Kandil Özel - SanalAlemci

SanalAlemci ‘Kandil Özel’ Kategorisi

Peygamber Efendimizin (sa.v) İsra ve Mirac Mucizesi

Perşembe, Temmuz 8, 2010 10:50 1 Yorum
Derecelendir

Peygamberimiz Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimizin İsra ve Mirac Mucizesi

Bu bölümde Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’in isra ve miraç mucizesini anlatacağız..Yazımıza geçmeden önce her zaman olduğu gibi din üzerine bir kaç güzel söz ile başlayalım:
Din bir kilavuzdur, kilavussuz kaybolursun
Allah için söylenmeyen bir sözde hayır yoktur. (hz. Ebu Bekir)
Ey evlat! Dinini yemişle değişme. (Abdulkadir Geylani)
Köpeklerin dudaklari degdi diye deniz kirlenmez (Mevlana)
Şimdi esas itibari ile bahsetmeye çalıştığımız isra ve mirac mucizesi konusuna dönelim:a) Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Mîrâcı

İkinci Akabe görüşmesinden sonra, Mekke Devri’nin 11′inci yılı Recep ayının 27′inci gecesi (Hicretten 19 ay önce) Peygamber Efendimizin “İsrâ ve Mîrâc” mûcizesi gerçekleşti.

İsrâ, gece yolculuğu ve gece yürüyüşü; Mîrâc ise, yükseğe çıkmak ve yükselme âleti demektir. Bu büyük mûcize, gecenin bir bölümünde cereyân ettiği ve Rasûlullah (s.a.s.) bu gece semâlara ve yüce makamlara yükseldiği için bu mûcizeye “İsrâ ve Mîrâc” denilmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’de el-İsrâ Sûresi’nin 1′inci âyetinde:

“Kulu Muhammed (s.a.s.)’i, bir gece Mescid-i Harâm’dan, kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için, etrâfını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ın şânı ne yücedir. Doğrusu O işitir ve görür.” buyrulmuştur.

Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)’in Mekke’deki Mescid-i Harâm’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya olan mîrâcı, yukarıda anlamı yazılan âyet-i kerime ile sâbittir. Mescid-i Aksâ’dan semâlara ve yüce makamlara yükseldiğini ise, Peygamber Efendimizden nakledilen sahîh hadîs-i şerîflerden öğrenmekteyiz. Hadîs-i şerîflerde anlatılanların özeti şöyledir.(114)

Rasûlullah (s.a.s.) bir gece Kâbe’nin “Hatîm” denilen kısmında iken, Cebrail’in getirdiği “Burak” denilen bineğe binerek Kudüsteki Mescid-i Aksâ’ya gelip burada namaz kılmıştır. Buradan da “Mîrâc” denilen âlete binerek, semâlara yükselmiştir. 1′inci semâda Hz. Âdem, 2′inci semâda Hz. Yahyâ ve Hz. İsâ, 3′üncü semâda Hz. Yûsuf, 4′üncü semâda Hz. İdrîs, 5′inci semâda Hz. Harûn, 6′ıncı semâda Hz. Mûsâ ve 7′inci semâda Hz. İbrâhim ile görüştü. Bunlardan her biri Rasûlullah (s.a.s.) ‘i selâmlayıp tebrik ettiler, “hoşgeldin sâlih kardeş,” dediler.

Daha sonra “Sidretü’l-müntehâ”ya yükseldi. Orada kazâ ve kaderi yazan kalemlerin çıkardıkları sesler duyuluyordu. Sidretü’l-müntehâ’dan ötesi, sözle anlatılması mümkün olmayan bir âlemdi. Buraya kadar beraber oldukları Cebrâil de buradan öteye geçememiş, “benim için burası sınırdır, parmak uçu kadar daha ilerlersem, yanarım…” demiştir

Mîrâcta Cenab-ı Hakk, sevgili Peygamberine nice âlemler gösterdi. Kuluna vahyedeceğini vâsıtasız vahyetti.

Bu makamda Hz. Peygamber (s.a.s.)’e üç şey verildi.(115)

1) Beş vakit namaz farz kılındı.(116)
2) Bakara Sûresi’nin son iki âyeti (Amene’r-rasûlü…) vahyedildi.
3) Ümmetinden şirk koşmayanların Cennet’e girecekleri müjdesi verildi.

“Bunu O söylemişse inandım gitti. Ben O’nu bundan daha önemli olan konularda tasdik ediyorum. Akşam- sabah göklerden vahiy geldiğini söylüyor, buna inanıyorum…” dedi. Bu yüzden Hz. Ebû Bekir’e “Sıddîk” denildi.
Ehli- sünnet bilginlerinin çoğunluğuna göre, İsrâ ve Mîrâc aynı gecede; Rasûlullah (s.a.s.) ‘in rûh ve vücuduyla birlikte uyanık hâlde iken olmuştur. İsrâ ile Mîrâcın ayrı gecelerde olduğunu, rüyâ hâlinde ve rûhâni olarak vuku bulduğunu kabûl eden bilginler de vardır; fakat bunların sayısı azdır.(119)

c) Mîrâc’ta Teşri Kılınan Hükümler

Kur’ân-ı Kerîm’de, Mirâc’ın en yüksek hâli anlatılırken:

“(Rabbına) iki yay kadar veya daha da yakın oldu. Allah Kulu’na vahyettiğini o anda vahyetti…” (en Necm Sûresi, 9-10) buyrulmaktadır.

Bu âyetlerden Rasûlullah (s.a.s.)’e, Mîrâc’ta pek çok esrâr ve maârifin bildirildiği anlaşılmaktadır.

