Peygamberlerin Hayatı - SanalAlemci

SanalAlemci ‘Peygamberlerin Hayatı’ Kategorisi

Bu Kategorideki Konular; PEYGAMBERLERİN HAYATI

Salı, Temmuz 13, 2010 17:25 3 Yorum
Bu Kategori Altında Yayınlanmıştır: Peygamberlerin Hayatı

Hz. Musa (a.s) ve Ahit Sandığı Hakkında Bilgiler..

Salı, Eylül 25, 2012 12:28 İlk Yorumu Sen Yazmak İster misin?
Hz. Musa (a.s) ve Ahit Sandığı Hakkında Bilgiler..
Hz. Musa (a.s) ve Ahit Sandığı Hakkında Bilgiler.. 4.5/5 (90%) 12 Oy

Ahit sandığı nedir? Ahit sandığı’nın içinde neler var? Ahit sandığu bulundu mu? Ahit sandığı nerede? Hz.Musa (a.s)’ın Ahit sandığı hakkında..

Ayetlerde Hz. Musa’nın, kardeşi Hz. Harun ile birlikte Firavun’a karşı verdiği mücadele, kavminin kötü davranışları ve sabırla onlara yaptığı tebliğ ayrıntılı bir şekilde bildirilmiştir.

İşte bu kutlu Peygamberin döneminden bugüne dek ulaşan bir müjde vardır: Ahit sandığı. Ahit sandığı, Yüce Rabbimiz’in Kuran’da bildirdiği ve içinde Hz. Musa ve Hz. Harun’dan eşyalar bulunan değerli bir sandıktır. Ayetlerde bu sandığın Allah’ın müminlere güven duygusu ve huzur veren bir nişanesi olduğu bildirilmektedir. Bu nedenle yıllardan beri hem Yahudiler hem Hristiyanlar ve hem de Müslümanlar onun bulunması için çaba sarf etmişlerdir. Ancak M.Ö. 587 yılından bu yana kutsal sandık kayıptır.Hadislerde ahir zamanda bulunacağı bildirilmektedir..

İşte Kutsal Ahit Sandığı veya ”Tabut-u Sakine” olarak adlandırılan Hazreti Musa’nın sandığı ”Ahit Sandığı” hakkında detaylı bilgiler..

Kudüs’teki mabette koruma altına alındığı ve MÖ 586 Babil orduları tarafından istila edilen Kudüs’teki mabetin yağmalanması sonrası sandığın kaybolduğuna inanılıyor.

Hz. Musa’nın Ahit sandığı Antakya’da mı?

Ahir Zamanda gelecek ve yeryüzünde adalet ve barış sağlayacak olan Hz. Mehdi’nin çıkışının en önemli alametlerinden biri “Ahit Sandığının bulunması”dır. Sandık, gerek kutsal (daha fazla…)

Toplam Okunma: 1.840 (Önbellek Kullanılıyor) | Son Görüntülenme: 24.04.2017

Bu Kategori Altında Yayınlanmıştır: Dini Videolar, Peygamberlerin Hayatı

Hz. Havva’nın Yaratılışı..

Pazar, Eylül 2, 2012 14:07 İlk Yorumu Sen Yazmak İster misin?
Hz. Havva’nın Yaratılışı..
Hz. Havva’nın Yaratılışı.. 4/5 (80%) 1 Oy

Havva annemiz, Hz. Âdem’e eş olarak yaratılmıştır.

Hepimizin yakinen bildiğimiz bütün delilleri kat’i olan Hz. Âdem’in ilk insan ve ilk peygamber olarak yaratılışı ve sonra Hz. Havva’nın hayata çıkarılışı, birçok ilahi hikmeti beraberinde getirmiştir. Kadın olsun, erkek olsun, insanın tek başına yaşayamayacağı gerçeği birçok sebeplerle ortadadır. Kısa ölçüleri içinde Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın Ehl-i Sünnet vel’Cemaatin görüşleri istikametinde yaratılışlarını delilleriyle işaret edelim. İlk atamız, Hz. Âdem’i ve annemiz Hz. Havva’yı tanıyalım.

İlk yaratılan insan Hz. Âdem… Yalnız yaşaması ve bildiğimiz dünya hayatının devam etmesi için ayrı bir cinsin yaratılması, Sünnetullahtır. Aynı zamanda sünneti tatbik yönüyle Sünnet-i Peygamberi’dir.

