elbiselerin en değerlisi giydirilecek. Sonra Kur’an: ‘Rabb’im! Ona şeref tacı giydir!’ diye niyâz edecek; o kimseye şeref tacı giydirilecek. Sonunda Kur’an-ı Kerîm: ‘Yâ Rabbî! O kulundan razı ve hoşnut ol! Senin hoşnutluğundan üstün bir şey yoktur.’ diyerek Kur’an okuyan kimseyi mânevî mertebelerin en yükseğine ulaştıracak (Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’an 18; Dârimî, Fezâilü’l-Kur’an 1).
Yüce Kitab’ımızın, kendisini okuyanlara kazandırdığı güzelliklerin haddi hesabı yoktur. Mahşerde, güneşin tepeye dikildiği, herkesin kan ter içinde çırpındığı o dehşetli saatlerde, Kur’an’ın, kendisini okuyan ve buyruklarına göre yaşayan kimselere sağlayacağı büyük imkândan söz eden Efendimiz (sas) şöyle buyuruyor: “Kıyamet gününde, Kur’an-ı Kerîm ile Onun buyruklarını tutup yasaklarından kaçan mü’minler ortaya getirilecekler. Kur’an’ın önünde en uzun iki sûresi, Bakara ile Âl-i İmrân bulunacak. O sırada bu iki sûre, iki bulut gibi görünecek veya aralarında bir nur bulunan iki siyah gölgeliği andıracaklar, yahut bu iki sûre, kıyamet gününde sahiplerini savunmak üzere saf bağlayıp kanat germiş iki kuş sürüsü gibi gelecekler.” (Müslim, Müsâfirîn 253; Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’an 5).
Herkesin bir kurtarıcı beklediği mahşerin o dayanılmaz vakitlerinde Kur’an-ı Kerîm’in bir şefaatçi olarak ortaya çıkması ve kendisini okuyup ona göre yaşayanların elinden tutması, Allah’ım, ne güzel bir imkândır.
Kur’an öğrenmeyi geciktirmeyin!
Soru: “Önce, hayatımı düzelteyim, sonra Kur’an-ı Kerim’i öğrenirim diyorum. Bu doğru bir düşünce mi?”
Kur’an öğrenmeme yönündeki bu tarz mazeretleri nefis ve şeytan fısıldıyor. Halbuki yaşantımız ayrı, Kur’an-ı Kerim öğrenmek ayrı bir şeydir. Belki çevremiz bunu yadırgayacaktır; ama önemli olan çevremiz değil bizim Allah’la (cc) olan irtibatımızdır. Yarına çıkacak garantimiz var mı?
Kur’ân’ı okumak, mânâsı üzerinde düşünmek ve tefekkür etmek, onu ezberlemek, namazda kıraat etmek ibâdettir. Kur’ân’ı doğru yorumlamak ibâdettir. Kur’ân’ı anlamak ibâdettir. Kur’ân’ı öğrenmek ibadettir. Kur’ân’ı yaşamak ibâdettir. Kur’ân’ın doğru yorumları olan tefsirlerini mütalâa etmek ibâdettir. Kur’ân’ı hatim niyetiyle baştan sona okumak, bitirip yeniden başlamak, okudukça tefekkürü artırmak, okudukça feyiz almak, okudukça kulluğun sırrına ermek, ibâdetin inceliğine vâkıf olmak ibâdettir. Kur’ân ile A’dan Z’ye meşgul olmak ibâdettir.
Kur’ân, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin ifâdesiyle yerin ve göğün sahibi olan Allah’ın tenezzül buyurup bizimle konuşmasıdır.(Şuâlar, s. 115.) Kur’ân Arş-ı Azam’dan, İsm-i Azam’dan, her ismin en büyük mertebesinden gelmiş; bütün âlemlerin Rabb’i unvanıyla Allah’ın kelâmıdır; bütün mevcûdatın İlâhı sıfatıyla Allah’ın fermanıdır; bütün semâvât ve arzın Hâlık’ı nâmına insanlara teveccüh buyurularak söylenmiş bir hitaptır, bir mükâlemedir, bir konuşmadır, bir ezelî hutbedir, Rabb-i Rahîm’in yüksek bir iltifâtıdır. (İşârâtü’l-İ’câz, S.15.)
Bundandır ki, namaz Kur’ân’la mümkündür, niyâz Kur’ân’la mümkündür, duâ Kur’ân’la mümkündür.
Bundandır ki, namazda Kur’ân okumak farzdır. Kur’ân’sız namaz sahih değildir. Çünkü Kur’ân, Allah’ın Kelâm sıfatından gelmiş ve halîfe-i rûy-i zemîn vasfıyla ve insan olarak bizim omuzlarımıza yüklenmiş en mukaddes, en muazzez, en temiz, en pâk, en kıymetli ve en mânâlı bir emânet-i İlâhî’dir. Bu emânete sahip olmak, kimliğimizi kavramak, nereden gelip nereye gideceğimizi öğrenmek, bu dünyâdaki vazîfemizi benimsemek ve buna göre davranış geliştirmek ancak Kur’ân’ı okumak ve öğrenmekle mümkündür. Cenâb-ı Hakk’ın, “Kur’ân’ı tane tane, açık açık oku!”(Müzzemmil Sûresi, 73/4.) emri kulaklarımızda çınlamalıdır.
* Hazret-i Âişe (ra) validemiz anlatır: Resûlullah Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: “Kur’ân’ı mâhir olarak (mahrecini, tecvidini, sesini, kıraatini bilerek) okuyan, şerefli, itaatkâr elçiler olan meleklerle berâberdir. Kur’ân’ı kendisine zor geldiği halde kekeleyerek okuyan kimseye ise iki kat sevap vardır.”(Riyâzü’s-Sâlihîn, 991.)