Baştan sona Mîrâc ve Mîrâc’ta teşri kılınan hükümlerin anlatıldığı el-İsrâ Sûresi’nin 80′inci âyetinde Hz. Peygamber (s.a.s.)’e: “Rabbim, beni şerefli bir girişle (Medine’ye) koy, sâlim bir çıkışla da (Mekke’den) çıkar” diye dua etmesi emredilerek yakında hicretine izin verileceğini; 81 ‘inci âyetinde ise:

“De ki: Hakk geldi, bâtıl yok olup gitti, esâsen bâtıl yok olmağa mahkûmdur” buyurularak çok yakında İslâm’ın küfre galebe çalacağına, neticede Mekke’nin Rasûlullah (s.a.s.) tarafından fethedilip Kâbe’nin putlardan temizleneceğine işâret olunmuştur. Yine aynı sûrenin 23-29′uncu âyetlerinde dinin temelini teşkil eden hükümler yer almıştır. Bu âyetlerin anlamları şöyledir:

“Rabb’ın şunları kesinlikle hükmetti: Kendisinden başkasına kulluk etmeyin. Ana-babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi, senin yanında ihtiyarlayacak olursa, onlara “öf” bile deme, onları azarlama, her ikisine de hep tatlı söyle. Onlara şefkatle tevâzu kanadını ger ve ‘Rabbım, onlar, küçükken beni nasıl ihtimâmla yetiştirmişlerse, sen de kendilerini öylece esirge..’ diye onlar için duâ et.
Rabbınız, içinizdekini en iyi bilendir. İyi kimseler olursanız, kendisine yönelip tevbe edenleri bağışlar.

Hısıma, yoksula, yolda kalmışa, herbirine hakkını ver. Elindeki malını saçıp savurma, saçıp savuranlar, şüphesiz şeytânla kardeş olmuşlardır. Şeytân ise Rabb’ına karşı son derece nankördür.

Rabbından umduğun rahmeti elde etmek için hak sahiplerinden yüz çevirmek zorunda kalırsan, bâri onlara yumuşak söz söyle (sert davranma).

Elini boynuna bağlayıp cimrilik etme, onu büsbütün açıp hepsini de saçma. Yoksa pişmân olur, açıkta kalırsın,
Şüphesiz Rabb’n, dilediği kimsenin rızkını genişletir, dilediğininkini daraltır, ölçü ile verir. O, kullarını gören ve her şeyden haberdâr olandır.

Çocuklarınızı yoksulluk korkusu ile öldürmeyin. Onları da sizi de Biz rızıklandırırız. Şüphesiz ki onları öldürmek büyük bir suçtur.

Sakın zinâya yaklaşmayın. Doğrusu bu çirkindir ve çok kötü bir yoldur.

Allah’ın harâm kıldığı cana, haklı bir sebep olmadıkça kıymayın. Haksız yere öldürülen kimsenin velisine bir yetki vermişizdir. Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin. Çünkü o, ne de olsa yardım görmüştür.

Erginlik çağına ulaşıncaya kadar, yetîmin malına, en güzel şeklin dışında yaklaşmayın. Bir de verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü verilen sözde sorumluluk vardır.

Ölçtüğünüz zaman ölçeği tam yapın, doğru terâzi ile tartın. Bu daha iyi ve sonuç bakımından daha güzeldir.
Bilmediğin şeyin ardına düşme. Doğrusu kulak, göz ve kalb, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur.

Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü ne yeri delebilir, ne de boyca dağlara ulaşabilirsin, (onlarla büyüklük yarışı yapabilirsin). Rabb’ının katında bunların hepsi, beğenilmeyen kötü şeylerdir.

Bunlar Rabb’ının sana bildirdiği hikmetlerdir. Sakın Allah’la beraber bir başka tanrı edinme. Yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak Cehennem’e atılırsın.” (İsra Sûresi, 23-29).

Bu âyetlerdeki ilâhî emirler şöylece özetlenebilir:

1) Allah’tan başkasına kulluk etmeyin,
2) Anne-babaya iyi muâmele edin,
3) Hısıma,yoksula, yolda kalmışa haklarını verin,
4) Ne hasis, ne cimri, ne de müsrif (savurgan) olun,
5) Çocuklarınızı öldürmeyin,
6) Zinâya yaklaşmayın,
7) Haklı bir sebep olmadıkça cana kıymayın,
8) Daha iyiye götürmek amacı dışında yetim malına yaklaşmayın,
9) Verdiğiniz sözü yerine getirin, sözünüzde durun,
10) Ölçü ve tartıyı tam yapın,
11) Hakkında bilginiz olmayan şeyin peşine düşmeyin,
12) Yeryüzünde kibir ve azametle yürümeyin, alçak gönüllü olun.

Bu iki vakit namazdan başka, “Müzzemmil Sûresi”nin ilk âyetleri ile “gece namazı” farz kılınmıştı. Müslümanlar geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kılıyorlardı. Gece namazı bir sene kadar farz olarak devâm ettikten sonra, aynı sûre’nin son âyeti (Müzzemmil Sûresi, 20) ile farziyeti kaldırıldı, nâfile (tatavvu) namaz oldu. Mîrâc’da farz kılınan 5 vakit namaz ile bütün bu namazlar kaldırıldı. Ancak, Hz. Peygamber (s.a.s.)’e hâs, ona âit olmak üzere gece namazının farziyeti devâm etti. (Bkz. İsrâ Sûresi, 79; Tecrid Tercemesi, 2/231-232, Hadis No: 227′nin açıklaması; Tahir Olgun, İbâdet Târihi, 28-38, İst., 1946)

Alıntıdır

Toplam Okunma: 644 (Önbellek Kullanılıyor) | Son Görüntülenme: 08.03.2020

Bu Kategori Altında Yayınlanmıştır: Kandil Özel

Miraç Olayı Nasıl Gerçekleşmiştir?

Perşembe, Temmuz 8, 2010 10:32 1 Yorum
Miraç Olayı Nasıl Gerçekleşmiştir? 5/5 (100%) 1 Oy

Miraç Olayı..

Miraç Olayı Nasıl Gerçekleşmiştir?

Dr. Vehbi Karakaş’ın bir yazısını sizlerle paylaşmak istedim.