Hz. Âdem’in yaratılması, Cenab-ı Hakk’ın kuvvet ve kudretine bağlıdır. Hz. Âdem‘in babasız ve annesiz, Hz. İsa‘nın da babasız yaratılması, ancak ve ancak Allah‘ın irade ve kudretine bağlıdır. Hiçbir varlığın alt yapısı olmadan (yani anne baba olmadan) bir canlıyı meydana getirmesi ve onun hayatının devam ettirmesi mümkün değildir. Yerin ve göğün yaratılması da yüce Mevla’nın iradesi (daha fazla…)

Toplam Okunma: 352 (Önbellek Kullanılıyor) | Son Görüntülenme: 17.04.2017

Bu Kategori Altında Yayınlanmıştır: Peygamberlerin Hayatı

Dünyaya kaç peygamber gönderilmiştir?

Perşembe, Mart 31, 2011 6:24 İlk Yorumu Sen Yazmak İster misin?
Dünyaya kaç peygamber gönderilmiştir? 3/5 (60%) 2 Oy

Dünyaya kaç peygamber gönderildi ?

Peygamberler, Kur’an-ı Kerim’de ismi zikredilen yirmi beş zattan ibaret değildir. Bir hadisin işaretine göre 124.000 peygamber gelmiştir. (bk. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned 5/265-266; İbn Hibbân, es-Sahîh, 2/77)

Bunların bir kısmına müstakil kitap verildiği gibi, bir evvelkinin kitabıyla amel edenler de olmuştur. Nitekim Musa (as)‘ın kitabıyla Harun (as) da amel etmiştir. İsa (as)‘ın kitabıyla Yahya ve Zekeriya aleyhimüsselamların da amel ettikleri gibi.

Bizim bilmemiz ve inanmamız gereken şudur: İlk peygamber Adem (as), son peygamber de Hazret-i Muhammed (avs)‘dır. Bu iki peygamber arasında sayısını bilemeyeceğimiz kadar çok peygamber gelip geçmiştir. Biz, Allah tarafından tavzif edilen peygamberlerin hepsine de inanıp, iman ediyoruz. İsimlerini bilmesek, muhitlerini tanımasak da onlar Allah’ın tavzif ettiği peygamberlerdir…

Toplam Okunma: 250 (Önbellek Kullanılıyor) | Son Görüntülenme: 23.04.2017

Bu Kategori Altında Yayınlanmıştır: Peygamberlerin Hayatı

Hz. Cercis a.s hakkında bilgiler

Perşembe, Mart 31, 2011 6:17 İlk Yorumu Sen Yazmak İster misin?
Hz. Cercis a.s hakkında bilgiler 4.2/5 (85%) 13 Oy

Cercis a.s kim dir?

Hz. Cercis’in (a.s.) Şam civarlarında ve Filistin’de yaşadığı ve Hz. İsa’dan (a.s.) sonra geldiği için, onun dininin hükümlerini devam ettirdiği ve Musul şehri Kralı Dâdiyan tarafından şehit edildiği rivayet edilmiştir. (bk. Tarih-i Taberî, 2/186) Günümüz Hristiyanları tarafından St. Georges ismiyle anılan Hz. Cercis’in (a.s.) Filistin’in Remle kasabasında doğduğu ifade edilir.

Cercis Aleyhisselam’ın yaşadığı bölge, putperestlerin elinde olup Dadıyan adında zalim bir hükümdarları vardı. Cercis Aleyhisselam, şehirleri dolaşarak ticaretle meşgul oluyor ve kazancının bütününü fakirlere dağıtıyordu. İdarecileri ikaz ederek halka zulmetmelerini önlemeye çalışırdı.

Yine bir defasında, kralı hidayete davet ederek, zulümden vazgeçirmek maksadıyla Musul’a gider. Yanına da değerli hediyeler alır. Kral, büyük bir ateş yakıp halkı etrafına toplamış, kendilerinin yaptığı eflun adlı puta tapmalarını istiyordu. Kral bu isteğini yerine getirmeyenleri ateşe atıyordu. İşte bu sırada Cercis Aleyhisselam gelir. Bu feci durumu görünce, önce bütün malını müminlere dağıttı ve daha sonra da krala giderek; hiddet ve kızgınlığı bırakmasını, zulmü terk etmesini, kendisinin emin bir nasihatçi olduğunu, kendisine inanmasını söyler. Hem kendisinin, hem de zulmettiği insanların Allah’ın kulu olduklarını, yoktan var etmenin sadece Allah’a mahsus olduğunu, kendisi dahil tüm insanların Allah’ın aciz kulları olduklarını ve ibadetin sadece Allah’a yapılabileceğini, rızkı verenin Allah olduğunu tebliğ eder. İnsanları puta tapmaya zorlamaktan vazgeçmesini, onu kırmasını, Allah’a iman etmesini ister.

