Kategori »Peygamberlerin Hayatı «

PEYGAMBERLERİN HAYATI Katagorisindeki Konuların Tamamı;

Dünyaya kaç peygamber gönderilmiştir?

Hz. Cercis a.s hakkında bilgiler

SON PEYGAMBER HZ.MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V)

ÂDEM ALEYHİSSELÂM

LÛT ALEYHİSSELÂM
İLYÂS ALEYHİSSELÂM

HÛD ALEYİSSELÂM

DÂVÛD ALEYHİSSELÂM

ELYESA ALEYHİSSELÂM

EYYÛB ALEYHİSSELÂM

HÂRÛN ALEYHİSSELÂM

HIZIR ALEYHİSSELÂM

İBRÂHİM ALEYHİSSELÂM

İDRİS ALEYHİSSLÂM

ÎSÂ ALEYHİSSELÂM

İSHÂK ALEYHİSSLÂM

İSMÂİL ALEYHİSSELÂM

İŞMOİL ALEYHİSSELÂM

LOKMAN ALEYHİSSELÂM

MÛSÂ ALEYHİSSELÂM

NUH ALEYHİSSELÂM

SÂLİH ALEYHİSSELÂM

ŞEM’ÛN ALEYHİSSELÂM

SÜLEYMAN ALEHİSSELÂM

ŞİT (ŞİS) ALEYHİSSELÂM

ŞUAYB ALEYHİSSELÂM

UZEYR ALEYHİSSELÂM

YAHYÂ ALEYHİSSELÂM

YÂKÛB ALEYHİSSELÂM

YÛNUS ALEYHİSSELÂM

YÛŞÂ ALEYHİSSELÂM

YÛSUF ALEYHİSSELÂM

ZEKERİYYÂ ALEYHİSSELÂM

ZÜLKARNEYN ALEYHİSSELÂM

ZÜLKİFL ALEYHİSSELÂM

Toplam Görüntülenme: 369 Bugün Görüntülenme:0 Son Görüntülenme: 29 January 2012

Dünyaya kaç peygamber gönderildi ?

Peygamberler, Kur’an-ı Kerim’de ismi zikredilen yirmi beş zattan ibaret değildir. Bir hadisin işaretine göre 124.000 peygamber gelmiştir. (bk. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned 5/265-266; İbn Hibbân, es-Sahîh, 2/77)

Bunların bir kısmına müstakil kitap verildiği gibi, bir evvelkinin kitabıyla amel edenler de olmuştur. Nitekim Musa (as)‘ın kitabıyla Harun (as) da amel etmiştir. İsa (as)‘ın kitabıyla Yahya ve Zekeriya aleyhimüsselamların da amel ettikleri gibi.

Bizim bilmemiz ve inanmamız gereken şudur: İlk peygamber Adem (as), son peygamber de Hazret-i Muhammed (avs)‘dır. Bu iki peygamber arasında sayısını bilemeyeceğimiz kadar çok peygamber gelip geçmiştir. Biz, Allah tarafından tavzif edilen peygamberlerin hepsine de inanıp, iman ediyoruz. İsimlerini bilmesek, muhitlerini tanımasak da onlar Allah’ın tavzif ettiği peygamberlerdir…

Toplam Görüntülenme: 65 Bugün Görüntülenme:0 Son Görüntülenme: 02 February 2012

Cercis a.s kim dir?

Hz. Cercis’in (a.s.) Şam civarlarında ve Filistin’de yaşadığı ve Hz. İsa’dan (a.s.) sonra geldiği için, onun dininin hükümlerini devam ettirdiği ve Musul şehri Kralı Dâdiyan tarafından şehit edildiği rivayet edilmiştir. (bk. Tarih-i Taberî, 2/186) Günümüz Hristiyanları tarafından St. Georges ismiyle anılan Hz. Cercis’in (a.s.) Filistin’in Remle kasabasında doğduğu ifade edilir.

Cercis Aleyhisselam’ın yaşadığı bölge, putperestlerin elinde olup Dadıyan adında zalim bir hükümdarları vardı. Cercis Aleyhisselam, şehirleri dolaşarak ticaretle meşgul oluyor ve kazancının bütününü fakirlere dağıtıyordu. İdarecileri ikaz ederek halka zulmetmelerini önlemeye çalışırdı.