* Berâ b. Âzib (ra) diyor ki: Üseyd b. Hudayr (ra) iki uzun iple atını bağlamış, evinde Kehf Sûresini okuyordu. Okuyup dururken, üzerinde bir bulut peyda oldu, bulut yaklaştıkça yaklaştı. Nihâyet at ürktü, deprenmeye başladı! Üseyd: “Yâ Rab, âfetten emîn kıl!” diye duâ etmeye başladı. Sabah olduğunda Peygamber Efendimiz’e (asm) geldi ve bu hâli anlattı. Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm): “Oku ey adam! Durma oku! Bu tecellî sekînedir (sekînet, vakar ve rahmet yüklü ruhlar ve melekler). Kur’ân’ı dinlemek için, Kur’ân’a hürmeten inmiştir” buyurdu.(Buhârî, 9/ 306.)
Çocuklarımıza Allah kelâmını öğretebileceğimiz, öğrenmelerine kapı açabileceğimiz, yardımcı olabileceğimiz altın günlerin içinde bulunuyoruz. Çocuklarımız, kendi Yaratıcılarının öz kelâmıyla bire bir muhatap olsunlar; okusunlar, öğrensinler.
Câmilerimiz, Kur’ân Kurslarımız, dershanelerimiz hizmete hazır. Birbirinden değerli gönüllü Kur’ân öğreticilerimiz çocuklarımızı altın kalpleriyle kucaklayacaklar. Yeter ki biz gönderelim, ihmal etmeyelim, ilgimizi eksik etmeyelim.
Yarın mahşerde, “Annem veya babam bana dînimi öğretmedi, Kur’ân’ı öğretmedi. Allah’ım, senin kelâmını öğretmedi” şikâyeti bizi mahcup eder. Mahşerin mahcubiyeti bizi perişan eder.
Spor kursuna, resim kursuna, yüzme kursuna, müzik kursuna, tiyatro kursuna zaman ayırıp imkân bulduğumuz gibi; daha bir ihtimamla Kur’ân kursunu da ihmal etmemeliyiz. Aksi takdirde yalnız mahşerde değil; dünyada bile zarar etmiş oluruz.
Öyleyse, buyurun; Kur’ân öğrenmeyi ve öğretmeyi bir seferberlik haline getirelim.
KUR’AN-I KERİM ÂYETLERİNDE KUR’AN’IN FAZÎLETİ
1- “Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar (belli vakitlerde) namaz kıl; bir de sabah namazını. Çünkü sabah namazı şahitlidir. Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir nafile olmak üzere namaz kıl. (Böylece) Rabbinin, seni, övgüye değer bir makama göndereceğini umabilirsin” (İsrâ, 78, 79).
2- “O kitap (Kur’ân); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir” (Bakara, 2).
3- “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’ân’ın indirildiği aydır” (Bakara, 185).
4- “Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik” (Nisâ 174).
5- “Gerçekten size Allah’tan bir nur, apaçık bir kitap geldi. Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir” (Mâide 15, 16).
6- “Bu (Kur’ân), Ümmü’l-Kurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır. Ahirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını hakkıyla kılmaya devam ederler” (En’âm, 92).
7- “İşte bu (Kur’ân), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve Allah’tan korkun ki size merhamet edilsin” (En’âm, 155).
8- “Gerçekten onlara, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olarak, ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik” (A’râf, 52).
9- “Kitab’a sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte biz böyle iyiliğe çalışanların ecrini zayi etmeyiz” (A’râf, 170).
10- “Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin” (Arâf, 204).
11- “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir. De ki: Ancak Allah’ın lûtfuf ve rahmetiyle, işte bunlarla sevinsinler. Bu onların (dünya malı
olarak) topladıklarından daha hayırlıdır” (Yunus, 57, 58).
12- “Elif. Lâm. Râ. (Bu Kur’an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır” (İbrahim, 1).
13- “Biz, Kur’an okunduğu zaman, seninle ahirete inanmayanların arasına gizleyici bir örtü çekeriz. Ayrıca, onu anlamamaları için kalplerine bir kapalılık ve kulaklarına bir ağırlık veririz. Sen, Kur’an’da Rabbinin
birliğini yadettiğinde onlar, canları sıkılmış bir vaziyette, gerisingeri dönüp giderler” (İsrâ, 45, 46).
14- “Biz, Kur’an’dan öyle birşey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır” (İsrâ, 82).
15- “Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu Kitab’ın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri hem de
gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitab, Allah’ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz” (Zümer, 23).
16- “İşte böylece sana da emrimizle Kur’ân’ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin” (Şûrâ, 52).
17- “Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz” (Haşr, 21).
18- “Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır” (Kadr, 1, 2, 3).
19 – “İşte o apaçık delil Allah tarafından gönderilen ve en doğru hükümleri hâvî tertemiz sahifeleri okuyan bir elçidir” (Beyyine, 2, 3).
20- “Kur’an’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız” (Hicr, 9).-
HADİSLERDE KUR’ÂN-I KERİM’İN FAZÎLETİ
1- Müslim’de rivayet edilen bir hadiste; Ebu Umame (r.a)’den, Resulullah (s.a.v)’ın şöyle dediği rivayet olunmuştur: “Kur’an’ı öğreniniz. Şüphesiz o, kıyamet günü ehlin için çok iyi bir şefaatçı olacaktır.”
2- En-Nevvas b. Sem’an (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber’i şöyle derken duydum. “Kıyamet günü Kur’an-ı Kerim ve bu dünyada onunla amel edenler getirilirler. Önlerinde de kendilerini arkadaş edinenleri savunan Bakara ve Âl-i İmrân sûreleri bulunur” (Müslim).