Dr. Vehbi Karakaş; Mirac gecesi, Peygamberimizin Mekke’de bulunduğu bir sırada uyku ile uyanıklık arası bir halde iken Cebrail’in (as) gelip, Peygamberimizi ameliyat ettiği, kalbini açıp zemzem ile yıkadığı, içi hikmet ve iman dolu altından bir tas getirip içindeki hikmet ve imanı Hz. Peygamber’in kalbine boşalttığı sonra da üzerini kapattığı bir gecedir.
Mirac gecesi, Kâinatın Efendisi sevgili Peygamberimize Cennet’ten, katırdan küçük, merkepten büyük, şimşek gibi çakan, yıldırım gibi uçan, adımını gözün gördüğü en uzak noktaya atan ak bir Burak’ın getirildiği, Peygamberimizin ona bindirildiği, Kudüs’teki Beytü’l-Makdis’e götürüldüğü, Burak’ı mescidin kapısına bağlayıp içeri girdiği, orada iki rekat namaz kıldığı, bir rivayete göre de orada hazır bulduğu bütün peygamberlere imam olup iki rekat namaz kıldırdığı ve bütün peygamberlerin varisi kılındığı, çıkınca Cebrail tarafından birisinde süt, birisinde şarap olmak üzere iki kadehin sunulduğu, Peygamberimizin onlara baktıktan sonra sütü tercih etmesi üzerine Cebrail’in: “Hamd olsun o ALLAH’a ki seni fıtrata uygun olana yönlendirdi. Şayet şarabı alsaydın ümmetin azıp sapardı!” dediği bir gecedir. Mirac gecesi, Peygamberimizin, Mescid-i Aksâ’dan Mirac ile, yani manevî bir asansörle yedi kat göklere çıkarıldığı, her katta gezdirilip bir peygamberle görüştürüldüğü bir gecedir. Hz. Peygamber (sas), göklere doğru yükselirken birinci katta Adem, ikinci katta İsa ve Yahya, üçüncüde Yusuf, dördüncüde İdris, beşincide Harun, altıncıda Musa, yedincide İbrahim’le (aleyhimüsselam) karşılaştığı, İbrahim Peygamber’i (as) Beytü’l-Ma’mûr’a sırtını dayamış dururken bulduğu bir gecedir.

Cennetlik ve cehennemlikler

Mirac gecesi, Peygamberimizin, göğün birinci katında ziyaret ettiği insanlığın babası Âdem’in (as) sağ ve solunda birtakım karaltılar gördüğü; sağına bakınca güldüğüne, soluna bakınca ağladığına şahid olduğu, Cebrail’e (as):

“Bunlar niçin ağlar, niçin güler?” diye sorduğu; Cebrail’in de (as):

“Bu karaltılar çocuklarının ruhlarıdır. Sağındakiler cennetlik, solundakiler cehennemliktir. Onun için sağına bakınca güler, soluna bakınca da ağlar.” diye cevap verdiği gecedir.

Alıntıdır

Toplam Okunma: 722 (Önbellek Kullanılıyor) | Son Görüntülenme: 08.03.2020

Bu Kategori Altında Yayınlanmıştır: Kandil Özel

Miraç Kandili Namazı

Perşembe, Temmuz 8, 2010 10:09 1 Yorum
Miraç Kandili Namazı 5/5 (100%) 2 Oy

Miraç Kandili

Bu Mübarek Geceyi Nasıl İhya Etmeliyiz ?

1- Mîrac gecesinde mutlaka bir cami’de olmaya gayret ediniz..  Çünkü camideki ibadet ile evde yapılan ibadet arasında çok büyük farklar var… Camide kılınan namaz, evde kılınan namazdan yirmiyedi kat daha sevaplı, eğer mescid ise… Cuma namazı kılınan büyük cami ise elli kat sevaplı… Bir de camiye giderken, gelirken attığın her adımdan insanın bir günahı affoluyor, bir hasene kazanıyor, bir derece de terfi ediyor, rütbesi yükseliyor.

Miraç Kandiliniz Kutlu Olsun 06 Haziran 2013 – (Tıklayınız)

O’nun için Mîrac gecesinde dikkat etmeniz gereken şeylerden birisi yatsı namazında mutlaka camide olacaksınız. Sabah namazında da mutlaka camide olacaksınız. Çünkü Hz. Osman (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:

“Kim yatsı namazını cemaatle kılarsa sanki gecenin yarısını ihya etmiş gibidir. Kim de sabahı da cemaatle kılmışsa gecenin tamamını ihya etmiş gibidir.”

Bu mükâfatı kaçırmamak lâzım!

2- Geceyi oruçlu olarak karşılayalım ve ertesi günü de, yani Receb ayının 26 ve 27. günlerini oruç tutalım.

Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz buyuruyor:

“Recep ayında bir gün ve gece vardır ki Receb’in 27. gecesidir. Kim o gün oruç tutar ve geceyi ibadetle geçirirse yüz sene oruç tutmuş ve yüz sene ibadet yapmış gibi olur”

3- Salat ü selâm okuyalım.. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize hiç olmazsa bir tesbih, salat ü selâm okumalıyız. Can ü gönülden, “Es-salatü ve’s-selamü aleyke ya Resûlellah” demeliyiz.

4- Bu mübarek gece kusur ve günahlarımızdan tevbe ve istiğfarda bulunmalıyız. En azından bir tesbih “Estağfirullah” demeliyiz.
5- Bol bol namaz kılalım.. Bu geceyi namaz kılarak ibadetle geçirmenin sevabı çok büyüktür. Mîrac gecesi ve gündüzündeki namazları cemaatle kılmaya son derece gayret göstermelidir. Kaza namazı bulunan kimseler, bu namazlarını kaza etmeye çalışmalıdırlar.

Üzerinde namaz borcu olan kimsenin bu gecede hiç olmazsa bir günlük namaz kaza etmesi uygun olur. Böylece hem borcunu öder hem de geceyi ihya etmiş olur.

Yatsı namazından sonra 12 rek’at “Hacet namazı” kılınır.

Beher rek’atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 10 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namaza niyet:

“Yâ Rabbî, rızâ-i şerîfin için niyet eyledim namaza. Bu gece yedi kat gökleri ve bütün esrârını göstererek muhabbetin ile müşerref kıldığın sevgili habîbin Resûl-i Zîşan Efendimiz hürmetine ben âciz kulunu afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne ve rızâ-i ilâhîne mazhar eyle, Allâhü Ekber.”

Namazdan sonra:

4 Fâtiha-i şerîfe, 100 defa: “Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym” 100 İstiğfâr-ı şerîf, 100 Salevât- şerîfe okunup duâ yapılır.