Yine bir defasında, kralı hidayete davet ederek, zulümden vazgeçirmek maksadıyla Musul’a gider. Yanına da değerli hediyeler alır. Kral, büyük bir ateş yakıp halkı etrafına toplamış, kendilerinin yaptığı eflun adlı puta tapmalarını istiyordu. Kral bu isteğini yerine getirmeyenleri ateşe atıyordu. İşte bu sırada Cercis Aleyhisselam gelir. Bu feci durumu görünce, önce bütün malını müminlere dağıttı ve daha sonra da krala giderek; hiddet ve kızgınlığı bırakmasını, zulmü terk etmesini, kendisinin emin bir nasihatçi olduğunu, kendisine inanmasını söyler. Hem kendisinin, hem de zulmettiği insanların Allah’ın kulu olduklarını, yoktan var etmenin sadece Allah’a mahsus olduğunu, kendisi dahil tüm insanların Allah’ın aciz kulları olduklarını ve ibadetin sadece Allah’a yapılabileceğini, rızkı verenin Allah olduğunu tebliğ eder. İnsanları puta tapmaya zorlamaktan vazgeçmesini, onu kırmasını, Allah’a iman etmesini ister.

Hazreti Cercis (as)’ın daveti kabul edilmediği gibi, puta tapması istenir, reddedince de uzun sürecek olan işkencelere maruz kalır. Kral, Cercis Aleyhisselam’ı bir ağaca bağlatarak mübarek vücudunu demir taraklarla taratır. Demir taraklarla tarandıkça etleri lime lime olur. Etleri iplik iplik döküldüğü halde ölmeyen Hz. Cercis’in üzerine keskin sirke ve tuz döktürür. Büyük bir demiri önce ateşte iyice kızartıp başının üzerine koyarlar. Cenab-ı Hak, Onu tekrar eski haline getirir. Bu durum karşısında kral ve adamları ne yapacaklarını şaşırırlar ve yeni çareler ararlar.

Büyük bir kazan kurdurup altında ateş yaktıktan sonra, Cercis Aleyhisselam’ı içine atıp kapağını kapatırlar. Kazanın kapağı uzun bir süre kapalı tutulduktan sonra, ölmüş olduğuna hükmedilerek kapağı açtıklarında hayrete düşerler. Çünkü, yine Ona bir şey olmamıştır. Krallığını kaybetmekten korkmaya başlayan hükümdar, Cercis Aleyhisselam’ın zindana hapsedilmesini emreder.

Zindana hapsedilen Cercis Aleyhisselam, zindanda da rahat bırakılmaz. Başkalarıyla görüşüp onları hidayete davet etmesin diye el ve ayakları çivilendiği gibi, büyük bir mermer taşı da üzerine yaslarlar. Ancak, Cenab-ı Hak bir melek göndererek kurtarır ve kendisine yapılan işkencelere sabrederek vazifesine devam etmesini emreder. Kafirler tarafından dört kez şehid edileceği, her seferinde tekrar diriltilerek yüksek mertebelere nail olacağı kendisine vahyedilir. Bu durum kendisini ziyadesiyle sevindirir.

O’nu tekrar karşılarında görünce, yakalatıp ikiye ayrıştırılan bir ağacın arasına koyup sıkıca bağlandıkları gibi vücudundan et kopararak insan eti yiyen aslanların önüne atarlar. Cercis Aleyhisselam tekrar kral ve adamlarının karşısına çıkar. “Bu adam Cercis’e ne kadar çok benziyor.” demeye başladılar. Düştükleri acziyetten kurtulamayan kralın adamları, “Bu adam çok iyi bir sihirbazdır, kendini bir ölü bir diri gösteriyor.” dediler. Sihirbaz olduğu için de karşısına iyi bir sihirbaz çıkarmaya karar verirler. Zaten kendi ülkelerinde çok sayıda sihirbaz da mevcuttu.

Sihirbazların üstadını bularak kralın karşısına çıkarırlar. Sihirbaz bir kap içindeki suya çeşitli sihirler yapıp üstüne okuduktan sonra Cercis Aleyhisselam’a içirmelerini ister. Cercis Aleyhisselam getirilen suya hiç itiraz etmeden “Bismillahirrahmanirrahim” deyip içer. Durumu gören sihirbaz, bu ancak Allah’ın işi olabilir, yoksa kesinlikle ölürdü, deyip iman eder. Kral, hiddetlenerek sihirbaza “Ne çabuk da aldandın.” diyerek tepki gösterir. Sihirbaz ise, aldanmadığını, her şeye kudreti yeten alemlerin Rabbi olan Allah’a iman ettiğini söyler.

Sihirbazın iman ettiğini kimseye söylememesi ve halkın iman etmesini önlemek için dilini keserler. Ancak, olay halk arasında yayıldığı gibi bir çok kişi de iman eder. Zalim kral, bütün müminleri toplatıp hepsini şehid ettikten sonra Cercis Aleyhisselam’ı da şehid ettirir. Daha sonra bu kavim ateşle helak edilir.
Kaynak;sorularlaislamiyet

Cercis (asm)’ın kıssası ve alınacak mesajlar..

putperest heykel Hz. Cercis a.s hakkında bilgiler

Kral, yaptırdığı büyük altın puta tüm halkı tapmaya çağırdı. Herkes tapındı. Ancak Cercis (asm) karşı çıkarak, “Tek ilah Allah’tır. Ancak ona tapılır.” deyince kral çılgına döndü.