3- Buhârî’de rivayet edilen bir hadiste; Osman İbn Affan (r.a)’dan, Resûlullah (s.a.v)’ın şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Aranızda en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.”
4- Hz. Aişe (r.anha) anlatıyor: Hz Peygamber (s.a.v): “Kur’an’ı okumak kendisine zor geldiği halde onu takılarak okuyana iki sevap vardır” buyurmuştur (Buhârî, Müslim).
5- Ebu Musa el-Eş’arî ( r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kur’an okuyan ve okuduğuyla amel eden mü’minin örneği, tadı güzel kokusu güzel turunç meyvesi gibidir. Kur’an okumayan, ancak onunla amel eden mü’minin örneği de tadı güzel ancak kokusu olmayan ham hurma gibidir. Kur’an’ı okuyan münâfığın durumu ise kokusu güzel tadı buruk reyhâne otu gibidir. Kur’an’ı okumayan münâfığın durumu ise kokusu olmyan, tadı da buruk olan acı yaban keleği gibidir”( Buhârî, Müslim ).
6- Hz. Ömer (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) “Allah Teâlâ bu Kur’an’la bazı kavimleri yüceltir bazılarını da batırır” buyurmaktadır (Buhârî, Müslim).
7- Müttefakun aleyh olan bir hadiste, İbn Ömer (r.a)’den Allah Rasûlü’nün şöyle dediği rivayet olunmuştur. “Haset (gıpta veya imrenme) sadece iki yerde olur. Biri Allah’ın kendisine Kur’an öğrenmeyi nasip ettiği kimsedir ki, onu gece gündüz okur, kendisini işiten komşusu: “Keşke komşuma verilen Kur’an nimeti bana da verilseydi de, gereği ile amel ettiği gibi ben de etseydim!” der. Diğeri de, Allahın kendisine mal verdiği kimsedir ki, onu hak yolda sarfeder. Bunu gören diğer biri: “Keşke şu hayırsever kişiye verilen mal gibi bana da verilseydi de, onun yaptığı gibi ben de hayır yapabilseydim!” diye imrenir.
8- el-Berâ b. Âzib (r.a) anlatıyor: Sahabilerden biri atı yanında iple bağlı olduğu halde Kehf Sûresi’ni okumaya başlar. Derken bir bulut çıkar ve sahabinin üzerine çökmeye yönelir. Hatta atı bu buluttan ürkmeye başlar. Sahabi sabah olunca Hz. Peygamber (s.a.v)’e gelip durumu anlatır. Hz.Peygamber (s.a.v): “O Kur’an için inmiş huzur bulutudur” buyurur (Buhârî, Müslim).
9- İbni Abbas (r.a) anlatıyor: Hz.Peygamber ( s.a.v): “İçinde Kur’an’dan bir şey bulunmayan kişi harabe ev gibidir” buyurmuştur (Hadis hasen-sahîhtir; Tirmizî).
10- Tirmizî’nin hasen ve sahih diye vasıflandırdığı, Ebu Davud’un da rivayet ettiği bir hadiste Abdullah b. Amr b. el-Âs ( r.a)’ın nakline göre Hz.Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kur’an ehline; Kur’an’ı oku ve yüksel, Kur’an’ı tıpkı dünyada okuduğun gibi tane tane tertil üzere oku, zira senin rütben, okuyacağın son âyetin yakınındadır” denilecektir.
11- Sahîh-i Müslim’de, Ukbe b. Âmir (r.a)’den şöyle bir hadis rivayet edilmiştir: “Biz, Suffa’da iken Resûlullah (s.a.v) dışarı çıkıp: “Günah işlemeksizin ve akrabalık bağını koparmaksızın Buthan’a yahut Akik’a kadar gidip oradan iri hörgüçlü iki deve getirmeyi hanginiz ister?” diye sordu. “Ya Resûlallah! Biz bunu isteriz” dedik. “Öyle ise sizden herhangi biri mescide gider de celil ve aziz olan Allah’ın kitabından iki âyet öğrenir yahut okursa bunlar onun için iki deveden daha hayırlıdır. Üç âyet onun için dört deveden daha hayırlıdır. Bu âyetlerin sayıları arttıkça, o kadar deveden daha hayırlıdır.”
12- İbn Mes’ud (r.a) Hz. Peygamber (s.a.v)’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Bir kavme, Allah’ın kitabını en iyi okuyanları imamlık eder” (Müslim).
13- Câbir b. Abdullah (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber, Uhud’da öldürülenlerden iki kişiyi biraraya getirdikten sonra: “Bunlardan hangisi Kur’an’la daha fazla haşır neşirdi?” diye sorar; birine işaret edilldiği takdirde, önce onun defin işlemini yapardı (Buhârî-Tirmizî, Nesaî, İbn Mâce).
14- İmrân İbn Husayn (r.a) anlatıyor: Bana Kur’an okuyan bir kadın uğradı, okudu sonra karşılık istedi ardından da bu isteğini geri alarak şöyle dedi: Hz.Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: “Kim Kur’an okursa karşılığını Allah’dan istesin. Bir zaman gelecek insanlar Kur’an okuyacaklar da karşılığını insanlardan isteyecekler” (Hadis hasendir, Tirmizî)
15- İbn-i Mes’ud ( r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) “Allah’ın kitabından bir harf okuyanın, okuduğu harfe karşılık sevabı vardır. Bir iyilik on katıyla değerlendirilir. Elif, Lâm, Mîm bir harftir demiyorum. Elif de harftir, lâm da harftir, mim de harftir” buyurmaktadır (Hadis hasen-sahîhtir, Tirmizî ).
660 Görüntülenme
Sabır İle İlgili Seçme Hadisler !