Bu namazda, İhlâs-ı şerîfeler 100′er adet okunursa veya bu namaz 100 rek’at olarak kılınırsa; bunu yerine getiren mü’min huzûr-i ilâhîye namaz borçlusu olarak çıkmaz.

Namaz borcu olanların hiç olmazsa 1 günlük namazlarını kaza etmeleri makbul olsa gerekir.

6- Mirac gecesinden sonraki gün, mutlaka oruçlu olmalıdır. o gün öğle ile ikindi arasında 4 rekat namaz kılınır.

Her rekatta Fatiha’dan sonra: 5 Ayetül Kürsi, 5 Kul ya Eyyühel Kafirün, 5 İhlası şerif, 5 Kul euzu birabbil felak, 5 Kul euzu birabbinas okunur.

Alıntıdır

Rabbim, Yaptığınız ve yapacağınız ibadetlerinizi kabul buyursun..

Toplam Okunma: 791 (Önbellek Kullanılıyor) | Son Görüntülenme: 22.03.2020

Bu Kategori Altında Yayınlanmıştır: Kandil Özel

MİRAC KANDİLİ TARİHLERİ (1900-2015 YILLARI ARASI)

Perşembe, Temmuz 8, 2010 9:37 6 Yorum
MİRAC KANDİLİ TARİHLERİ (1900-2015 YILLARI ARASI) 4.5/5 (90%) 2 Oy

MİRAC KANDİLİ (1900-2015 YILLARI ARASI)

NOT: MİRAC KANDİLİ 26/27 RECEB’DİR.