Hazreti Cercis (as)’ın daveti kabul edilmediği gibi, puta tapması istenir, reddedince de uzun sürecek olan işkencelere maruz kalır. Kral, Cercis Aleyhisselam’ı bir ağaca bağlatarak mübarek vücudunu demir taraklarla taratır. Demir taraklarla tarandıkça etleri lime lime olur. Etleri iplik iplik döküldüğü halde ölmeyen Hz. Cercis’in üzerine keskin sirke ve tuz döktürür. Büyük bir demiri önce ateşte iyice kızartıp başının üzerine koyarlar. Cenab-ı Hak, Onu tekrar eski haline getirir. Bu durum karşısında kral ve adamları ne yapacaklarını şaşırırlar ve yeni çareler ararlar.

Büyük bir kazan kurdurup altında ateş yaktıktan sonra, Cercis Aleyhisselam’ı içine atıp kapağını kapatırlar. Kazanın kapağı uzun bir süre kapalı tutulduktan sonra, ölmüş olduğuna hükmedilerek kapağı açtıklarında hayrete düşerler. Çünkü, yine Ona bir şey olmamıştır. Krallığını kaybetmekten korkmaya başlayan hükümdar, Cercis Aleyhisselam’ın zindana hapsedilmesini emreder.

Zindana hapsedilen Cercis Aleyhisselam, zindanda da rahat bırakılmaz. Başkalarıyla görüşüp onları hidayete davet etmesin diye el ve ayakları çivilendiği gibi, büyük bir mermer taşı da üzerine yaslarlar. Ancak, Cenab-ı Hak bir melek göndererek kurtarır ve kendisine yapılan işkencelere sabrederek vazifesine devam etmesini emreder. Kafirler tarafından dört kez şehid edileceği, her seferinde tekrar diriltilerek yüksek mertebelere nail olacağı kendisine vahyedilir. Bu durum kendisini ziyadesiyle sevindirir.

O’nu tekrar karşılarında görünce, yakalatıp ikiye ayrıştırılan bir ağacın arasına koyup sıkıca bağlandıkları gibi vücudundan et kopararak insan eti yiyen aslanların önüne atarlar. Cercis Aleyhisselam tekrar kral ve adamlarının karşısına çıkar. “Bu adam Cercis’e ne kadar çok benziyor.” demeye başladılar. Düştükleri acziyetten kurtulamayan kralın adamları, “Bu adam çok iyi bir sihirbazdır, kendini bir ölü bir diri gösteriyor.” dediler. Sihirbaz olduğu için de karşısına iyi bir sihirbaz çıkarmaya karar verirler. Zaten kendi ülkelerinde çok sayıda sihirbaz da mevcuttu.

Sihirbazların üstadını bularak kralın karşısına çıkarırlar. Sihirbaz bir kap içindeki suya çeşitli sihirler yapıp üstüne okuduktan sonra Cercis Aleyhisselam’a içirmelerini ister. Cercis Aleyhisselam getirilen suya hiç itiraz etmeden “Bismillahirrahmanirrahim” deyip içer. Durumu gören sihirbaz, bu ancak Allah’ın işi olabilir, yoksa kesinlikle ölürdü, deyip iman eder. Kral, hiddetlenerek sihirbaza “Ne çabuk da aldandın.” diyerek tepki gösterir. Sihirbaz ise, aldanmadığını, her şeye kudreti yeten alemlerin Rabbi olan Allah’a iman ettiğini söyler.

Sihirbazın iman ettiğini kimseye söylememesi ve halkın iman etmesini önlemek için dilini keserler. Ancak, olay halk arasında yayıldığı gibi bir çok kişi de iman eder. Zalim kral, bütün müminleri toplatıp hepsini şehid ettikten sonra Cercis Aleyhisselam’ı da şehid ettirir. Daha sonra bu kavim ateşle helak edilir.
Kaynak;sorularlaislamiyet

Cercis (asm)’ın kıssası ve alınacak mesajlar..