Salı, Kasım 24, 2009 16:21 İlk Yorumu Sen Yazmak İster misin?Sabır-Sabretmek-Sabır ile İlgili Hadis-Hadisler-Hadis-i Şerif;
وَعَنْ أبِي مَالِكٍ الْحَارِثِ بْنِ عَاصِمٍ الأشْعريِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : « الطُّهُورُ شَطْرُ الإِيمَانِ ، وَالْحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلَأُ الْمِيزَانَ وسُبْحَانَ اللهِ والحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلآنِ _أَوْ تَمْلأُ _مَا بَيْنَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَالصَّلاَةِ نُورٌ ، وَالصَّدَقَةُ بُرْهَانٌ ، وَالصَّبْرُ ضِيَاءٌ ، والْقُرْآنُ حُجَّةٌ لَكَ أَوْ عَلَيْكَ . كُلُّ النَّاسِ يَغْدُو، فَبَائِعٌ نَفْسَهُ فمُعْتِقُهَا ، أَوْ مُوبِقُهَا» رَوَاهُ مُسْلِمٌ
Ebû Mâlik Hâris İbni Âsım el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, İnsanlığın Efendisi Hazreti Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular:
“Maddî ve manevî temizlik îmânın yarısıdır. Hamd (Allah’ı kemâl sıfatlarıyla övme), mîzânı dolduracak tek şeydir; sübhânallah ve elhamdülillâh hakikati ise yer ile gökler arasını doldurur. Namaz bir nur, sadaka kişinin îmânına bir bürhan, sabır ise kişinin yolunu aydınlatan bir ziyâ şeklinde temessül eder. Kur’ân da (ona uyup uymama ölçüsünde) kişinin ya lehinde ya da aleyhinde bir delildir. Her yeni gün başlarken kişi pazara çıkıp kendini bir köle gibi satışa arzetmiş demektir; neticede ya Allah’a itaatiyle kendini azaptan kurtarmış ya da şeytana uymak suretiyle kendini helâk etmiş olur.”
(Müslim,Tahâret 1. Ayrıca bk.Tirmizî, Daavât 86)
وَعَنْ أبِي سَعِيدٍ بْنِ مَالِكٍ بْنِ سِنَانٍ الخُدْرِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا أَنَّ نَاساً مِنَ الأنصَارِ سَأَلُوا رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فأَعْطَاهُمْ ، ثُمَّ سَأَلُوهُ فَأَعْطَاهُمْ ، حَتَّى نَفِدَ مَا عِنْدَهُ ، فَقَالَ لَهُمْ حِينَ أَنْفَقَ كُلَّ شَيْءٍ بِيَدِهِ : « مَا يَكُنْ مِنْ خَيْرٍ فَلَنْ أدَّخِرَهُ عَنْكُمْ ، وَمَنْ يَسْتَعْفِفْ يُعِفَّهُ اللهُ وَمَنْ يَسْتَغْنِ يُغْنِهِ اللَّهُ ، وَمَنْ يَتَصَبَّرْ يُصَبِّرْهُ اللَّهُ . وَمَا أُعْطِىَ أَحَدٌ عَطَاءً خَيْراً وَأَوْسَعَ مِنَ الصَّبْرِ » مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ
Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’den nakledildiğine göre, Medineli müslümanlardan bir kısmı Peygamberler Serveri Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den hîbe olarak bir şeyler istediler, O da verdi. Sonra yine istediler; elindekiler bitinceye kadar yine verdi. Nihayet yanındaki mal tükenince onlara şöyle hitab etti:
“Sadaka malından yanımda hiçbir şey kalmadı. Sizden kesinlikle bir şey de saklamadım. Kim çok muhtaçken bile ihtiyacını gizleyip başkasından istemekten ve harama girmekten sakınırsa Allah Teâlâ hazretleri o kimseyi (istemediği hâle düşmekten korur ve) iffetli kılar. Her kim de halktan dilenmez, müstağni davranırsa Allah onu gönlü zengin (gözü tok) yapar. Kim sabretme azminde olursa Allah ona sabır ihsan eder. Kimseye sabırdan daha hayırlı ve sabırdan daha büyük bir lutufta bulunulmamıştır.” (527.hadisle aynı)
(Buhârî, Zekât 50, Rikak 20; Müslim, Zekât 124. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Zekât 28; Tirmizî, Birr 77; Nesâî, Zekât 85)
وَعَنْ أبي يَحْيَى صُهَيْبِ بْنِ سِنَانٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : «عَجَباً ِلأمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أَمْرَهُ كُلَّهُ لَهُ خَيْرٌ ، وَلَيْسَ ذَلِكَ لأِحَدٍ إِلاَّ لِلْمُؤْمِن , إِنْ أَصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَكَرَ فَكَانَ خَيْراً لَهُ ، وَإِنْ أَصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَكَانَ خيْراً لَهُ » رَوَاهُ مُسْلِمٌ .
Ebû Yahyâ Suheyb İbni Sinân radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Hazreti Ahmed ü Mahmud u Muhammed Mustafa Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
“Mü’min’in her durumu süpriz ve şaşırtıcıdır! Niye olmasın ki; onun her işi hayırdır ve bu da mü’minden başkası için sözkonusu değildir. O, neş’e ve sevinç ifade eden bir duruma mazhar olunca şükreder, bu onun için bir hayır olur; herhangi bir sıkıntıya maruz kaldığında da sabreder, bu da yine onun için hayır olur.”