Miraç Kandilinin Anlamı ve Önemi Hakkında

1900-2015 Yılları Arası Tüm Kandil Tarihlerini Öğrenmek İçin Tıklayınız

MİLADİ YIL AY GÜN HİCRİ YIL
1900 19/20 KASIM PAZARTESİ/SALI 1318
1901 08/09 KASIM CUMA/CUMARTESİ 1319
1902 29/30 EKİM ÇARŞAMBA/PERŞEMBE 1320
1903 18/19 EKİM PAZAR/PAZARTESİ 1321
1904 06/07 EKİM PERŞEMBE/CUMA 1322
1905 26/27 EYLÜL SALI/ÇARŞAMBA 1323
1906 15/16 EYLÜL CUMARTESİ/PAZAR 1324
1907 04/05 EYLÜL ÇARŞAMBA/PERŞEMBE 1325
1908 24/25 AĞUSTOS PAZARTESİ/SALI 1326
1909 13/14 AĞUSTOS CUMA/CUMARTESİ 1327
1910 03/04 AĞUSTOS ÇARŞAMBA/PERŞEMBE 1328
1911 23/24 TEMMUZ PAZAR/PAZARTESİ 1329
1912 11/12 TEMMUZ PERŞEMBE/CUMA 1330
1913 01/02 TEMMUZ SALI/ÇARŞAMBA 1331
1914 20/21 HAZİRAN CUMARTESİ/PAZAR 1332
1915 09/10 HAZİRAN ÇARŞAMBA/PERŞEMBE 1333
1916 29/30 MAYIS PAZARTESİ/SALI 1334
1917 18/19 MAYIS CUMA/CUMARTESİ 1335
1918 07/08 MAYIS SALI/ÇARŞAMBA 1336
1919 27/28 NİSAN PAZAR/PAZARTESİ 1337
1920 15/16 NİSAN PERŞEMBE/CUMA 1338
1921 05/06 NİSAN SALI/ÇARŞAMBA 1339
1922 25/26 MART CUMARTESİ/PAZAR 1340
1923 14/15 MART ÇARŞAMBA/PERŞEMBE 1341
1924 03/04 MART PAZARTESİ/SALI 1342
1925 20/21 ŞUBAT CUMA/CUMARTESİ 1343
1926 09/10 ŞUBAT SALI/ÇARŞAMBA 1344
1927 30/31 OCAK PAZAR/PAZARTESİ 1345
1928 20/21 OCAK CUMA/CUMARTESİ 1346
1929 08/09 OCAK SALI/ÇARŞAMBA 1347
1929 28/29 ARALIK CUMARTESİ/PAZAR 1348
1930 17/18 ARALIK ÇARŞAMBA/PERŞEMBE 1349
1931 07/08 ARALIK PAZARTESİ/SALI 1350
1932 25/26 KASIM CUMA/CUMARTESİ 1351
1933 15/16 KASIM ÇARŞAMBA/PERŞEMBE 1352
1934 05/06 KASIM PAZARTESİ/SALI 1353
1935 25/26 EKİM CUMA/CUMARTESİ 1354
1936 13/14 EKİM SALI/ÇARŞAMBA 1355
1937 02/03 EKİM CUMARTESİ/PAZAR 1356
1938 21/22 EYLÜL ÇARŞAMBA/PERŞEMBE 1357
1939 10/11 EYLÜL PAZAR/PAZARTESİ 1358
1940 30/31 AĞUSTOS CUMA/CUMARTESİ 1359
1941 20/21 AĞUSTOS ÇARŞAMBA/PERŞEMBE 1360
1942 09/10 AĞUSTOS PAZAR/PAZARTESİ 1361
1943 29/30 TEMMUZ PERŞEMBE/CUMA 1362
1944 17/18 TEMMUZ PAZARTESİ/SALI 1363
1945 06/07 TEMMUZ CUMA/CUMARTESİ 1364
1946 26/27 HAZİRAN ÇARŞAMBA/PERŞEMBE 1365
1947 16/17 HAZİRAN PAZARTESİ/SALI 1366
1948 04/05 HAZİRAN CUMA/CUMARTESİ 1367
1949 25/26 MAYIS ÇARŞAMBA/PERŞEMBE 1368
1950 14/15 MAYIS PAZAR/PAZARTESİ 1369
1951 03/04 MAYIS PERŞEMBE/CUMA 1370
1952 21/22 NİSAN PAZARTESİ/SALI 1371
1953 11/12 NİSAN CUMARTESİ/PAZAR 1372
1954 31 MART/01 NİSAN ÇARŞAMBA/PERŞEMBE 1373
1955 21/22 MART PAZARTESİ/SALI 1374
1956 09/10 MART CUMA/CUMARTESİ 1375
1957 26/27 ŞUBAT SALI/ÇARŞAMBA 1376
1958 15/16 ŞUBAT CUMARTESİ/PAZAR 1377
1959 04/05 ŞUBAT ÇARŞAMBA/PERŞEMBE 1378
1960 25/26 OCAK PAZARTESİ/SALI 1379
1961 14/15 OCAK CUMARTESİ/PAZAR 1380
1962 03/04 OCAK ÇARŞAMBA/PERŞEMBE 1381
1962 23/24 ARALIK PAZAR/PAZARTESİ 1382
1963 13/14 ARALIK CUMA/CUMARTESİ 1383
1964 01/02 ARALIK SALI/ÇARŞAMBA 1384
1965 20/21 KASIM CUMARTESİ/PAZAR 1385
1966 09/10 KASIM ÇARŞAMBA/PERŞEMBE 1386
1967 30/31 EKİM PAZARTESİ/SALI 1387
1968 19/20 EKİM CUMARTESİ/PAZAR 1388
1969 08/09 EKİM ÇARŞAMBA/PERŞEMBE 1389
1970 28/29 EYLÜL PAZARTESİ/SALI 1390
1971 17/18 EYLÜL CUMA/CUMARTESİ 1391
1972 05/06 EYLÜL SALI/ÇARŞAMBA 1392
1973 25/26 AĞUSTOS CUMARTESİ/PAZAR 1393
1974 15/16 AĞUSTOS PERŞEMBE/CUMA 1394
1975 04/05 AĞUSTOS PAZARTESİ/SALI 1395
1976 24/25 TEMMUZ CUMARTESİ/PAZAR 1396
1977 13/14 TEMMUZ ÇARŞAMBA/PERŞEMBE 1397
1978 02/03 TEMMUZ PAZAR/PAZARTESİ 1398
1979 21/22 HAZİRAN PERŞEMBE/CUMA 1399
1980 09/10 HAZİRAN PAZARTESİ/SALI 1400
1981 30/31 MAYIS CUMARTESİ/PAZAR 1401
1982 20/21 MAYIS PERŞEMBE/CUMA 1402
1983 09/10 MAYIS PAZARTESİ/SALI 1403
1984 28/29 NİSAN CUMARTESİ/PAZAR 1404
1985 17/18 NİSAN ÇARŞAMBA/PERŞEMBE 1405
1986 06/07 NİSAN PAZAR/PAZARTESİ 1406
1987 26/27 MART PERŞEMBE/CUMA 1407
1988 15/16 MART SALI/ÇARŞAMBA 1408
1989 04/05 MART CUMARTESİ/PAZAR 1409
1990 22/23 ŞUBAT PERŞEMBE/CUMA 1410
1991 11/12 ŞUBAT PAZARTESİ/SALI 1411
1992 31 OCAK/01 ŞUBAT CUMA/CUMARTESİ 1412
1993 19/20 OCAK SALI/ÇARŞAMBA 1413
1994 08/09 OCAK CUMARTESİ/PAZAR 1414
1994 29/30 ARALIK PERŞEMBE/CUMA 1415
1995 19/20 ARALIK SALI/ÇARŞAMBA 1416
1996 07/08 ARALIK CUMARTESİ/PAZAR 1417
1997 27/28 KASIM PERŞEMBE/CUMA 1418
1998 16/17 KASIM PAZARTESİ/SALI 1419
1999 05/06 KASIM CUMA/CUMARTESİ 1420
2000 24/25 EKİM SALI/ÇARŞAMBA 1421
2001 13/14 EKİM CUMARTESİ/PAZAR 1422
2002 03/04 EKİM PERŞEMBE/CUMA 1423
2003 23/24 EYLÜL SALI/ÇARŞAMBA 1424
2004 11/12 EYLÜL CUMARTESİ/PAZAR 1425
2005 31 AĞUSTOS/01 EYLÜL ÇARŞAMBA/PERŞEMBE 1426
2006 20/21 AĞUSTOS PAZAR/PAZARTESİ 1427
2007 10/11 AĞUSTOS CUMA/CUMARTESİ 1428
2008 29/30 TEMMUZ SALI/ÇARŞAMBA 1429
2009 19/20 TEMMUZ PAZAR/PAZARTESİ 1430
2010 08/09 TEMMUZ PERŞEMBE/CUMA 1431
2011 28/29 HAZİRAN SALI/ÇARŞAMBA 1432
2012 16/17 HAZİRAN CUMARTESİ/PAZAR 1433
2013 05/06 HAZİRAN ÇARŞAMBA/PERŞEMBE 1434
2014 25/26 MAYIS PAZAR/PAZARTESİ 1435
2015 15/16 MAYIS CUMA/CUMARTESİ 1436

Kaynak: T.C. Başbakanlık Diyanet İşleri Başkanlığı

Toplam Okunma: 2.349 (Önbellek Kullanılıyor) | Son Görüntülenme: 04.04.2020

Bu Kategori Altında Yayınlanmıştır: Kandil Özel, Takvim

Miraç Kandilinin Anlamı ve Önemi Hakkında

Perşembe, Temmuz 8, 2010 9:11 3 Yorum
Miraç Kandilinin Anlamı ve Önemi Hakkında 5/5 (100%) 1 Oy

Miraç Nedir? Miraç Kandilinin Anlamı ve Önemi..

Feyiz ve bereketin coştuğu mübarek gecelerimizden biri de Miraç Gecesidir. Miraç bir yükseliştir, bütün süfli duygulardan, beşeri hislerden ter temiz bir kulluğa, en yüce mertebeye terakki ediştir. Resulullahın (a.s.m.) şahsında insanlığın önüne açılmış sınırsız bir terakki ufkudur.

Bu ulvi seyahat, mucizelerin en büyüğüdür. Miraç mucizesi Kur’ân-ı Kerimde âyetlerle anlatılmış ve varlığı inkâr edilemeyecek bir şekilde ortaya konmuştur. Bu îlâhî yolculuğun ilk merhalesi olan Mescid-i Aksâya kadarki safha Kur’ân’da şöyle anlatılır:

“Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir.” (İsra Suresi, 1)

Miraçın ikinci merhalesi de Mescid-i Aksâdan başlayarak semânın bütün tabakalarından geçip tâ İlâhi huzura varmasıdır. Bu safha da Necm Sûresinde şöyle’ anlatılır:

“O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O’nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâda gördü. Ki, onun yanında Me’vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.” (Necm Suresi, 7-18.)