Cercis (a.s) İsa’nın dini üzere gelmiş ve Hz. İsa’nın dinini tebliğ eden nebilerdendir. Filistin’in Remle kasabasında doğdu. Filistin ve Şam civarında yaşadı. Şehirleri gezer, ticaret yapardı.
Hıristiyanların St. Georges adıyla tanıdığı Cercis (a.s) gezip gördüğü şehirlerde Hz. İsa’nın dinin yaymaya çalışırdı. Tebliği ile birçok kişi ona tabi olarak hak dine girdi.
Cercis (a.s) fakir ve yoksullar için ticaret yaptığını söyler, yıl sonu geldiğinde kazancını fakir fukaraya dağıtırdı.
Cercis (a.s) ile ona tabi olanlar başlangıçta çok gizli hareket ettiler. Kâfirlerin şiddetini üzerlerine çekmemeye çalıştılar. Çünkü o devirde puta tapıcılık ve kâfirlik çok şiddetli idi.
Günlerden bir gün Musul şehri kralı Dadiyan som altından bir put yaptırmış, halkı puta tapmaya çağırmıştı. Halk da bölük bölük gelmiş, Eflun denilen bu puta tapmıştı. O sıralarda Musul’da bulunan Hz. Cercis (a.s) bir gün kral Dadiyan’ın huzuruna çıkmaya karar verdi. Arkadaşlarına;
“Bu gizlilik içinde ne zamana kadar kalacağız? Kişi dini yolunda gerekirse ölmelidir! Kafirler yanında zelil yaşamaktan iyidir. Ne kadar malım varsa size veriyorum. Fukaraları gözetin, yardımlarınızı eksik etmeyin. Ben bugün kralın huzuruna çıkıp hakkı tebliğ edeceğim. Eflun’a tapmanın yanlış olduğunu bildireyim. Gittiği yolun batıl olduğunu haber vereyim. Hak dine girmesini teklif edeyim. Belki, Hak Teâlâ ona insaf verir de hidayete erir. Sizler de onun belâsından böylece emin olursunuz. Yahut da gazapla bana işkence ederek öldürür.”
Allah’a sığındı ve kral Dadiyan’ın huzuruna çıktı. O sırada kral, Eflun’a tapmayanların bulunduğunu öğrenmiş, kızgınlığından küplere binmişti. Cercis (a.s) dedi ki:
“Ey kral! Allah’ın kullarına kızarsın. Oysa sen de Allah’ın bir kulusun. Halk da Allah’ın kullarıdır ki, Allah onları senin elinde kıldı, sana muhtaç eyledi. Bu halkı secde etmeye çağırdığın put melundur. Senin öyle bir Allah’ın vardır ki, seni ve bütün varlıkları o yaratmıştır. Bütün mahlûkat onun kullarıdırlar. Bütün mahlûkata hiç yoktan o rızkı verir. Bütün mahlûkata hayat veren, diri eden, yaşatan ve öldüren O’dur. Seni yaratan Allah’ı bırakıp, ellerinizle altın ve gümüşten düzdürdüğünüz bir cansız şekle nasıl bu İlahımızdır, dersin. O nedir ki, ona İlah dersin. Ne faydası ve ne de zararı vardır. Sen gel de Allah’a iman et ve teslim ol. Bak ne büyük fayda göreceksin. Küfrü bırak, Eflun’dan vazgeç.”
Kral Dadiyan kızgınlığından ağzı köpürmüş vaziyette Cercis (a.s)’a baktı ve bağırdı:
“Sen kimsin behey adam? Sen nice kişisin? Nereden geldin ki, bana anlaşılmaz sözler söylersin?
Cercis (a.s), gayet sakin ve emin olarak cevap verdi:
“Ben Cenabı-ı Hakk’ın zayıf ve hakir bir kuluyum. Seni Allah’a inanmaya davet ediyorum. Sana hakkı tebliğ ediyorum ki, puta tapmaktan, halkı da zorla taptırmaktan vazgeçesin. Ve artık Allah’a dönesin, Allah’a ibadet edesin.
Kral Dadiyan daha da sinirlendi. Fakat Cercis (a.s)’ın fikirlerini aklınca çürütmeden onu cezalandırmayı makamına uygun bulmadı. Dedi ki;