(Müslim, Zühd 64)
وَعَنْ أَنَسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : مَرَّ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِامْرَأَةٍ تَبْكِي عِنْدَ قَبْرٍ فَقَالَ : «اِتَّقِي اللهَ وَاصْبِرِي » فَقَالَتْ : إِلَيْكَ عَنِّي ، فَإِنِّكَ لَمْ تُصَبْ بِمُصِيبَتِى، وَلَمْ تَعْرِفْهُ ، فَقِيلَ لَهَا : إِنَّهُ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، فَأَتَتْ بَابَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، فلَمْ تَجِدْ عِنْدَهُ بَوَّابِينَ ، فَقَالَتْ : لَمْ أَعْرِفْكَ ، فقَالَ : « إِنَّمَا الصَّبْرُ عِنْدَ الصَّدْمَةِ الأُولَى » مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ
Enes İbni Mâlik radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem kabir ziyaretlerinden birinde, evlâdının kabri başında feryâd ü figân edip ağlayan bir kadın gördü.. “Allah’tan kork ve sabret!” buyurdular. Kadın Efendimiz’i tanımadığı için “Git başımdan, sen benim başıma gelenleri bilmiyorsun!.” dedi, (Efendimiz de hiçbir şey söylemeden kadının yanından ayrıldı). Orada bulunanlar, kadına onun Allah Rasûlü olduğunu söyleyince (bilmeden Allah Rasûlü’ne karşı saygısızlık etmenin mahcubiyetiyle kadın daha da sarsıldı ve) koşarak Efendimiz’in hanesine geldi; kapıda kimseyi göremeyince doğrudan içeriye girdi ve “Sizi tanıyamamıştım” diyerek Efendimiz’den özür diledi. Allah Rasûlü de ona (kulaklara küpe olacak) şu sözü söyledi:
“Gerçek sabır, musibetin ilk şokunu yediğin andaki sabırdır.”
(Buhârî, Cenâiz 32, 43; Ahkâm 11; Müslim, Cenâiz l4-l5. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 23; Tirmizî, Cenâiz 13; Nesâî, Cenâiz 22)
وَعَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ عبْدِ اللَّه بنِ مسْعُودٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلى رَسُول اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يحْكيِ نَبيّاً من الأَنْبِياءِ ، صلواتُ اللَّهِ وسَلاَمُهُ عَليْهم ، ضَرَبَهُ قَوْمُهُ فَأَدْمـوْهُ وهُو يمْسحُ الدَّم عنْ وجْهِهِ ، يقُولُ : « اللَّهمَّ اغْفِرْ لِقَوْمي فإِنَّهُمْ لا يعْلمُونَ » مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ
İbni Mes’ud radıyallahu anh şöyle dedi:
Şefkat Peygamberi Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in, peygamberlerden (Allah’ın salât ve selâmı hepsinin üzerinde olsun) bir peygamberi anlatması hâlâ gözlerimin önündedir. Gönderildiği kavim tarafından dövülüp yüzü kanatılmış, bir taraftan yüzündeki kanı silerken diğer taraftan da “Ey Allahım! Kavmimi bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar.” diyormuş.
(Buhârî Enbiyâ, 54. Ayrıca bk. Buhârî, Mürteddîn 5; Müslim, Cihâd 104; İbni Mâce, Fiten 23)
وَعنْ أَبي سَعيدٍ وأَبي هُرَيْرة رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا عن النَّبيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ : «مَا يُصِيبُ الْمُسْلِمَ مِنْ نَصَبٍ وَلاَ وَصَبٍ وَلاَ هَمٍّ وَلاَ حَزَن وَلاَ أَذًى وَلاَ غمٍّ ، حتَّى الشَّوْكَةُ يُشَاكُها إِلاَّ كفَّر اللَّه بهَا مِنْ خطَايَاه » مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ
Ebû Saîd ve Ebû Hureyre radıyallahu anhümâ’dan rivâyet edildiğine göre, peygamberlik silsilesinin mührü Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
“İçinde duyduğu en ufak bir sıkıntıya varıncaya kadar Müslümanın başına gelen hiç bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık, bir üzüntü yoktur ki Allah Teâlâ hazretleri onunla mü’minin günahlarından bir kısmını mağfiret buyurmasın.”
(Buhârî, Merdâ1, 3; Müslim, Birr 49)
وعَنْ أَنَسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : « لا يَتَمَنَّيَنَّ أَحَدُكُمُ الْمَوْتَ لِضُرٍّ أَصَابَهُ ، فَإِنْ كَانَ لاَ بُدَّ فَاعِلاً فَلْيَقُلْ : اَللَّهُمَّ أَحْيِنيِ مَا كَانَتِ الْحَيَاةُ خَيْراً لِي وَتَوَفَّنيِ إِذَا كَانَتِ الْوفاَةُ خَيْراً لِي » مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ
Enes İbni Mâlik radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Habîb-i Kibriyâ Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular:
“Başına bir musibet geldi diye sakın ha hiç biriniz ölmeyi istemesin. Ölmekten başka çare göremiyorsa bile: ‘Allahım, hayat benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat. Vefat benim için daha hayırlı olduğu zaman da ruhumu al ve beni vefat ettir’ desin.”