Kral, yaptırdığı büyük altın puta tüm halkı tapmaya çağırdı. Herkes tapındı. Ancak Cercis (asm) karşı çıkarak, “Tek ilah Allah’tır. Ancak ona tapılır.” deyince kral çılgına döndü.

Cercis (a.s) İsa’nın dini üzere gelmiş ve Hz. İsa’nın dinini tebliğ eden nebilerdendir. Filistin’in Remle kasabasında doğdu. Filistin ve Şam civarında yaşadı. Şehirleri gezer, ticaret yapardı.
Hıristiyanların St. Georges adıyla tanıdığı Cercis (a.s) gezip gördüğü şehirlerde Hz. İsa’nın dinin yaymaya çalışırdı. Tebliği ile birçok kişi ona tabi olarak hak dine girdi.
Cercis (a.s) fakir ve yoksullar için ticaret yaptığını söyler, yıl sonu geldiğinde kazancını fakir fukaraya dağıtırdı.
Cercis (a.s) ile ona tabi olanlar başlangıçta çok gizli hareket ettiler. Kâfirlerin şiddetini üzerlerine çekmemeye çalıştılar. Çünkü o devirde puta tapıcılık ve kâfirlik çok şiddetli idi.
Günlerden bir gün Musul şehri kralı Dadiyan som altından bir put yaptırmış, halkı puta tapmaya çağırmıştı. Halk da bölük bölük gelmiş, Eflun denilen bu puta tapmıştı. O sıralarda Musul’da bulunan Hz. Cercis (a.s) bir gün kral Dadiyan’ın huzuruna çıkmaya karar verdi. Arkadaşlarına;
“Bu gizlilik içinde ne zamana kadar kalacağız? Kişi dini yolunda gerekirse ölmelidir! Kafirler yanında zelil yaşamaktan iyidir. Ne kadar malım varsa size veriyorum. Fukaraları gözetin, yardımlarınızı eksik etmeyin. Ben bugün kralın huzuruna çıkıp hakkı tebliğ edeceğim. Eflun’a tapmanın yanlış olduğunu bildireyim. Gittiği yolun batıl olduğunu haber vereyim. Hak dine girmesini teklif edeyim. Belki, Hak Teâlâ ona insaf verir de hidayete erir. Sizler de onun belâsından böylece emin olursunuz. Yahut da gazapla bana işkence ederek öldürür.”
Allah’a sığındı ve kral Dadiyan’ın huzuruna çıktı. O sırada kral, Eflun’a tapmayanların bulunduğunu öğrenmiş, kızgınlığından küplere binmişti. Cercis (a.s) dedi ki:
“Ey kral! Allah’ın kullarına kızarsın. Oysa sen de Allah’ın bir kulusun. Halk da Allah’ın kullarıdır ki, Allah onları senin elinde kıldı, sana muhtaç eyledi. Bu halkı secde etmeye çağırdığın put melundur. Senin öyle bir Allah’ın vardır ki, seni ve bütün varlıkları o yaratmıştır. Bütün mahlûkat onun kullarıdırlar. Bütün mahlûkata hiç yoktan o rızkı verir. Bütün mahlûkata hayat veren, diri eden, yaşatan ve öldüren O’dur. Seni yaratan Allah’ı bırakıp, ellerinizle altın ve gümüşten düzdürdüğünüz bir cansız şekle nasıl bu İlahımızdır, dersin. O nedir ki, ona İlah dersin. Ne faydası ve ne de zararı vardır. Sen gel de Allah’a iman et ve teslim ol. Bak ne büyük fayda göreceksin. Küfrü bırak, Eflun’dan vazgeç.”
Kral Dadiyan kızgınlığından ağzı köpürmüş vaziyette Cercis (a.s)’a baktı ve bağırdı:
“Sen kimsin behey adam? Sen nice kişisin? Nereden geldin ki, bana anlaşılmaz sözler söylersin?
Cercis (a.s), gayet sakin ve emin olarak cevap verdi:
“Ben Cenabı-ı Hakk’ın zayıf ve hakir bir kuluyum. Seni Allah’a inanmaya davet ediyorum. Sana hakkı tebliğ ediyorum ki, puta tapmaktan, halkı da zorla taptırmaktan vazgeçesin. Ve artık Allah’a dönesin, Allah’a ibadet edesin.
Kral Dadiyan daha da sinirlendi. Fakat Cercis (a.s)’ın fikirlerini aklınca çürütmeden onu cezalandırmayı makamına uygun bulmadı. Dedi ki;