“Senin övdüğün İlah eğer gerçekten de dediğin gibi olsaydı, seni böyle aç ve sefil bırakır mıydı? Görmez misin benim İlahım bana nice mertebeler verdi. Bu gördüğün halkın içinde nice zenginler vardır. Hepsi de Eflun’un uğurlu inancıyla zengin oldular…”
Cercis (a.s) :
“Allah isterse bu dünyada verir, isterse ahrette verir. O verdiği zaman ebedi olarak verir. Bu dünya geçicidir. Kaç günlük krallığın var? Hiç düşündün mü? Senden önce o koltuktan kimler geldi, kimler geçti haberin var mı? Senin de sonun onlara benzeyecek, şüphen mi var? Devlet dediğin ebedi olmalı. Nimet dediğin sonsuz olmalı. Lezzet ve keyif dediğin hesapsız olmalı. Senin sahip olduğun bütün varlıklar ise yok olmaya mahkûmdur. Sen de yok olmaya mahkûmsun. Nasıl senden önceki krallar da şu anda yoksa sen de onlar gibi ölüme mahkumsun. Geçmiş zamana bir bak; büyük bir mezaristan göreceksin. Kimler yok ki, içinde; en başta senin anan ve baban, ataların ve hatta sevdiklerin, kimler yok ki içinde. İstersen önüne yani gelecek zamana bir bak! Dikkatle bakarsan, ağzını kocaman açmış büyük bir mezar seni bekliyor. Aldığın her nefes, attığın her adım seni o mezara, kabre biraz daha yaklaştırıyor. Demek ki, sen iki mezar arasında bir yaşam sürmektesin. İşte senin saltanat, haşmet dediğin gerçekler bunlardır. Kendini avutuyorsun, kendini aldatıyorsun..”
Cercis aleyhisselâm, kral Dadiyan’a tebliğini çekinmeden yaptı ve bedelini de canıyla ödedi.
Kral ona dayanılmaz işkenceler yaptırdı. Ağaçlara bağlattı. Mübarek vücudunu demir taraklarla tarattı. Ateşten ve kaynar sulardan geçirdi. Cercis (a.s), her türlü işkenceden mucize eseri sağ olarak kurtuldu. Her defasında Rabbi’ne duada ve tazarruda bulundu. Çünkü Rabbi ondan ‘her halinde gizlice yalvarıp yakarmasını ve gizlice dua etmesini söylüyordu’. (A’raf 55).
Cercis (a.s), kral Dadiyan’dan ne korkuyor ve ne de nimet bekliyordu. O sadece ve sadece Rabbi’nden korkuyor ve onun rahmetini umarak dua ediyordu.
Kral’ın her işkencesinde Cercis (a.s) Rabbi’ne daha da yakarıyor, duasında gizli ve açık olarak Rabbi’nden yardım talep ediyordu. Bütün halk onları seyrediyor, Cercis’in Rabbi’nin bu dua ve isteklere nasıl cevap vereceğini merak ediyordu. Bir tarafta Eflun putu ve beri tarafta dayanılmaz işkencelere tabi tutulan Cercis (a.s).
Kral Cercis’i (a.s) soyarak direğe bağlattı. Vücudunu demir taraklarla tarattı. Etleri lime lime parçalandı. İnsanlar dehşet içinde olanları seyrediyorlardı. Gözlerine inanamıyorlardı. Çünkü, Cercis (a.s) büyük bir metanet ve sabır içinde en ufak bir ah u fizar çekmiyor, yeri göğü inletmesi gereken bağırışları ve iniltileri çıkmıyordu. Ölmesi gerekirken ölmüyordu.
Evet, evet bu duaları ve yalvarışları Rabbi tarafından kabul görmüş olmalı ki, işkenceye dayanabilsin, diye halk söylenmeye başladı.
Kral ise şaşırmıştı. Yeri göğü inletmesi gerekirken, kendisine kurtulması için yalvarması gerekirken, o hala inancında diretiyor ve ‘Bir’ dediği Rabbi’ne dua ediyordu.
Derhal daha büyük bir işkenceye aldılar. Kralın emriyle tuzu sirkeye katıp, Cercis’in iplik gibi baştan başa dilinmiş vücuduna döktüler. Yine ölmedi. Allah’u Teala’nın ihsanı ile hiç acı duymuyordu.