Miraç nasıl oldu?
Miraç, Receb ayının 27. Gecesi Cenab-ı Hakkın daveti üzerine Cebrail Aleyhisselâmın rehberliğinde Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksâ’ya, oradan semaya, yüce âlemlere, İlâhî huzura yükselmesidir.
Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam Mescid-i Haramdan (Mekke’den), Mescid-i Aksâ’ya (Kudüs’e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi. Kudüs’e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa’nın makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı, daha sonra Mescid-i Aksâ’ya geldi. Orada bütün peygamberler kendisini karşıladı. Miraçını kutladılar. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam burada peygamberlere iki rekat namaz kıldırdı, bir hutbe okudu.
Bir rivayette Hz. İsa’nın doğduğu yer olan Betlaham’a uğradı, orada da iki rekât namaz kıldı. Ve bugün Kubbetü’s-Sahra’nın bulunduğu yerden Muallak Taşının üzerinden Miraça yükseldi.

Semanın bütün tabakalarına uğradı. Sırasıyla yedi sema tabakalarında bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. Îsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim gibi peygamberlerle görüştü, Onlar kendisine “Hoş geldin” dediler, tebrik ettiler.
Bundan Sonra Hz. Cebrail ile birlikte imkân ile vü-cub ortası (kâinatın bittiği yer) Sidretü’l-müntehâ’ya geldiler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam orada ikisi gizli, ikisi açıktan akan (Nil, Fırat) dört nehir gördü. Sonra hergün yetmiş meleğin ziyaret ettiği Beytü’l-Ma’mur’u ziyaret etti.
Hz. Cebrail’in buradan öteye gitmesi mümkün değildi. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bundan sonra Refref adında bir vasıta ile zaman ve mekândan münezzeh (uzak) olan Cenab-ı Hakkın cemaliyle müşerref oldu.
Süleyman Çelebi’nin dediği gibi

“Aşikâre gördü Rabbü’l-izzeti/Âhirette öyle görür ümmeti” İnşaallah…

Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Rabbinin huzurundan döndükten sonra Hz. Musa ile karşılaştı., “Allah ümmetine neyi farz kıldı?” diye sorunca, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam “50 vakit namaz” buyurdu.

Hz. Musa’nın, “Rabbine dön, azaltması için Rabbinden niyazda bulun, ümmetin buna güç yetiremez” demesi üzerine, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, beş sefer Cenab-ı Hakka niyazda bulundu, her seferinde 10 vakit indi, sonunda beş vakitte karar kıldı.

Daha sonra Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Hz. Cebrail’in rehberliğinde Cenneti, Cehennemi, âhiret menzillerini ve bütün âlemleri gezdi, gördü, Mekke’ye döndü.

Sabah olunca Kabe’nin yanında Mekkelilere Miraçı anlattı. Onlar Peygamberimizden delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam de onlara yolda gördüğü kafilelerinden haber verdi. Kureyşliler hemen kafileleri karşılamak için Mekke dışına çıktılar. Gelenleri aynen Peygamberimizin Aleyhissalâtü Vesselam haber verdiği gibi gördüler, ama iman nasip olmadı.

Ama yine de Peygamberimizden üst üste Miraça çıktığına dair delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Kudüs’e, Mescid-i Aksâ’ya uğradığını anlatınca Kureyşliler, “Bir ayda gidilebilen Bir yere Muhammed nasıl bir gecede gidip gelebilir?” diye itiraz ettiler, ardından da Mescid-i Aksâ’yı görmüş olanlar, “Mescid-i Aksâ’yı bize anlatır mısın?” diye Peygamberimize soru yönelttiler.

Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam şöyle anlattı:
“Onların yalanlamalarından ve sorularından çok sıkıldım. Hatta o ana kadar öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim. Derken Cenab-ı Hak birden Beytü’l-Makdis’i bana gösterdi. Ben de ona bakarak her şeyi birer birer tarif ettim. Hatta bana, ‘Beytü’l-Makdis’in kaç kapısı var?’ diye sordular. Halbuki ben onun kapılarını saymamıştım. Beytü’l-Makdis karşımda görününce ona bakmaya ve kapılarını teker teker saymaya ve anlatmaya başladım.”

Bunun üzerine müşrikler:
“Vallahi dos doğru tarif ettin” dediler, ama yine de iman etmediler.

O esnada Hz. Ebû Bekir çıkageldi, müşrikler durumu ona haber verdiler. Hz. Ebû Bekir, “Eğer bu sözleri ondan duymuşsanız seksiz şüphesiz doğrudur” diyerek hemen tasdik etti ve bundan sonra Hz. Ebû Bekir “Sıddîk, tereddütsüz inanan” ünvanını aldı.

Peygamberimiz neden mirac’a çıktı?
Bir padişahın iki türlü konuşması vardır. Biri, bir vatandaşla telefon ederek küçük bir meseleyi görüşmesi. Diğeri de devlet başkanı, halifelik yönü ve milletin idarecisi olarak, emirlerini her tarafa duyurmak için özel bir elçisi ile konuşması, sohbet etmesi, onun aracılığı ile ferman yayınlamasıdır.
Bu örnekte olduğu gibi Cenab-ı Hakkın da kulları ile iki tarzda muhatap olması vardır. Biri, özel ve cüz’i, diğeri de geniş ve genel mahiyette bir konuşması. Cenab-ı Hakkın bazı velilerle özel ve cüz’i anlamda ilham etmesi birinciye örnektir.

Ama Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün velayet mertebelerinin üstünde bir büyüklük ve yücelikte, kâinatın Rabbi, bütün varlıkların Yaratıcısı olarak Cenab-ı Hakkın sohbetine müşerref olması ise ikinci ve mükemmel olanına misaldir.

Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam elçiliği iki taraflıdır. Birisi halktan Hakka, diğeri de Haktan halka. Birisi mi’râcin bâtıni tarafı olan velayet yönüdür, diğeri de zahiri tarafı olan risalet yönüdür.