“Senin övdüğün İlah eğer gerçekten de dediğin gibi olsaydı, seni böyle aç ve sefil bırakır mıydı? Görmez misin benim İlahım bana nice mertebeler verdi. Bu gördüğün halkın içinde nice zenginler vardır. Hepsi de Eflun’un uğurlu inancıyla zengin oldular…”
Cercis (a.s) :
“Allah isterse bu dünyada verir, isterse ahrette verir. O verdiği zaman ebedi olarak verir. Bu dünya geçicidir. Kaç günlük krallığın var? Hiç düşündün mü? Senden önce o koltuktan kimler geldi, kimler geçti haberin var mı? Senin de sonun onlara benzeyecek, şüphen mi var? Devlet dediğin ebedi olmalı. Nimet dediğin sonsuz olmalı. Lezzet ve keyif dediğin hesapsız olmalı. Senin sahip olduğun bütün varlıklar ise yok olmaya mahkûmdur. Sen de yok olmaya mahkûmsun. Nasıl senden önceki krallar da şu anda yoksa sen de onlar gibi ölüme mahkumsun. Geçmiş zamana bir bak; büyük bir mezaristan göreceksin. Kimler yok ki, içinde; en başta senin anan ve baban, ataların ve hatta sevdiklerin, kimler yok ki içinde. İstersen önüne yani gelecek zamana bir bak! Dikkatle bakarsan, ağzını kocaman açmış büyük bir mezar seni bekliyor. Aldığın her nefes, attığın her adım seni o mezara, kabre biraz daha yaklaştırıyor. Demek ki, sen iki mezar arasında bir yaşam sürmektesin. İşte senin saltanat, haşmet dediğin gerçekler bunlardır. Kendini avutuyorsun, kendini aldatıyorsun..”
Cercis aleyhisselâm, kral Dadiyan’a tebliğini çekinmeden yaptı ve bedelini de canıyla ödedi.
Kral ona dayanılmaz işkenceler yaptırdı. Ağaçlara bağlattı. Mübarek vücudunu demir taraklarla tarattı. Ateşten ve kaynar sulardan geçirdi. Cercis (a.s), her türlü işkenceden mucize eseri sağ olarak kurtuldu. Her defasında Rabbi’ne duada ve tazarruda bulundu. Çünkü Rabbi ondan ‘her halinde gizlice yalvarıp yakarmasını ve gizlice dua etmesini söylüyordu’. (A’raf 55).
Cercis (a.s), kral Dadiyan’dan ne korkuyor ve ne de nimet bekliyordu. O sadece ve sadece Rabbi’nden korkuyor ve onun rahmetini umarak dua ediyordu.
Kral’ın her işkencesinde Cercis (a.s) Rabbi’ne daha da yakarıyor, duasında gizli ve açık olarak Rabbi’nden yardım talep ediyordu. Bütün halk onları seyrediyor, Cercis’in Rabbi’nin bu dua ve isteklere nasıl cevap vereceğini merak ediyordu. Bir tarafta Eflun putu ve beri tarafta dayanılmaz işkencelere tabi tutulan Cercis (a.s).
Kral Cercis’i (a.s) soyarak direğe bağlattı. Vücudunu demir taraklarla tarattı. Etleri lime lime parçalandı. İnsanlar dehşet içinde olanları seyrediyorlardı. Gözlerine inanamıyorlardı. Çünkü, Cercis (a.s) büyük bir metanet ve sabır içinde en ufak bir ah u fizar çekmiyor, yeri göğü inletmesi gereken bağırışları ve iniltileri çıkmıyordu. Ölmesi gerekirken ölmüyordu.
Evet, evet bu duaları ve yalvarışları Rabbi tarafından kabul görmüş olmalı ki, işkenceye dayanabilsin, diye halk söylenmeye başladı.
Kral ise şaşırmıştı. Yeri göğü inletmesi gerekirken, kendisine kurtulması için yalvarması gerekirken, o hala inancında diretiyor ve ‘Bir’ dediği Rabbi’ne dua ediyordu.
Derhal daha büyük bir işkenceye aldılar. Kralın emriyle tuzu sirkeye katıp, Cercis’in iplik gibi baştan başa dilinmiş vücuduna döktüler. Yine ölmedi. Allah’u Teala’nın ihsanı ile hiç acı duymuyordu.