Kral kızgınlığından delirmek üzere idi. Çünkü insanlara karşı rezil ve aciz duruma düşmüştü. Cercis’in (a.s) Rabbi’nin gücünü halk konuşmaya başladı. Halk Eflun putundan şüphe duymaya ve açıkça bunu konuşmaya başladılar. Bu durum karşısında kralın emri üzerine başka bir işkence ile öldürmeyi düşündüler. Fakat hangi tür işkenceye başvurdu iseler Cercis (a.s) mucize eseri olarak sağ kurtuldu. Mücadelesinden yılmadı. Nihayet sonunda bu işkencelerle şehit oldu.
ZULME BOYUN BÜKMEMEK !
Ubeyde bin Cerrah (r.a) der ki;
“Peygamberimize bir gün Allah katında en değerli şehit kimdir? diye sordum. Bana şöyle cevap verdi:
“Allah katında şehitlerin en yüksek derecelisi, zalim bir valinin (idarecinin) karşısına dikilerek iyiliği emredip, kötülükten alıkoymaya çalışırken öldürülen kimsedir. Zalim vali onu öldürtmediği taktirde ne kadar yaşarsa yaşasın artık onun defterine günah yazılmaz.”
Hasan El Basri’den (r.a) rivayet edildiğine göre Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
“Ümmetimin en yüksek dereceli şehidi, zalim bir devlet başkanının karşısında dikilip iyiliği emredip, kötülükten sakınmasını ona hatırlatan ve bu yüzden öldürülen kimsedir. Böyle bir şehidin cennetteki yeri Hamza ile Cafer’in arasıdır.
Ulu Allah (c.c) Hz. Yuşa İbni Nun’a vahyetti ki, senin kavminden altmış bin kötü ile kırk bin iyi kimseyi helâk edeceğim. Hz. Yuşa; ya Rabbi kötüler için bir diyeceğim yok, fakat iyilerin helâke uğrama sebepleri acaba nedir ki? Diye sorar.
Ulu Allah buyurdu ki:
“Çünkü onlar kötülere karşı benim adıma öfke duymadılar. Aralarında hiçbir şey yokmuş gibi onlar ile birlikte yiyip içtiler.
ALINACAK HİSSE
Şayet bugün toplum olarak baskı ve tahakküm altında bir hayat sürüyor isek, yukarıdaki prensipler muvacehesinde kendimizi test etmeliyiz. Zulme ve haksızlığa karşı ne kadar tavır alabiliyoruz? Yoksa bana dokunmayan yılan bin yaşasın düşüncesi içinde mi davranıyoruz?
Bizi yönetecek olanları seçerken hissi, nefsi ve kendi menfaatimizi ön plana alarak mı hareket ediyoruz? Yoksa toplumun ana menfaatini, millete olan hizmetlerini düşünerek mi tavır koyuyoruz? Unutmayalım ki, bir devletin reisi, milletin yanında, bedendeki kalb gibidir. Kalb, temiz, iyi olunca, beden iyi işler yapar. Kalb bozuk olunca bütün uzuvlar, hep kötü iş yapar. Bunun gibi devlet reisi iyi ise, millet de iyi olur. İleriye gider. O bozuk olursa, millet de bozulur. Felâkete gider. Müslüman toplum başına gelen sıkıntıları, felâketleri bu noktadan değerlendirmelidirler. Ne derece Haktan yana ve ne derece nefisten yana davrandıklarına baksınlar. Böylece başlarına gelen felâketlerin müsebbibinin kendileri olduklarını ve bunu değiştirmenin yolunun da Hakka uymaktan geçtiğini anlasınlar.
Eğer yapılan haksızlıkları görmezden gelip kendi tatlı hayatlarını sürdürüyorlarsa unutmasınlar ki, bir gün aynı muameleye, şiddete, baskıya onlarda maruz kalacaklar.
Hz.Yuşa (a.s)’nın kavmine gelen ilahi tokat her ümmetin bencil ve nefsi hareketlerinde başlarına gelecek olan âdetullah, sünetullah diye tabir edilen bir ilahi tokat olarak toplumların başlarında beklemektedir.
Recai BİLEN