(Buhârî, Merdâ 19; Daavât 30; Müslim, Zikir 10, 13. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 9; Nesâî, Cenâiz 1; İbni Mâce Zühd 31)
وعَنْ أبي عبدِ اللَّهِ خَبَّابِ بْن الأَرتِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : شَكَوْنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَهُو مُتَوَسِّدٌ بُرْدَةً لَهُ فِي ظِلِّ الْكَعْبةِ ، فَقُلْنَا : أَلاَ تَسْتَنْصِرُ لَنَا أَلاَ تَدْعُو لَنَا ؟ فَقَالَ : قَدْ كَانَ مَنْ قَبْلكُمْ يُؤْخَذُ الرَّجُلُ فيُحْفَرُ لَهُ فِي الأَرْضِ َفيُجْعَلُ فِيهَا ، ثمَّ يُؤْتَى بالْمِنْشَارِ فَيُوضَعُ علَى رَأْسِهِ فيُجْعَلُ نِصْفَيْنِ ، ويُمْشَطُ بِأَمْشَاطِ الْحَدِيدِ مَا دُونَ لَحْمِهِ وَعَظْمِهِ ، ما يَصُدُّهُ ذَلكَ عَنْ دِينِهِ ، واللَّهِ لَيُتِمَنَّ اللَّهُ هَذَا الأَمْرَ حَتَّى يَسِيرَ الرَّاكِبُ مِنْ صَنْعَاءَ إِلَى حَضْرمَوْتَ لاَ يَخَافُ إِلاَّ اللهَ والذِّئْبَ عَلَى غنَمِهِ ، ولَكِنَّكُمْ تَسْتَعْجِلُونَ » رَوَاهُ الْبُخَارِي
Habbâb İbni Eret radıyallahu anh şöyle dedi:
Nebîler Serveri Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hırkasını başının altına yastık yapmış Kâbe’nin gölgesinde dinlenirken (müşriklerden gördüğümüz işkencelerden) kendisine şikâyette bulunup, bizim için duâ edip Cenâb-ı Hakk’tan yardım dilemez misiniz? dedik. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle cevap verdi:
“Önceki ümmetler daha dehşet verici işkenceler görmüşlerdi.. meselâ bir mü’min tutuklanır, kazılan bir çukura konur, sonra da bir testere ile başından aşağı ortadan ikiye biçilirdi, hatta bununla da bırakılmaz eti-kemiği denmeden bütün vücudu demir tırmıklarla taranırdı. Fakat yine de bütün bunlar o kişiyi dininden döndüremezdi. Yemin ederim ki Allah Teâlâ hazretleri mutlaka bu dini hâkim kılacaktır. Öylesine ki, birgün gelecek yalnız başına bir atlı, Allah korkusu dışında sürüsüne kurt saldırmasından başka hiç bir korku taşımaksızın San’a’dan Hadramut’a kadar emniyetle gidecektir. Ne var ki, siz sabırsızlanıyorsunuz.”
(Buhârî, Menâkıb 25. Ayrıca bk. Buhârî, İkrâh 1, Menâkıbu’l-ensâr 29, Ebû Dâvûd, Cihâd 97)
وَعَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : لمَّا كَانَ يَوْمُ حُنَيْنٍ آثَرَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَاساً في الْقِسْمَةِ : فأَعْطَى الأَقْرَعَ بْنَ حَابِسٍ مِائَةً مِنَ الإِبِلِ وأَعْطَى عُيَيْنَةَ بْنَ حِصْنٍ مِثْلَ ذلِكَ ، وأَعْطَى نَاساً منْ أشْرَافِ الْعَرَبِ وَآثَرَهُمْ يَوْمئِذٍ فِي الْقِسْمَةِ . فَقَالَ رَجُلٌ : وَاللَّهِ إنَّ هَذِهِ قِسْمةٌ مَا عُدِلَ فِيهَا ، وَمَا أُرِيدَ فِيهَا وَجْهُ اللَّهِ ، فَقُلْتُ: واللَّهِ َلأُخْبِرَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، فأتَيْتُهُ فَأخْبَرْتُهُ بِمَا قَالَ ، فتَغَيَّرَ وَجْهُهُ حتَّى كَانَ كَالصِّرْفِ . ثُمَّ قَالَ : « فَمَنْ يَعْدِلُ إِذَا لَمْ يَعْدِلِ اللَّهُ وَرَسُولُهُ ؟ ثُمَّ قَالَ : يَرْحَمُ اللَّهُ مُوسَى قَدْ أُوذِيَ بِأَكْثَرَ مِنْ هَذَا فَصَبَرَ » فَقُلْتُ: لا جَرَمَ لاَ أَرْفَعُ إلَيْهِ بَعْدَهَا حَدِيثاً. مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ
Abdullah İbni Mes’ud radıyallahu anh şöyle dedi:
Huneyn Savaşı ganimetlerini taksim ederken hidayet rehberi Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bazı kişilere diğerlerinden fazla hisse verdi. Şöyle ki: Akra’ İbni Hâbis’e yüz deve, Uyeyne İbni Hısn’a da bir o kadar verdi. Arapların ileri gelenlerine de o günkü taksimde biraz fazla pay verdi. Bunun üzerine (Efendimizin bundaki gayesini anlamayan) bir kişi:
Vallahi bu taksimde hakkâniyet yoktur, Allah rızâsı da gözetilmemiştir! dedi.
Ben de:
Allah’a yemin ederim ki bunu ben Resûlullah’a söyleyeceğim, dedim. Gittim, adamın söylediklerini anlattım.
Bu ürperten itham üzerine, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in çehresi değişip kıpkırmızı olmuş, şöyle buyurmuştu:
“Allah ve Resulü de adaletli davranmamışsa başka kim adaletli davranabilir ki?” Ardından şunu ekledi:
“Allah, Mûsâ’ya rahmet etsin. O bundan daha ağır bir ithama maruz kalmıştı da sabretmişti.”
Bu hadise üzerine ben (kendi kendime), “Bundan sonra kimsenin sözünü Resûlullah’a iletmeyeceğim” diye karar verdim.