Kral kızgınlığından delirmek üzere idi. Çünkü insanlara karşı rezil ve aciz duruma düşmüştü. Cercis’in (a.s) Rabbi’nin gücünü halk konuşmaya başladı. Halk Eflun putundan şüphe duymaya ve açıkça bunu konuşmaya başladılar. Bu durum karşısında kralın emri üzerine başka bir işkence ile öldürmeyi düşündüler. Fakat hangi tür işkenceye başvurdu iseler Cercis (a.s) mucize eseri olarak sağ kurtuldu. Mücadelesinden yılmadı. Nihayet sonunda bu işkencelerle şehit oldu.
ZULME BOYUN BÜKMEMEK !
Ubeyde bin Cerrah (r.a) der ki;
“Peygamberimize bir gün Allah katında en değerli şehit kimdir? diye sordum. Bana şöyle cevap verdi:
“Allah katında şehitlerin en yüksek derecelisi, zalim bir valinin (idarecinin) karşısına dikilerek iyiliği emredip, kötülükten alıkoymaya çalışırken öldürülen kimsedir. Zalim vali onu öldürtmediği taktirde ne kadar yaşarsa yaşasın artık onun defterine günah yazılmaz.”
Hasan El Basri’den (r.a) rivayet edildiğine göre Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
“Ümmetimin en yüksek dereceli şehidi, zalim bir devlet başkanının karşısında dikilip iyiliği emredip, kötülükten sakınmasını ona hatırlatan ve bu yüzden öldürülen kimsedir. Böyle bir şehidin cennetteki yeri Hamza ile Cafer’in arasıdır.
Ulu Allah (c.c) Hz. Yuşa İbni Nun’a vahyetti ki, senin kavminden altmış bin kötü ile kırk bin iyi kimseyi helâk edeceğim. Hz. Yuşa; ya Rabbi kötüler için bir diyeceğim yok, fakat iyilerin helâke uğrama sebepleri acaba nedir ki? Diye sorar.
Ulu Allah buyurdu ki:
“Çünkü onlar kötülere karşı benim adıma öfke duymadılar. Aralarında hiçbir şey yokmuş gibi onlar ile birlikte yiyip içtiler.
ALINACAK HİSSE
Şayet bugün toplum olarak baskı ve tahakküm altında bir hayat sürüyor isek, yukarıdaki prensipler muvacehesinde kendimizi test etmeliyiz. Zulme ve haksızlığa karşı ne kadar tavır alabiliyoruz? Yoksa bana dokunmayan yılan bin yaşasın düşüncesi içinde mi davranıyoruz?
Bizi yönetecek olanları seçerken hissi, nefsi ve kendi menfaatimizi ön plana alarak mı hareket ediyoruz? Yoksa toplumun ana menfaatini, millete olan hizmetlerini düşünerek mi tavır koyuyoruz? Unutmayalım ki, bir devletin reisi, milletin yanında, bedendeki kalb gibidir. Kalb, temiz, iyi olunca, beden iyi işler yapar. Kalb bozuk olunca bütün uzuvlar, hep kötü iş yapar. Bunun gibi devlet reisi iyi ise, millet de iyi olur. İleriye gider. O bozuk olursa, millet de bozulur. Felâkete gider. Müslüman toplum başına gelen sıkıntıları, felâketleri bu noktadan değerlendirmelidirler. Ne derece Haktan yana ve ne derece nefisten yana davrandıklarına baksınlar. Böylece başlarına gelen felâketlerin müsebbibinin kendileri olduklarını ve bunu değiştirmenin yolunun da Hakka uymaktan geçtiğini anlasınlar.
Eğer yapılan haksızlıkları görmezden gelip kendi tatlı hayatlarını sürdürüyorlarsa unutmasınlar ki, bir gün aynı muameleye, şiddete, baskıya onlarda maruz kalacaklar.
Hz.Yuşa (a.s)’nın kavmine gelen ilahi tokat her ümmetin bencil ve nefsi hareketlerinde başlarına gelecek olan âdetullah, sünetullah diye tabir edilen bir ilahi tokat olarak toplumların başlarında beklemektedir.
Recai BİLEN

Toplam Okunma: 162 (Önbellek Kullanılıyor) | Son Görüntülenme: 13.04.2017

Bu Kategori Altında Yayınlanmıştır: Peygamberlerin Hayatı