Toplam Görüntülenme: 45 Bugün Görüntülenme:0 Son Görüntülenme: 31 January 2012

LÛT ALEYHİSSELÂM

Ürdün ile Filistin arasındaki kavme peygamber gönderilmiştir.

Kur’ân-ı kerim’de ismi bildirilen peygamberlerden. İbrâhim aleyhisselâmın kardeşinin oğludur. İbrâhim aleyhisselâm ve ona inananlarla birlikte Nemrûd’un memleketinden hicret edip Şam’a geldikten sonra, Lût gölü yakınındaki Sedûm şehri halkına peygamber gönderildi. İnsanlara İbrâhim aleyhisselâmın dinini tebliğ etti. İbrâhim aleyhisselâmla birlikte Bâbil’den hicret edip, Şam diyârına geldikleri zaman Cebrâil aleyhisselâm gelerek Lût gölü civÂrındaki Sedûm bölgesi ahâlisine peygamber olarak gönderildiğini bildirdi. İbrâhim aleyhisselâmdab ayrılarak Sedûm bölgesine gitti. Bu bölgede ahlâksız ve sapık bir millet türemişti. Putlara tapıyorlar, soygun yapıyorlar, zayıfları eziyorlardı. İğrenç olan livata (homoseksüellik; bugün tedâvisi mümkün olmayan AIDS hastalığına sebep olan cinsi sapıklık) yapıyorlardı. Lût aleyhisselâm onları çirkin işlerden menedip, doğru yola dâvet etti. Bu husus Kur’ân-ı kerimde Şuarâ sûresi 161- 164. âyetlerde meâlen şöyle bildirilmektedir. : “Kardeşleri Lût onlara: Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş emin, güvenilir bir peygamberim. Artık Allah’tan korkun ve bana itâat edin! Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim âlemlerin Rabbine âittir, dedi. ” Sedum halkı hazret-i Lût’un dâvetine uymadılar. İsyân edenler arasında kendi hanımı da vardı. O da kocası hazret-i Lût’a inanmamıştı. Kâfirlerle bir olup, ona ihânet etmişti. Bu azgın ve cinsi sapıklıkla uğraşan kavim, imân etmedikleri gibi hazret-i Lût’u ve ona inananları memleketlerinde kovmaya kalkıştılar. Lût aleyhisselâm bu kavme nasihat edip, doğru yola dönmezlerse Allahü teâlânın azâbına uğrayacaklarını bildirdi. Buna rağmen isyândan ve fuhuştan vazgeçmediler. Hattâ hazret-i Lût’a “Doğru sözlü isen bahsettiğin azâbı getir de görelim” dediler. Sapık kavmin isyânının gittikçe artması üzerine Allahü teâlâ onları cezâlandırmak için melekler görevlendirdi. Bu melekler Cebrâil, Mikâil, Azrâil aleyhisselâm bir rivâyete göre de Cebrâil aleyhisselâm ile birlikte on iki melekti. Melekler önce İbrâhim aleyhisselâma uğrayıp, kendisine bir oğlan evlâdı (hazret-i İshâk) verileceğini müjdelediler ve azgın Sedum halkını helâk etmek üzere geldiklerini söyleyip ayrıldılar. Öğle veya akşam vakti Sedum beldesine gidip hazret-i Lût’u buldular. Melekler nûr yüzlü genç delikanlı sûretinde hazret-i Lût’un evine gelince hazret-i Lût’un isyankâr hanımı, durumu azgın Sedum halkına bildirdi. Azgın Sedum halkı hazret-i Lût’un evinin etrâfını sarıp misâfirlerini bize teslim et diyerek musallat olmaya kalkıştılar. Hazret-i Lût onlara nasihat ettiyse de dinlemeyip kapıyı zorladılar. Bunun üzerine melekler: “Ey Lût! Gerçekten biz Rabbinin elçileriyiz. Kalbini onlardan gelecek bir korku ve zarar ile meşgul etme. Onlar sana aslâ dokunamazlar. Cebrâil aleyhisselâm dedi ki, hemen gecenin bir kısmında ev halkınla çık git veiçimizden hiçbiri geri kalmasın, ancak hanımın hâriç, çünkü kavmine isâbet edecek azâb ona da gelecektir. Onların helâk zamânı sabah vaktidir.”

Azgın kavim içeri girmek için kapıyı kırınca Cebrâil aleyhisselâm; “Ey Lût kapıyı aç ve geriye çekil gelsinler dedi. Lût aleyhisselâm kapıyı açıp geri çekildi. Cebrâil aleyhisselâm kanadını önlerine gerdi ve içeriye hücum eden azgınların gözleri âniden kör oldu, bunun üzerine şaşkın şaşkın kaçışmaya başladılar. Bu husus Kur’ân-ı kerim’de Kamer sûresi 44. âyette meâlen şöyle bildirilmektedir: “Lût’tan kavmi, misâfir melekleri istediler! Hemen biz onların gözlerini kör ettik. (Anadan doğma gibi kör oldular) işte azâbımı ve tehditlerimin âkıbetini tadın dedik. ” Lût aleyhisselâm kendine tâbi olanlarla geceleyin Sedum beldesinden ayrılıp Sa’r şehrine gitti. Cebrâil aleyhisselâm Sedum beldesini kanadıyla alt üst etti. Üzerlerine şiddetli taş yağmaya başladı, nihâyet hepsi helâk olup gitti. Bu hususta Kur’ân-ı kerim’in Kamer sûresi 38. âyet-i kerimesinde meâlen; “Celâlim hakkı için, bir sabah vakti devamlı bir azâb onları bastırıverdi. ” Ve Hicr sûresi 73- 74- 75. âyetlerde de; “Nihâyet onları güneşin doğma vaktinde korkunç gürültü yakalayıverdi. Hemen şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taş yağdırdık. Elbette bunda keskin anlayışlar için ibret alâmetleri var. ” buyrulmaktadır. Lût’un aleyhisselâm kavminin yaşadığı ve helâk oldukları topraklar Kur’ân-ı kerimde alt-üst olan memleket mânâsına gelen “El-mü’tefikât” şeklinde zikredilmiştir. Sedum beldesi alt-üst olduktan sonra kaynarsular fışkırıp göl hâline geldi. Bu gün bu bölge, Lût Gölü adıyla anılmaktadır. Yahûdi kaynaklarında ise bu belde (sodom) ismiyle geçmektedir. Lût aleyhisselâm, kavminin helâkınden sonra, Şam bölgesine gidip, amcası İbrâhim’in (aleyhisselâm) yanında yedi sene kaldı. Sonra Hicâz’a gidip, seksen yaşında iken orada vefât etti. Kabrinin, İbrâhim aleyhisselâmın kabrinin de bulunduğu Filistin’deki Halilürrahmân’da veya Mekke-i mükerremede Kâbe yanında Hatim denilen yerde olduğu rivâyet edilir. Kur’ân-ı kerim’de yirmi yedi âyette Lût aleyhisselâmdan bahsedilmektedir.