(Buhârî, Edeb 53; Müslim, Zekât 145)
وعَنْ أنَسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : « إِذَا أَرَادَ اللَّهُ بعبْدِهِ خَيْراً عجَّلَ لَهُ الْعُقُوبَةَ فِي الدُّنْيَا ، وَإِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِعَبْدِهِ الشَّرَّ أمْسَكَ عنْهُ بِذَنْبِهِ حتَّى يُوَافِيَ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ »
Enes İbni Mâlik radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Rahmet Peygamberi Hazreti Ahmed ü Mahmud u Muhammed Mustafa Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
“Allah Teâlâ hazretleri, bir kulu hakkında hayır murad etti mi bu dünyada çektirmek suretiyle cezasını bitirtir. Kötü akıbete müstehak olmuş kulunun cezasını ise bu dünyada hiç vermeyip bekletir ve neticede o kişi (dünyada hiçbir günahının cezasını çekmediği için) kıyamet günü, hepsinin cezasını çekmek üzere bütün günahıyla gelir.”
(Tirmizî, Zühd 57. Ayrıca bk. İbnî Mâce, Fiten 23)
وعنْْ أَبِي هُريرةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَن رَسُول اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ : « لَيْسَ الشَّدِيدُ بِالصُّرَعَةِ إِنمَّا الشَّدِيدُ الَّذِي يَمْلِكُ نَفسَهُ عِنْد الْغَضَبِ » مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ
Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Yüce Rabbimizin Sevgili Habibi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular:
“Gerçek babayiğit güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiği zaman nefsine hâkim olabilendir.”
(Buhârî, Edeb 102; Müslim, Birr 106-108)
وَعَنْ أبي هُرَيْرةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : قَالَ رَسُول اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : « مَا يَزَالُ الْبَلاءُ بِالْمُؤْمِنِ وَالْمؤمِنَةِ فِي نَفْسِهِ وَولَدِهِ ومَالِهِ حَتَّى يَلْقَى اللَّهَ تَعَالَى وَمَا عَلَيْهِ خَطِيئَةٌ» رَوَاهُ التِّرْمِذِي وقَالَ : حديثٌ حسنٌ صحِيحٌ
Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, iki cihanın vesile-i saadeti Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
“Erkek olsun kadın olsun bir mü’minin gerek kendisinden, gerek çoluk çocuğundan, gerekse malından belâ bir türlü eksik olmaz.. (Maruz kaldığı her belâ bir günahına keffaret olur ve) sonunda Allah Teâlâ hazretleri’ne günahsız olarak kavuşur.”
(Tirmizi, Zühd 57)
وَعن أبي يحْيَى أُسَيْدِ بْنِ حُضَيْرٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ قَالَ : يا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ تَسْتَعْمِلُنيِ كَمَا اسْتْعْمَلْتَ فُلاناً وَفُلاَناً فَقَالَ : « إِنَّكُمْ سَتَلْقَوْنَ بَعْدِي أَثَرَةً فَاصْبِرُوا حَتَّى تَلْقَوْنِي علَى الْحَوْضِ » مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ
Üseyd İbni Hudayr radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Medinelilerden bir adam:
Ey Allah’ın Resûlü, filân ve falan gibi bana da bir memuriyet (tahsildarlık ya da valilik) vermez misiniz? deyince, Cenâb-ı Hakk’ın O’na itaati Kendine itaat kabul ettiği Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
Sizler benden sonra adam kayırmalara rastlayacaksınız.. (kabullenmesi çok zor olan bu tür tavırlar karşısında) sabredin ki Cennette havzımın başında bana kavuşabilesiniz.”
(Buhârî, Fiten 2, Menâkıbü’l-ensâr 8; Müslim, İmâre 48, Fedâil 27,28 )
331 Görüntülenme
Tevbe İle İlgili Seçme Hadisler !
Pazartesi, Kasım 23, 2009 16:10 İlk Yorumu Sen Yazmak İster misin?Hadis-i Şerifler- Tövbe etmek,Tevbe Etmek,Tevbe İle İlgili Hadis,Hadisler..
وعَنْ أبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ : « وَاللَّهِ إِنِّي َلأَسْتَغْفِرُ الله َ، وَأَتُوبُ إِلَيْهِ ، فِي الْيَوْمِ ، أَكْثَرَ مِنْ سَبْعِينَ مَرَّةً » رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ
Ebû Hureyre radıyallahu anh, kâinat onun yüzü suyu hürmetine yaratılan Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururlarken işittiğini söylemiştir:
“Allah’a yemin ederim ki ben her gün yetmiş defadan fazla O’ndan af diliyor ve O’na tövbe ediyorum.”
(Buhârî, Daavât 3. Ayrıca bk. Tirmizî, Tefsîru sûre (47) İbni Mâce, Edeb 57)
وَعَنِ الأَغَرِّ بْنِ يَسَارِ المُزَنِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : « يَا أَيُّهَا النَّاسُ تُوبُوا إِلَى اللَّهِ وَاسْتغْفِرُوهُ فَإِنِّي أَتُوبُ فِي اليَوْمِ مِائَةَ مَرَّةٍ.» رَوَاهُ مُسْلِمٌ
Eğarr İbni Yesâr el-Müzenî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, İnsanlığın İftihar Tablosu Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
“Ey insanlar! Allah’a tövbe edip O’ndan af dileyiniz. Zira ben günde yüz defa tövbe ediyorum.”
(Müslim, Zikir 42. Ayrıca Ebû Dâvûd, Vitir 26; İbni Mâce, Edeb 57)
وَعَنْ أبِي حَمْزَةَ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ الأَنْصَارِيِّ خَادِمِ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : لَلَّهُ أَفْرَحُ بِتَوْبَةِ عَبْدِهِ مِنْ أَحَدِكُمْ سَقَطَ عَلَى بَعِيرِهِ وَقَدْ أَضَلَّهُ فِي أَرْضٍ فَلاَةٍ)) مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in hizmetkârı olan Ebû Hamza Enes İbni Mâlik el-Ensârî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, İki cihan saadetinin vesilesi Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
“Issız bir çölde yolculuk yaparken devesi kaçıp kendisi ortada kalmış ve sonra ummadığı bir anda devesini karşısında buluvermiş birinin sevincini düşünün.. İşte kulunun tevbe etmesi karşısında Yüce Allah’ın (kendi şânına uygun) memnuniyet ve hoşnutluğu, diğeriyle kıyaslanmayacak derecede fazladır.”