Yani Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam bizi temsilen Cenab-ı Hakkın huzuruna çıktı, başta insanlar olmak üzere bütün varlıkların ibadet, kulluk, tesbih ve zikirlerini toplu olarak (askerin komutana tekmil vermesi gibi) arz etti. Bu yönüyle Miraç halktan, insanlardan, varlıklardan Hakka bir gidiştir. Diğeri de Cenab-ı Hakkın biz kullarından istediklerini, emir ve yasaklarını Resul olarak getirmiştir. İbadetlerin özü ve esası olan beş vakit namazı Miraç hediyesi olarak getirmesi gibi…

Peygamberimiz, Allah ile nasıl görüşebilir?
Soru: “Bize herşeyden daha yakın olan Cenab-ı Hakka binlerce senelik mesafeyi aşarak yetmiş bin perdeyi geçtikten sonra Rabbiyle görüşmesi ne demektir?”

Cenab-ı Hak herşeye herşeyden daha yakındır, fakat herşey O’ na sonsuz şekilde uzaktır.
Meselâ, güneşin insan gibi aklı olsa da bizimle konuşacak olsa, elimizdeki ayna aracılığıyla bizimle konuşabilir.
Diğer taraftan biz bir çeşit ayna olan gözümüzle güneşe yaklaşabiliyoruz. Oysa güneş bize 150 milyon km. uzaklıkta bulunuyor, hiçbir şekilde ona yanaşamayız. Güneşe bir derece yaklaşmak için ancak Ay kadar büyümek lazım. Bu da mümkün değildir.
Bu misalde olduğu gibi, gerçek anlamda Cenab-ı Hak herşeye yakındır, ama herşey ona sonsuz derece uzaktır. Ancak Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam, Cenab-ı Hakkın lütfuyla bir anda binlerce perdeyi geçerek Miraça yükselmiş; bütün manevi mertebeleri aşarak huzura varmıştır.

Bir insan nasıl göklere çıkabilir?
Soru: “Bunun bir örneği var mıdır? Bir uçak ancak 10-15 bin metre yukarı çıkabiliyor, bir uzay gemisi ancak Ay’a ve Venüs’e ulaşabiliyor. Bir insan birkaç dakika gibi kısa bir sürede milyonlarca metre uzaklara nasıl gidip gelebilir?”

Yerküremiz, yani Dünya bir yılda yaklaşık 188 saatlik bir mesafeyi bir dakikada döner, yirmi beş bin senelik mesafeyi bir senede alır. Bu muazzam hareketi ona yaptıran ve bir sapan taşı gibi döndüren bir Kudret, bir insanı Arş-ı Âlâya getiremez mi? Güneşin çevresinde o ağır cisim olan dünyayı gezdiren bir hikmet bir insan bedenini şimşek gibi Rahman’ın Arşına çıkaramaz mı?

Peygamberimiz sadece ruhuyla gitse olmaz mıydı?
Soru: “Öyleyse ise neden Miraça çıktı? Ne lüzumu var? Evliya gibi ruhu ve kalbi ile gitse yetmez miydi?”

Cenab-ı Hak görünen ve görünmeyen âlemlerdeki güzellikleri göstermek için, kâinat fabrikasını ve merkezini gezdirmek, insanlığın amel ve ibadetlerinin âhiretteki neticesini göstermek için Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamı oralara davet etmesi gayet makuldür. Sadece ruhu ve kalbi ile değil, bu seyahate bedeninin de iştirak etmesi gerekir.

Görünen âlemin anahtarı olan gözünü, işitilen âlemin anahtarı olan kulağını Arşa kadar birlikte alması gerektiği gibi, ruhunun sayısız görevlerini üstlenen âlet ve makinesi hükmünde olan mübarek bedenini Arşa kadar çıkarması akıl ve hikmet gereğidir.

Zaten Cenab-ı Hak Cennette bedeni ruha arkadaş ediyor. Çünkü pekçok kulluk görevine ve sınırsız lezzetlere ve acılara beden kaynaklık etmektedir.
Öyle ise bu mübarek beden ruha arkadaşlık edecektir. Cennette ruh bedenle birlikte olacaksa Cennetü’1-Me’vâ’nın gövdesi olan Sidretü’l-Müntehaya Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın zatının arkadaşlık etmesi hikmetin tâ kendisidir.

Peygamberimiz Miraça sadece ruhen çıkmış olsaydı, zaten mucize olmazdı. Çünkü her veli ruhen ve kalben o âlemlere çıkabiliyor.

Peygamberimiz kısa zamanda nasıl gidip geldi?
Soru: “Birkaç dakikada binlerce yıllık mesafeye gidip gelmek aklen mümkün müdür?”

Cenab-ı Hakkın sanatında hareket ve hızın derecesi farklı farklıdır. Sesin hızı ile ışığın hızı, elektriğin hızı, hatta ruhun ve hayalin hızı birbirinden bütünüyle farklıdır. Gezegenlerin hızları da birbirinden farklıdır. Meselâ ışığın hızı 300.000 km/sn iken sesin hızı 360 km/sn’dır.

Acaba Peygamberimizin lâtif bedeninin yüce ruhuna tabi olması, ruh hızında hareketi nasıl akla ters gelebilir?

Yine bir insan on dakika uyusa bazı olur ki, bir yıllık iş görebilir. Hatta bir dakikada insanın gördüğü rüyayı, rüyada işittiği sözleri, konuştuğu kelimeleri toplansa uyanıkken bir gün, belki daha fazla bir zaman gerekir.

Demek ki bir zaman dilimi iki kişiye göre değişebiliyor, birisine bir gün, diğerine de bir yıl hükmüne geçebilir.

İşte Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, Burak’a binerek şimşek gibi bütün kâinatı gezip İlâhi huzura çıkıp Rabbiyle sohbet şerefine ermiş, Onun cemalini görmüş, emirlerini alıp dönüp gelmiştir.

Miraçın benzeri bir olay var mıdır?
Soru: “Peygamberimizin Miraça çıkması mümkündür. Fakat her mümkün gerçekleşmiyor. Bunun bir benzeri var mı ki kabul edelim?”