Mûcizeleri:

1-Bulutsuz yağmur yağdırmıştır. Kavmini doğru yola dâvet ettiği vakit, mûcize olarak bulutsuz yağmur yağdırmasını istediler. Duâsı kabul olunup, elleriyle göğe işâret etmesi vahyedildi. Göğe işâret edince yağmur yağmaya başladı. 2-Duâsı bereketiyle otsuz bir dağda ot bitmiştir. Kavmi Lût aleyhisselâmın koyunlarını otsuz bir dağa toplayıp başka yere salmadılar. Hayvanlar açlıktan telef olmaya başlamıştı. Hazret-i Lût kuruyan dağda ot bitmesi için duâ etti ve yemyeşil otlar bitti. Azgın kavmin koyunları o dağdan otlasa hemen ölürdü. Bu mûcizesi ile kırk kişi imân etmiştir. 3- Taşlar, çakıllar ve kum tâneleri, Lût aleyhisselâm ile konuşmuşlardır. Kavmininisyânı üzerine taş parçaları dile gelip, “Kavminin imân etmiyeceği sizce muhakkak ise cenâb-ı Hakk’a duâ et, onları yakmak için bizi ateş eylesin. ” dediler. 4-Kavmi, ona eziyet vermek için üzerine ufak taşlar atardı. Allahü teâlânın koruması ile hiçbiri ona dokunmazdı. 5- Üzerine yattığı taşlar döşek gibi yumuşak olmuştur. Kavmi, kendisini öldürmek için karar verince ilâhi emre uyarak onlardan uzaklaşıp bir dağa gitti. Çok yorulduğundan bir yerde uyuyup kalmıştı. Peşinden gelen yedi kişi, onu gördüklerinde sırt üstü yatmış, altında bulunan taşlar döşek gibi yumuşayıp çukurlaşmıştı. Onu tâkip eden yedi kişi bu hâli görünce imân etmiştir. 6-Lût aleyhisselâm çok uzak yerlerde olan şeyleri görüp haber verirdi. Çocuğu kaybolan biri gelip, nerede olduğunu sorunca duâ etti. Allahü teâlâ da ona bildirdi. O da, çocuğun olduğu yeri söyledi.

Ahmed bin Hanbel ve ibn-i Mâce’nin bildirdikleri hadis-ü şeriflerde, peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Lût kavmi hakkında buyurdu ki: On şet vardır ki Lût kavmi onları yapmış ve o yüzden helâk edilmiştir. Ümmetim ise onlara bir de kendisi katar. Bunlar; livâta (erkek erkeğe münâsebet), fındık gibi taşları sapanla atmak, güvercinle (kumar) oynamak, def çalmak, (kadınlar için düğünlerde ruhsat vardır) içki içmek, (özürsüz) sakal kesmek, (emredilenden fazla) bıyık uzatmak, ıslık çalmak, el çırpmak, (erkekler için) ipek gömlek giymek bir tâne de ümmetim ilâve eder ki; o da kadın kadına münâsebette bulunmaktır. Lû kavminin işini (livâta) yapan mel’undur. Benden sonra ümmetim hakkında en korktuğum şey Lût kavminin yaptığını yapmalarıdır.

Toplam Görüntülenme: 345 Bugün Görüntülenme:0 Son Görüntülenme: 04 February 2012

İLYÂS ALEYHİSSELÂM

İsrâiloğullarına gönderildi ve Hârun aleyhisselâmın torunlarındandır.