(Buhârî, Daavât 4; Müslim, Tevbe 1, 7, 8 )
وَ فِي رِوَايَةٍ لِمُسْلِمٍ: لَلَّهُ أَشَدُّ فَرَحًا بِتَوْبَةِ عَبْدِهِ حِينَ يَتُوبُ إِلَيْهِ مِنْ أَحَدِكُمْ كَانَ عَلَى رَاحِلَتِهِ بِأَرْضٍِ فَلاَةٍ فَانْفَلَتَتْ مِنْهُ وَعَلَيْهَا طَعَامُهُ وَشَرَابُهُ فَأَيِسَ مِنْهَا فَأَتَى شَجَرَةً فَاضْطَجَعَ فِي ظِلِّهَا قَدْ أَيِسَ مِنْ رَاحِلَتِهِ فَبَيْنَا هُوَ كَذَلِكَ إِذَا هُوَ بِهَا قَائِمَةً عِنْدَهُ فَأَخَذَ بِخِطَامِهَا ثُمَّ قَالَ مِنْ شِدَّةِ الْفَرَحِ اللَّهُمَّ أَنْتَ عَبْدِي وَأَنَا رَبُّكَ ,أَخْطَأَ مِنْ شِدَّةِ الْفَرَحِ
Müslim’in başka bir rivayeti de şöyledir:
“Herhangi birinizin tevbesinden dolayı Allah’ın duyduğu hoşnutluk ıssız çölde giderken üzerindeki yiyecek ve içeceği ile birlikte devesini kaybetmiş ve tüm ümitlerini de yitirmiş halde bir ağacın gölgesine uzanıp yatan, derken devesinin yanına dikiliverdiğini gören ve yularına yapışarak aşırı sevin-cinden dolayı ne söylediğini bilmeyerek Allah’ım sen benim Rabbim ben de senin kulunum diyeceği yerde, sen benim kulumsun ben de senin Rabbinim diyen kimsenin sevincinden çok daha fazladır.”
(Müslim, Tevbe 7)
وَعَنْ أبِي مُوسَى عَبْدِ اللَّهِ بنِ قَيْسٍ الأَشْعَرِيِّ ، رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ ، عََنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: « إِنَّ اللهَ تَعَالَى يَبْسُطُ يَدَهُ بِاللَّيْلِ لِيَتُوبَ مُسِيءُ النَّهَارِ وَيبْسُطُ يَدهُ بالنَّهَارِ لِيَتُوبَ مُسِيءُ اللَّيْلِ حتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِن مغْرِبِها » رَوَاهُ مُسْلِمٌ
Ebû Mûsâ el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
“Gündüz günah işleyenin tövbe edebilmesi için geceleyin Yüce Allah elini açar (tövbesi ertesi güne kalmasın diye tövbe kapısını açık bırakır). Gecenin günahkârı tövbe edebilsin diye de gündüzleyin elini açar (sonraya kalmasın diye tövbe kapısını açık bırakır). Güneş battığı yerden doğuncaya (kıyamet ânına) kadar bu böyle devam edip gider.”
(Müslim, Tevbe 31)
وَعَنْ أبِي هُرَيْرةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : « مَنْ تَابَ قَبْلَ أَنْ تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِنْ مَغْرِبِهَا تَابَ اللهُ عَلَيْه » رَوَاهُ مُسْلِمٌ
Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Hazreti Ahmed ü Mahmud u Muhammed Mustafa Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
“Kim Güneş batıdan doğmadıkça tövbe ederse, Yüce Allah onun tövbesini kabul eder.”
وعَنْ أبِي عَبْدِ الرَّحْمنِ عَبْدِ اللَّهِ بنِ عُمرَ بْنِ الخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا عَنِ النَّبيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِنَّ اللهَ عزَّ وجَلَّ يَقْبَلُ تَوْبَةَ الْعبْدِ مَالَمْ يُغَرْغِرْ» رَوَاهُ التِّرْمِذِي وقَالَ: حدِيثٌ حسنٌ
Abdullah İbni Ömer İbni’l-Hattâb radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Nebiler Serveri Resûl-i Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
“Bir kul can çekişmeye başlamadıkça, Yüce Allah onun tövbesini kabul eder.”
(Tirmizî, Daavât 98. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 30)
وَعَنِ ابْنِ عَبَّاس وأنَسٍ بْنِ مَالِكٍ رَضِي الله عنْهُمْ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ : « لَوْ أَنَّ ِلابْنِ آدَمَ وَادِياً مِنْ ذَهَبٍ أَحَبَّ أَنْ يَكُونَ لَهُ وَادِيَانِ ، وَلَنْ يَمْلَأَ فَاهُ إِلاَّ التُّرَابُ ، وَيَتُوبُ اللَّهُ عَلَى مَنْ تَابَ » مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ
İbni Abbas ve Enes İbni Mâlik radıyallahu anhüm’den rivayet edildiğine göre, Mirac Şehsuvarı Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
“İnsanoğlunun bir vadi altını dahi olsa, bir ikincisini ister. Onun gözünü neticede sadece bir avuç toprak dolduracaktır (hırs ve emellerinin sonu yoktur). Neyse ki Allah, (bu ihtiraslardan) tövbe edenin tövbesini kabul ediyor.”
(Buhârî, Rikak 10; Müslim, Zekât 116-119. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 27, Menâkıb 32, 64; İbni Mâce, Zühd 27)
585 Görüntülenme