Miraçın çok örnekleri vardır:
Bir insan, gözüyle bir saniyede Neptün gezegenine çıkabilir.
Bir bilim adamı, astronomi kanunlarına binerek tâ yıldızların arkasına bir dakikada gidebilir.
İman sahibi her insan, namazın hareketlerine düşüncesini bindirerek bir çeşit Miraçla kâinata arkasına alarak İlâhî huzura girebilir.
Kalb gözü açık bir veli, İlâhî sırlara kırk günde ulaşabilir. Hattâ Abdülkadir Geylânî ve İmam-ı Rabbanî gibi bazı evliyanın bir dakikada Arş-ı Âlâya kadar ruhen çıktıkları bildiriliyor.
Yine nurlu bir cisme sahip olan melekler bir anda yerden Arşa, Arştan yeryüzüne gidip geliyorlar.
Cennette, Cennet ehli mü’minler, Cennet bahçelerine kısa bir zamanda çıkabiliyorlar.

Bu kadar örnekler gösteriyor ki, bütün evliyanın sultanı, bütün mü’minlerin imamı, bütün Cennet ehlinin reisi ve bütün meleklerin makbulü olan Resul-i Ekrem Efendimizin bir anda Miraça çıkması, dönmesi, bütün yüce âlemleri gezip görmesi gayet makuldür ve şüphesizdir.

Miraçla gelen hediyeler

Birincisi: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün iman hakikatlerini gözleriyle gördü. Melekleri, Cenneti, âhireti, hattâ Cenab-ı Hakkın cemâlini gözleriyle müşahede etti. Sözlerinde ve vaadinde en küçük bir hilafı, aksi beyanı olmayan o yüce insan mü’min ruhlara manen şöyle diyordu: “Sizin inandığınız, melekleri, âhireti, Rabbinizin Nur cemâlini bizzat gördüm; bu iman esasları vardır, mevcuttur; tereddüt ve şüphe etmeyiniz.” Böylece mü’minler sonsuz bir imana ermenin saadetine kavuştular.

İkincisi: İnsan herşeyi merak ediyor. Ayda hayat var mı, yok mu diye araştırıyor. Halbuki Ay O Ezelî Sultanın memleketinde ancak bir sinek kadar yer kaplıyor.

Mü’minler merak ediyorlar. “Rabbimiz bizden ne istiyor? Acaba ne yaparsak Rabbimiz bizden razı olur? Bir yolunu bulsak da doğrudan doğruya Rabbimizle muhatap olsak, bizden ne istiyor, anlasaydık” derken, İki Cihan Serveri yetmiş bin perde arkasından ezel ve ebed Sultanının razı olacağı amelleri Miraç meyvesi olarak getirdi beşere hediye etti. Bu hediye başta namaz olmak üzere İslâmın diğer esasları ve ibadetleridir.

Üçüncüsü: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam ebedî saadet definesinin anahtarını alıp getirmiş, cinlere ve insanlara hediye etmiştir. Peygamber Efendimiz kendi gözüyle Cenneti görmüş, sonsuz saadetin varlığını müşahede etmiş ve bu büyük müjdeyi haber vermiştir. Öyle ki, bir adama idam edileceği anda affedilerek padişahın yakınında bir saray verilse ne kadar sevinir.
Öyle de bütün cinler ve insanlar sayısınca toplu bir müjde olan bu sevinç ne kadar önemli ve değerlidir.

Dördüncüsü: Peygamber Efendimiz Miraçta Cenab-ı Hakkın cemalini görme nimetini tattı. Bu manevi nimetin Cennette mü’minlere de nasip olacağı müjdesini verdi. “Ayın on dördünü nasıl açıkça gözünüzle görüyorsanız, Rabbinizi de öyle Cennette apaçık göreceksiniz” buyurarak bu ezelî müjdeyi bizlere hediye olarak getirdi.

Beşincisi: İnsan kâinatın en kıymetli bir meyvesi ve Kâinat Sahibinin en nazlı bir sevgilisi olduğu Miraçla anlaşıldı. Kâinata nisbetle küçük bir varlık, zayıf bir canlı olan insan bu meyve ile öyle bir dereceye çıktı ki, bütün varlıklar üzerinde bir makam ve mevki kazandı. Çünkü rütbesiz bir askere, “Sen paşa oldun” dense ne kadar sevinir.
Öyle de âciz, fani, devamlı ayrılık ve zeval tokadını yiyen biçare insana birden, “Sonsuz ve baki bir Cennette Rahman ve Rahîm olan Allah’ın rahmetine gireceksin” dendiğinde o insan ne kadar büyük bir mevki ve makama çıkar. Cennette hayal hızında, ruh genişliğinde, akıl akıcılığında, kalbin bütün arzularında Cenab-ı Hakkın ebedi mülkünde seyir ve seyahate erecektir. Cenab-ı Hakkın nur cemalini seyretme nimetini tadacaktır. Böyle bir insanın kalb ve ruhu ne kadar büyük bir sevince kavuşur değil mi? Miraçın bu meyvesi insanın en büyük arzu ve hedefidir. (Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, 31. Söz.)

Miraç Gecesi Namazı
Miraç gecesi kılınacak namaz on iki rekattır. İki rekatte bir selam verilerek kılınacak olan namaz on iki rekat ile bitirilir. Her rekatte Fatihadan sonra on kere ihlas okunur. Kılınma zamanı yatsı namazı kılındıktan sonra, imsak vaktine kadar ki herhangi bir vakit olabilir. Bu oniki rekat namaz bittiği zaman selamdan sonra yüz defa :

“Sübhanallahi vel hamdülillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyül azim” duası okunur.

Ardından da yüz kere istiğfar yapılır.

Miraç Gecesinin Gündüzünde Kılınacak Namaz
Miraç gecesinin gündüzünde öğlen namazını kıldıktan sonra sonra dört rekat namaz kılınır.
Bu namazın;birinci rekatında Fatiha’ dan sonra bir kere Felak suresi, ikinci rekattan sonra bir kere Nas suresi, üçüncü rekatta üç kere Kadr suresi, dördüncü rekatta elli kere İhlas suresi okunur.

Alıntıdır

1900-2015 Yılları Arası Miraç Kandili Tarihleri

Toplam Okunma: 670 (Önbellek Kullanılıyor) | Son Görüntülenme: 23.03.2020

Bu Kategori Altında Yayınlanmıştır: Kandil Özel