Beni İsrâil’e gönderilen peygamberlerden, Mûsâ aleyhisselâmın dinini insanlara bildirmek için Allahü teâlâ tarafından vazifelendirildi. Hazret-i Mûsâ’dan sonra Beni İsrâil kavmine gönderilen peygamberlerin hepsi Tevrât’ın hükümlerini unutan, yerine getirmeyen insanlara bunları bildirmek için gönderildi. Beni İsrâil, o zaman Şam ve civârındaki dağınık küçük devletler hâlinde yaşıyordu. Çünkü Yûşâ bin Nûn, Şam kıtasını fethedip, Beni İsrâil’e taksim etmişti. Bir kabiliye de Baalbek ve etrâfını verdi. İlyâs aleyhisselâm Baalbek’in kabilesinde bulunuyordu. Beni İsrâil zamanla yoldan çıkmış, aralarında fesat ve karışıklık başlamıştı. Tevrât’taki Allahü teâlânın emirlerini unutmuşlar, putlara tapmaya başlamışlardı. İlyâs aleyhisselâm peygamber olarak gönderildiği zaman, Ba’l adında 8-10 metre büyüklüğünde bir puta tapıyorlardı. Hazret-i İlyâs; “Ba’l'den vazgeçiniz ve her şeyin yaratıcısı olan Allah’a ibâdet ediniz. ” diye nasihat etti. Fakat dinlemediler. Onları Allah’ın azâbı ile korkuttu ise de, beldelerinde çıkarttılar. Allahü teâlâ da onlardan feyz ve bereketi kaldırdı. Yağmurlar kesildi, kıtlık başladı. Hayvanlar susuzluktan öldü. Başlarına çeşitli belâlar geldi.

İlyâs aleyhisselâm bu kıtlık yıllarında imânı gizlice halka anlatıyordu. Bütün evlerde kıtlık varken, inananların evlerine, İlyâs aleyhisselâmın bir mûcizesi olarak, bolluk ve bereket gelmişti. Herkes kokmuş leş yerken, bunların eviyiyecek doluydu. Baalbek hükümdârınınhazineleri doluydu. Fakat satın alacak yiyecek bulamıyorlardı. Nihâyet hatâlarını anladılar ve hazret-i İlyâs’ı bularak af dileyip imân ettiler. İlyâs aleyhisselâma, sen bize duâ et, dediler. Her ne söylerse ona tâbi olacaklarına söz verdiler. Hazret-i İlyâs, Allahü teâlâ ya duâ etti. Belâ ve musibetin kalkmasını diledi. Allahü teâlâ hazret-i İlyâs’ın duâsını kabul etti. O belde yeniden feyz ve berekete kavuştu. Bol bol yağmur yağdı. Her taraf yeşerdi. Memlekette büyük bir ferahlık meydana geldi. İsrâiloğulları sonra hazret-i İlyâs’a: “Senin duân ile kurtulduk. Ancak ekebileceğimiz tohum yok. Duâ et de tohum elde edelim. ” dediler. Hazret-i İlyâs duâ etti. Allahü teâlâ tuz ekmelerini bildirdi. Tarlalara tohum yerine buz ektiler. Mûcize olarak yerde nohut yetişti. İsrâiloğulları bu hâl üzere bir müddet hazret-i İlyâs’a tâbi oldular. Fakat hak yolda sebât etmeleri uzun sürmedi. Yine nankörlük edip, doğru yoldan ayrıldılar. Bu durum üzerine hazret-i İlyâs, Allahü teâlânın izni ile gitgide perişan oldular. Kur’ân-ı kerim’de Sâffât sûresinde bunların isyânları sebebiyle Cehennem’e gidecekleri bildirilmektedir.

Abdullah ibni Abbâs’tan rivâyet edildiğine göre; hazret-i İlyâs Baalbek’ten çıkınca, ilâhi emirleri bildirmek üzere dolaşırken yolu bir köye düştü. bu köydeki insanlara nasihat etti. Onları imâna dâvet etti. Köylüler onu severek köylerinde bir müddet kalmasını istediler. O da kabul etti ve İsrâiloğullarından ihtiyâr bir kadının evinde misâfir oldu. Bu kadının hasta bir oğlu vardı. Hastalığına bir türlü şifâ bulamamıştı. İhtiyâr kadın oğlunun durumunu hazret-i İlyâs’a anlatarak çocuğunun şifâ bulup bu dertten kurtulması için Allahü teâlâya duâ etmesini istedi. Hazret-i İlyâs, üzülme şifâ Allahü teâlâdandır, dedi. Abdest alıp iki rekât namaz kıldı. Hasta çocuğz şifâ vermesi için Allahü teâlâya yalvardı. Allahü teâlâ duâsını kabul etti. Hasta çocuk iyileşti. Bu çocuğun adı Elyesa idi. Şifâ bulduktan sonra hazret-i İlyâs’a imân etti. Yanından ayrılmadı. Ondan Tevrât’ı öğrendi. Hazret-i İlyâs’ın vefâtından sonra da İsrâiloğullarına peygamber olarak gönderildi. Kur’ân-ı kerim’in Sâffât ve En’âm sûrelerinde İlyâs aleyhisselâmla ilgili haberler vardır.

Toplam Görüntülenme: 330 Bugün Görüntülenme:0 Son Görüntülenme: 07 January 2012


Free PageRank Checker

Zirve100 Site ekle
Zirve100 Site istatistikleri